Showing posts with label Alıntı Yazılar. Show all posts
Showing posts with label Alıntı Yazılar. Show all posts
Saturday, January 26, 2013
İnsan...
(Not: Alıntıdır..Murat Adanç tarafından Aralık 1991'de yazılmış olup yazarın 64'ler dergisindeki Mac Adventure köşesinde yayınlanmıştır.)
Bomboş bir dünya düşünün, yardımcı olacaksa bizim dünyamızın ilk zamanlarını düşünün.İlkel milkel birkaç canlı türü daha el değmemiş bakir dünyalarının üstünde kendi sıradan yaşamlarını sürdürüyorlar.Şimdi bu tabloya bir de daha evriminin en başındaki insanoğlunu ekleyin.Herkesin tek derdi karnını doyurmak ve kendi soyunu devam ettirmek.İşte karanlık gecelerde özlemini çektiğim, bir an için gözümün önünde görünüp kaybolan düşünce bu.Bu kırmızı dünya (Nedense hep kırmızıdır) beni inanılmaz derecede çeker.Monoton olabilir, belki de çoğunuzu kusturacak kadar ilkeldir ama benim aradığım utopia'ların başında bu gelir.Bu dünyanın döngüleri kendi çapında gider durur ta ki o ağzından yağ damlayan insan denen yaratık en büyük silahının, yani biçimsiz kafatasının içindeki beyninin güçlerinin farkına varana dek.O noktadan sonra herşey bir anda değişir, bütün dengeler bozulur, huzur gider, kaos gelir, utopia gider, cehennem gelir.Benim ufak oyuncağımın sonu gelmiştir artık, deyim yerindeyse "Maymunun gözü açılmıştır".İnsan, insanlığını gösterir ve herşey yıkılır...
İlk işi sağına soluna sataşmak olur.Çünkü insanlar aç gözlüdür.Diğer yaratıklar ihtiyaçları olanı alırlar ve etraflarını rahat bırakırlar.İnsan ise hepsine ve de herşeye sahip olana kadar rahat etmez.Yaratıcı olduğunu sanır, başka şeylere kullansın diye verilen zekasını kullanarak kendine yeni evler, yeni araçlar yapar.Herkes de bunun insanın yaratıcılığından kaynaklandığını sanar, bana sorarsanız insanın icad ettiği ve yaptığı herşeyin altında kalbini kemirip duran açgözlülüğü yatar.Gerekirse kendi soyundakilere zarar verir, onları öldürür çünkü o agresiftir ve bana sorarsanız herhangi bir hayvandan çok daha vahşidir.Bırakın çıkarı zevk için bile öldürebilir.
Mağarasının köşesinde dolu midesini başkalarının rahatını bozmak için icad ettiği ateşin köşesinde ısıtan insanın aklı bu sefer çok daha çarpık şeylere kayar.Hayalleri geliştikçe etrafına verdiği zarar da artar.Zevkli bulduğu herşeyi, sonuçlarını veya kötü yanlarını hiç düşünmeden anında yapar, çünkü insan iradesizdir.Belki de etrafınızda gördüğünüz her kötülüğün, her çarpıklığın, her bozukluğun en dibinde bu yatar.Zekası veya mantığı onu ne kadar durdurmaya çalışırsa çalışsın insan asla ihtiraslarının peşini bırakmaz.Burda bahsettiğim problem sabah saatiniz çalınca yataktan kalkabilmek değil, hayatta istediğiniz şeyleri elde etmeye çalışırken onların kölesi olmaktır.İnsan paranın kölesidir.Onu kendi icad etmiş olsa bile yaptığı herşeyi sırf parayı elde edebilmek için yapar.Yalan söyler, çalar, çırpar, köpekler gibi çabalar ve hatta öldürür.İnsan zevkin kölesidir, kendini öldüreceğini bile bile hiçbir zevkinden kolay kolay vazgeçmez.İçki içer, sigara içer, geberene kadar tıkınır, her zaman daha büyük zevklerin peşinde koşar.İnsan toplumun kölesidir, etrafındakilerin gözüne biraz olsun girebilmek için kendinden uzaklaşır, onları memnun edecek şeyleri yapar, onların istediği gibi giyinir, konuşur, yaşar.İnsan fazlalığın kölesidir, sade olan hiçbirşeyle yetinmez, her zaman daha aşırısını ister.İnsan ölümün kölesidir, ondan korkar, gizli gizli ona özlem duyar ma ondan kurtulmak için gerekirse ruhunu bile satar.
İşte böyle, insan kendi yeteneklerinin farkına vardığından beri bitmek bilmez bir açgözlülük içinde icad eder, üretir ve sonra kendi yaptıklarının kölesi olur.Zararı sadece kendine olsa iyi, insan kendine sunulan doğayı acımasız bir şekilde kullanır, harab eder, sonra da doğa kirleniyor diye zırlar.Bir de benim en gıcığıma giden özelliklerinden biri, insan insanı etkilemeye çalışır.Kendi haline bırakılsa belki de kendisinden iyi ve üstün olacak bir bebeği kendi kalıplarına sokabilmek için gerekirse döver, kendine göre eğitir ve o zavallı bebek aynen kendi gibi olana kadar rahat etmez.Bütün bunların altında insanın iradesizliği yatar, iyiyle kötüyü ayıracak kadar beyni olsa bile insan asla hayır diyemez ve her zaman kafasına uyanı yapar.
Peki ben kim oluyorum da konuşuyorum?Ben de bir insanım, hepimiz insanız.Hepimiz aynı yapıdayız ve aynı kötü özelliklere sahibiz.Benim görebildiğim tek umut en azından birşeylerin yanlış olduğunu hissedebiliyoruz ama elimizden birşey gelmiyor.Biz kendi iradesizliğimizin cehennem ateşinde kavrulmaya mahkum birer ruhuz...
Thursday, February 23, 2012
İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler

David Foster Wallace’ın okuduğum ilk kitabı.Hayatı boyunca direndiği depresyonla mücadelesini 2008 yılında intihar ederek sonlandırmış talihsiz bir yazar.Kısa hikayelerden oluşan bu kitabında bize hiperaktif biçimde çalışan aklından çıkan karmaşık ancak ironi yüklü cümleleri ile yaşadığımız çağın insanlarına ve sıradan gündelik hayatımıza ait bir takım rahatsız edici detayları sunuyor.Üzerinde fazla durulmayan, kanıksanmış olarak kabul edilen bazı iğrenç insan davranışlarına atıfta bulunuyor..Kitabın bazı bölümlerinde de kendi karanlık kişiliğini yansıtan karamsar ve sorgulayıcı öykülere yer veriyor…Aşağıda kitapta yer alan kısa hikayelerden birine yer vereceğim.Dünyanın ne kadar fırsatçı insanlarla dolu olduğuna, erkek milletinin bazen ne kadar iğrenç olabileceğine dair yaşanmış bir hikaye..
KISA GÖRÜŞMELER NO: 3
TRENTON,NEW JERSEY (KULAK MİSAFİRLİĞİ)
R-: “Yani ben yine son inen oldum,her zamanki gibi işte.”
A-: “Evet, bekle,koltuğunda gevşe, son inen sen ol, herkes hemen her seferinde durur durmaz koridora yığılmak zorunda diye çantaların elinde,sırılsıklam tere bulanmış bir halde orada beş dakika dikiliyorsun ayakta, sırf-“
R-: “Bekle biraz, sonunda körükten çıkıyor ve şu çıkış kapılarının oradaki karşılama alanına geliyorum, her zamanki gibi taksiye bineceğim diye düşünerek-“
A-: ”Aslında üzücü oluyor bu ani müşteri ziyaretleri, çıkış kapısındaki yolcu karşılama alanında herkesin bekleyeni olduğunu ve çığlıklar eşliğinde kucaklandıklarını ve limuzin şoförlerinin ellerinde senin ismin yazılı olmayan kağıtlar-“
R-: ”Bir saniyeliğine kapa çeneni de şunu dinle, çünkü bir baktım ki dışarı çıktığım zaman kimseler kalmamış.”
A-: ”O vakte kadar oradakilerin çoğu dağılmış oluyor yani, onu diyorsun.”
R-: ”Bir tek kenarda bir kız var, kordonun öteki yanında kalmış, yolcu körüğünün içine bakıyor, sonra dışarı çıktığım sırada ona baktığımı görünce gözlerimiz buluşuyor falan işte, ondan başka kimse yok orada ve ne yapıyor, kalkıp ağlayarak dizlerinin üzerine çöküyor, iki gözü iki çeşme döşemeyi dövüyor ve hep ucuz malzeme aldıkları için düşük kalite zamk birden atıyor ve döşeme hemen yerinden sökülerek onların çeyrek milyonluk masraflarını üç katına çıkarıyor ki eminim sana bunu söylememe gerek bile yok ve o öyle iki büklüm olmuş halde malzemeyi tırnaklar ve bağırıp çağırırken eğilmiş, hani birazdan göğüslerini göreceksin.İki gözü iki çeşme, iyice kendinden geçmiş durumda.”
A-: “Dayton’a yaptığınız bu boktan, ani müşteri ziyareti için neşeli bir karşılama, buyurun sizi karşılamaktan mem-“
R-: “Hayır ama hikaye tahmin edeceğin gibi yanına gidip de iyi misin, bir sorun mu var falan dediğim ve emin ol o daracık küçük tişörtün, paltosunun altına giydiği streç tişörtün, Aerobik kıyafeti gibi olanlardan hani işte, onun altında acayip güzel göğüsler olduğuna yakından şahit olduktan sonra başlıyor, o böyle yerlere kapanmış, kendini yumruklar gibi iki büklüm olmuş, sevdiği bir herif falan varmış onu anlatıyor ve herif bunu çok sevdiğini söylemiş ama tanışıp da ateşli bir aşka düştükleri sırada biriyle nişanlıymış meğer ama sonra oradan oraya sürüklenip durmuşlar ve ben de durmuş bu karıyı dinliyorum ama sonunda diyor, sonunda herif kararını vermiş ve sonunda bu dolgun göğüslü karıya körkütük aşık olduğunu ve Tulsa’daki kıza gidip olan biteni anlatacağını ve Tulsa’yla işini bitirip göğüsleriyle histeri krizi geçiren ve hayatta her şeyden çok bu herifi seven ve onunla “ruhlarının” kaynaştığına inanan ve tüm o teraneler işte, bir sürü pisliğin peşinde koşturduktan sonra sonunda güvenip sevebileceğine ve palavralarla kalplerle falan “ruhlarını” kaynaştıracaklarına inanan bu kıza kendini teslim edip bağlanacağını söylemiş herif-“
A-: “Ve falan filan feşmekan.”
R-: “Falan filan diyerek herif Tulsa’ya uçuyor eski kızla nişanı bozmak ve sonra da geri gelip onu Kleenex ve göğüsleriyle Dayton’da havaalanı kapısında iki gözü iki çeşme hüngür hüngür ağlayarak bekleyen bu kıza dönmek için.”
A-: “Ah, sanki anlamadık ne olacağını.”
R-: ”Siktir ya, herif elini kalbine koymuş işte ve döneceğine yemin etmiş, bilmem kaç uçuş numaralı uçakla döneceğini, saatini falan söylemiş ve kız da göğüslerini kapıp onu karşılamaya geleceğini söylemiş, bütün arkadaşlarına artık cidden aşık olduğunu ve herifin ilişkisini bitirip hemen ona koşacağını anlatmış ve döndüğü zaman kalsın diye ortalığı temizlemiş ve saçlarını yaptırmış, spreylerle falan kocaman yapmış saçını, üzerine parfüm sıkmış,hem de her yerine anlarsın ya, yani bildiğin hikaye, hazırlığı yapmış ve en güzel pembe kotunu giymiş, söylemiş miydim, pembe kotla yüksek topuklular vardı üzerinde hani dünyanın bütün dillerinde s.k beni s.k beni diye bağıran-“
A-: “ He he.”
R-: “Tam da bu sırada, hani şu USAir çıkış kapısının oradaki küçük kahvecideyiz, hani iki dolarlık bok gibi kahve alıp sandalye mandalye vermedikleri için elinde numune dosyası ve çantanla masaların başına dikilmek zorunda kaldığın ve çantanı falan yerdeki halıya bile değil harçları çoktan dökülmeye başlamış ucuz taşların üzerine koymak zorunda kaldığın o boktan kahvecilerden birinde ve ona kağıt mendil verip duruyorum ve bir yandan da arabayı nasıl elektrik süpürgesiyle süpürdüğünü ve hatta dikiz aynasında asılı duran parfümü bile değiştirdiğini ve bu sözde güven verici herifin boktan anası üzerine yemin ederek geleceğini söylediği uçuşa yetişmek üzere havaalanına koşturduğunu dinliyorum.”
A-: “Herif harbiden götün tekiymiş.”
R-: “Kes sesini, kız havaalanına koştururken herifin onu aradığını, hem de tam parfümün son damlasını orasına burasına sıkıp saçını dört bir yandan spreylerken aradığını söyledi, telefonu açmış ve karşısına bu herif çıkmış ve hatta parazit olduğunu ve havadayken aradığını,romantik bir şekilde onu uçuş sırasında aramak istediğini, uçaktayken hani o önündeki koltuğun arkasından çıkarıp kartını içine takarak kullandığın o uçuş telefonundan aramasının romantik olduğunu söylemiş ve telefonla-“
A-: “O şeylerle konuşmanın dakikada altı dolar olması tam bir soygun, bir de üzerinden geçtiğin eyaletin vergileri falan binince iki katına çıkıyor, hele haritadaki kesişmeler yüzünden-“
R-: “Ama asıl olay bu değil, yani eğer dinlemek istiyorsan asıl olay bu kızın oraya erken gidip çıkıştaki karşılama kapısında aşk ve bağlılık teranelerinden uçmuş bir halde ve hafif hafif gözleri dolarak güven içinde beklemeye başlaması ve neşeyle orada dikilip zavallı bir budala gibi güven saçarak dururken sonunda uçağın inmesi, herkesin sürü halinde büyük bir telaşla yolcu körüğünden çıkıp gelmesi ama adamın ilk sürünün içinde olmaması ve ikinci sürüde de olmaması ve çıkanlar sanki bir bok varmış gibi dışarıda deli deli küçük sürülerle dışarı savrulduğu sırada-“
A-: “Tanrım o körüklerde harcadığım vaktin haddi hesabı yok desem şim-“
R-: “İşte diyor ki, zavallı bir budala gibi inancı bir an bir damla olsun tükenmeden bütün o kucaklaşmaların arasında herkesin birileriyle buluşup bagaj teslim bölümüne gittiği sırada o,plastik kordonun öteki yanına,kestane renkli örme kordonun öteki yanına bakıp durmuş ve her seferinde bu herifin bir sonraki grupla birlikte çıkıp gelmesini beklemiş, sonraki,sonraki diye diye bekleyip durmuş.”
A-: “Zavallı küçük aptal.”
R-: “İşte sonra her zamanki gibi en son ben çıktım,hepsi birbirine benzeyen bavullarını,beni nedense hep sinir eden o bavullarını çekerek yürüyen uçuş ekibinden başka kimse yoktu arkamda ve işte beni de sonuncu olarak görünce-“
A-: “Yani demek senin yüzünden bağırıp kendini yerlere atmamış, sadece en son sen çıktın ve sen de bu dallama değilsin diye yapıyormuş öyle.Piç herif o telefonu uydurmuş bile olabilir, saç kurutma makinesini çalıştırırsan tam da öyle bir parazit yapar-“
R-: “Diyorum ya böylesini görmemişsindir hiç, hani kalbi kırılmış falan filan deyip geçersin ya, işte burada bu laf cuk oturuyordu, eliyle kafasını dövüp duruyor, nasıl böyle aptallık ettim diye diye ve güçlükle,acayip nefesler alıyor, sallanıyor, masayı dövüp duruyor, yere düşmesin diye kahveyi alıyorsun masadan ikide bir ve erkeklerin pislik olduğunu haykırıp duruyor, onlara güvenmemek gerektiğini söylemişti arkadaşlarım bana diyor, ama sonunda tanışmıştım güvenip kendimi teslim edebileceğim biriyle, kendimi bırakıp doğru şeyi yapabileceğim biri, meğer onlar haklıymış, kız budalanın tekiymiş, erkekler pislikmiş.”
A-: “Erkekler genellikle pisliktir, haklısın.he he.”
R-: “Ben de öyle, orada duruyorum elimde kahveyle, hem de saat çok geç ve kafeinsiz bile değil, kulak veriyorum ona, ilgi gösteriyorum, söylemem lazım, kalbim de boş değil sanki bu kalbi kırık kıza karşı.Yemin ederim sana, bu koca memeli kızdaki kadar büyük bir kalp kırıklığı görmemişsindir, sonra ona haklı olduğunu, herifin tam bir pislik olduğunu ve onu hak etmediğini söylemeye başlıyorum, haklı olduğunu, erkeklerin çoğunun pislik olduğuna yürekten hak verdiğimi falan.”
A-: “He he.Peki sonra ne oldu?”
R-: “He he.”
A-: “He he he.”
R-: “Soruyor musun?”
A-: “Seni piç kurusu.Dallama.”
R-: “Yani bilirsin bu işleri, geldi mi kaçmaz.”
A-: “Seni dallama.”
R-: “Kaçmaz.”
Friday, September 25, 2009
Kadın-Erkek İlişkileri Üzerine Harika Bir Yazı
Flying Dutchman'ın blogundan alınmıştır.Son zamanlarda okuduğum en keyifli yazılardan biri.Yazanın ellerine sağlık.
İLİŞKİLERDE TOP 10 İĞRENÇ ERKEK MODELİ:
1-Kereste Adam: "Lumber-man" de diyebilirsiniz bu adama. Hani kız arkadaşı "hayatım David Cronenberg'in son filmine gidebilir miyiz?" diye sorduğunda "ya Dilek şirketten 2 tane Maskeli Beşler bileti verdiler ya ne koronası, Opel Corsa Toyota Corona eheheheh" diye espri yapan öküz adam var ya işte o. Bu tiplerin Mustafa Kemal Atatürk'ün özdeyişine atıf yaparsak hayat damarı yoktur. Sanat anlayışı olabildiğince tekdüze olan bu adamı bir kitapevinde Rus romanlarının önüne götürseniz devreleri istop edebilir. Müzik, sinema, resim, kitap, sosyal hayat onlar için Polat Alemdar'ın bakışında gizlidir.
2-Hemzemin adam: Hani ortamlara akmak için sürekli arkadaş çevresini kullanan, ama amiyane tabirle sevgili yapınca arkadaşlarını silen ve taviz üstüne taviz veren "satıcı" var ya işte o adam. Bu adam ilişkisi yokken erkek arkadaşlarıyla kanka modundadır. Ne zamanki bir kızla tanışır, adamı bulmak mümkün olmaz. 10 senedir tanıdığın adam birden bir sevgi böceğine dönüşür. Ben yılların heavy metal dinleyicisinin sırf kız arkadaşına yaranmak için Hande Yener konserinde "hataaaayı ben en başındaa yaaaaptım" diye çığırdığını bilirim. Başında yaptın tabi, biz de başında yaptık seni adam bildik. Joe'nun deyimiyle bu adamların genellikle götü de yere yakındır o yüzden adı "hemzemin adam"dır.
3-Canciğer adam: Bu da 2 numaranın tam tersidir işte. Sevgilisi onun hayatında "interim coach" gibidir. Yani geçici kontratla işe alınır. Onun için kız arkadaşıyla yemeğe gitmek, aktiviteye katılmak, vakit geçirmek bir Play Station turnuvasından, bira ve patates eşliğinde maç seyretmekten, arkadaşarıyla masa üstü FRP oynamaktan aldığı tadın onda birini vermez. Bu adamların neden bir sevgilisi olduğunu merak ederim hep. Telefonunda son aranan 10 numaranın ilk 5 tanesi hala Ahmet, Hüseyin, Barış, Talat, Mahmut'sa niye sevgili yaptın arkadaşım. Blog yazarlarından birisinin sevgilisine "senden önce futbol vardı" dediğini de burdan açıklar ismini tahmin etmeyi artık size bırakırım. Baş harfi "tunchay".
4-Faşist adam: Bu adamın faşizmi siyasi anlamda değil, zevkler ve renkler anlamında. Şahsen bunun çok sık rastlamasam da bayan versiyonuna sinir olurum, erkeğin nasıl irrite edebilir olduğunu tahmin ediyorum. Her zevkini partnerine aşılamaya çalışan erkektir bu adam. Dinlediği müziği "al bak şunu dinle" diyerek ve sevgilisinin kulağına kulak pisliği taşlaşmış mp3 kulaklığını takarak, gittiği ve beğendiği Tarantino filmini zorla kız arkadaşına 3 defa izleterek hatta oturup bir de "bak bak çok beğeneceksin, bu da bir şov canım" diye Manchester United-Arsenal maçını izleterek sap olmaya doğru emin adımlarla giden adamdır bu. Arkadaşlar yıllardır anlayamadığınız şeyin artık farkına varın, kadınlar bizim hoşlandığımız şeylerin % 80'inden hoşlanmıyorlar.
5-Re-union adamı: Her zora düştüğünde camianın en simge adamını hocalığa getiren takım gibidir bu adamlar. Yıllar boyu unutamadıkları ve uzun sürmüş bir aşkları olur. Bir türlü unutamazlar ve biten yeni her ilişkisinden sonra telefon defterinden ilk olarak o oturaklı ilk ilişkideki kızı ararlar. Hatta bazıları üçüncü denemeden de sonuç alamayınca "yeter ulan artık siliyorum seni hayattan, bitirdin beni" diyip, telefonundan ilgili kızın numarasını siler ancak 3 ay sonra terkedildiğinde en iyi arkadaşını arayıp "yaaa Nazlı'nın numarayı silmişim Alper neydi ya sende varmı ühühühühü" diye dilenir. Ama futbol tarihinde kaç re-union işlemiştir ki gerçek hayatta da işlesin. Yaa yaaaa
6-Elde var bir adamı: İtiraf edeyim listede en sinir olduğum adam budur. Şu blogu okuyan 2.000 kişiden 1.500 tanesi bunu yapmıştır, "yapmadım" diyenin alnını karışlarım. Bir kız arkadaş vardır. Derken bir başka kızdan elektrik almaya başlanır, derken o elektrik platonik aşka dönüşür. Ama elektrik alınan kıza gidip söylenene ve cevap alınana kadar o anda beraber olunan sevgili elde tutulur. Sebebi, olur da yeni aday bizi refüze ederse eldekini kaybetmeyelim kaygısıdır. Olumlu sonuç alınırsa eski sevgiliye güle güle denir, olumsuz sonuçta ne şiş yanar ne kebap. Ha bahanesi ne olursa olsun büyük aşağılıklıktır belirteyim. Şimdi o 1.500 kişi tek tek kız arkadaşlarının ismini ve telefonunu bıraksın, bir dost olarak arayacağım kendilerini.
7-İlişkilerin Marxisti: Bu güruhun korkulu rüyaları 4 tanedir. 1-Sevgililer günü 2-Evlilik,tanışma vs. yıldönümü 3-Yılbaşı 4-Sevgilinin doğum günü. Bir ay önceden bu özel günler için titreme gelir bu arkadaşlara. Hediye almayı bilmezler, hediye alacak paraları yoktur (zengin fakir farketmez, bir yere harcarlar olsa da), yılların eskitemediği emektar düşünceye başvururlar. "Ya Pınar zaten hediye nedir ki, bunlar hep tüketim toplumunun tuzağı, yani niye illa ben o günde sevgimi belirteyim ki..niye...niye ya....365 günden niye bugün? Pınar? Niye bakmıyosun?". Pınar o sırada Slayer'dan "God Hates Us All"u söylemeye başlamıştır bile..Tanrım neden..neden ben.
8-4S Adamı: Bu 4S'nin açılımını söylemeyeceğim bilen biliyor. Usturuplu çevirisi "kaçan kovalanır"dır. Bu adam kız arkadaşıyla ilgilenmez, arayıp sormaz, SMS'e cevap vermez yani tam anlamıyla umursamaz havadadır. Gidip sorarsın "niye böyle yapıyorsun, bak kız etrafında pervane" diye, cevap klasiktir "soğuk yapıyorum abi, 4S kuralı, kendini çok vermeyeceksin karşı tarafa, üzülen sen olursun". Vay eşek vay. Bu herif aynı zamanda bir kızı elde edene kadar ona değer verip, amacına ulaşınca başka mecralara yelken açan iğrenç adamla da paralellik içerir. 3 ay önceki aşk çocuğu sözüm ona "cool" adama dönüşür ama biz paspas olduğun günleri de biliriz.
9-Polis memuru: İşten çıkarken arayan, 2 dakika sonra "çıktın mı?" diye teyit için tekrar arayan, 4 dakika sonra "servise bindin mi?", 36 dakika sonra "evde misin?" diyerek telekomünikasyona boğulan model. Kazara trafik varsa ve eve gitme biraz geciktiyse aldatılma psikolojisi bünyede tavan yapar ve ortalığı birbirine katarlar. Kardeşim şu kadını bir rahat bırak yahu. Onun için kendisiin olmadığı e içinde erkeklerin de bulunduğu her toplantı, gece, organizasyon sara nöbeti gibidir. Nedir bu telaş hiç anlamam.
10: Üçüncü adam: İşte en sevdiğim adam. Sona bıraktım. Sağ el adamı. Eküri adam. Ne derseniz deyin. Hani çiftin yanında dolaşan üçüncü ve sap adam vardır ya. İşte o. Favorimdir benim. Bu arkadaşın hayatı boyunca kızarkadaşı ya olmamıştır ya da olanı da 2 hafta sürmüştür. Bu yüzden de yaşadığı ambele sonucu ortamlarda sadece kendi anlayacağı espriler yapar. Doğru dürüst bir ilişkisi olmadığı için "ulan ben erken kalkayım şu gençler yalnız kalsın" diye bir alışkanlıkları da yoktur. Çiftin peşinde kuyruk gibi dolaşırlar. Arada "iyi ki berabersiniz ya çok mutlu oldum sizin için" tarzı laflar ederler. Bu arkadaşların yegane dert ortakları Jenna Jameson'dır, Sylvia Saint'tir, Briana Banks'dir. Nedense de isimleri İsa, Hamdi, Hakkı,Necdet gibi düz isimlerdir. Severim ama bu üçüncü adamları, hepimiz de bu kişiliğe bürünmüşüzdür.
İLİŞKİLERDE TOP 10 İĞRENÇ ERKEK MODELİ:
1-Kereste Adam: "Lumber-man" de diyebilirsiniz bu adama. Hani kız arkadaşı "hayatım David Cronenberg'in son filmine gidebilir miyiz?" diye sorduğunda "ya Dilek şirketten 2 tane Maskeli Beşler bileti verdiler ya ne koronası, Opel Corsa Toyota Corona eheheheh" diye espri yapan öküz adam var ya işte o. Bu tiplerin Mustafa Kemal Atatürk'ün özdeyişine atıf yaparsak hayat damarı yoktur. Sanat anlayışı olabildiğince tekdüze olan bu adamı bir kitapevinde Rus romanlarının önüne götürseniz devreleri istop edebilir. Müzik, sinema, resim, kitap, sosyal hayat onlar için Polat Alemdar'ın bakışında gizlidir.
2-Hemzemin adam: Hani ortamlara akmak için sürekli arkadaş çevresini kullanan, ama amiyane tabirle sevgili yapınca arkadaşlarını silen ve taviz üstüne taviz veren "satıcı" var ya işte o adam. Bu adam ilişkisi yokken erkek arkadaşlarıyla kanka modundadır. Ne zamanki bir kızla tanışır, adamı bulmak mümkün olmaz. 10 senedir tanıdığın adam birden bir sevgi böceğine dönüşür. Ben yılların heavy metal dinleyicisinin sırf kız arkadaşına yaranmak için Hande Yener konserinde "hataaaayı ben en başındaa yaaaaptım" diye çığırdığını bilirim. Başında yaptın tabi, biz de başında yaptık seni adam bildik. Joe'nun deyimiyle bu adamların genellikle götü de yere yakındır o yüzden adı "hemzemin adam"dır.
3-Canciğer adam: Bu da 2 numaranın tam tersidir işte. Sevgilisi onun hayatında "interim coach" gibidir. Yani geçici kontratla işe alınır. Onun için kız arkadaşıyla yemeğe gitmek, aktiviteye katılmak, vakit geçirmek bir Play Station turnuvasından, bira ve patates eşliğinde maç seyretmekten, arkadaşarıyla masa üstü FRP oynamaktan aldığı tadın onda birini vermez. Bu adamların neden bir sevgilisi olduğunu merak ederim hep. Telefonunda son aranan 10 numaranın ilk 5 tanesi hala Ahmet, Hüseyin, Barış, Talat, Mahmut'sa niye sevgili yaptın arkadaşım. Blog yazarlarından birisinin sevgilisine "senden önce futbol vardı" dediğini de burdan açıklar ismini tahmin etmeyi artık size bırakırım. Baş harfi "tunchay".
4-Faşist adam: Bu adamın faşizmi siyasi anlamda değil, zevkler ve renkler anlamında. Şahsen bunun çok sık rastlamasam da bayan versiyonuna sinir olurum, erkeğin nasıl irrite edebilir olduğunu tahmin ediyorum. Her zevkini partnerine aşılamaya çalışan erkektir bu adam. Dinlediği müziği "al bak şunu dinle" diyerek ve sevgilisinin kulağına kulak pisliği taşlaşmış mp3 kulaklığını takarak, gittiği ve beğendiği Tarantino filmini zorla kız arkadaşına 3 defa izleterek hatta oturup bir de "bak bak çok beğeneceksin, bu da bir şov canım" diye Manchester United-Arsenal maçını izleterek sap olmaya doğru emin adımlarla giden adamdır bu. Arkadaşlar yıllardır anlayamadığınız şeyin artık farkına varın, kadınlar bizim hoşlandığımız şeylerin % 80'inden hoşlanmıyorlar.
5-Re-union adamı: Her zora düştüğünde camianın en simge adamını hocalığa getiren takım gibidir bu adamlar. Yıllar boyu unutamadıkları ve uzun sürmüş bir aşkları olur. Bir türlü unutamazlar ve biten yeni her ilişkisinden sonra telefon defterinden ilk olarak o oturaklı ilk ilişkideki kızı ararlar. Hatta bazıları üçüncü denemeden de sonuç alamayınca "yeter ulan artık siliyorum seni hayattan, bitirdin beni" diyip, telefonundan ilgili kızın numarasını siler ancak 3 ay sonra terkedildiğinde en iyi arkadaşını arayıp "yaaa Nazlı'nın numarayı silmişim Alper neydi ya sende varmı ühühühühü" diye dilenir. Ama futbol tarihinde kaç re-union işlemiştir ki gerçek hayatta da işlesin. Yaa yaaaa
6-Elde var bir adamı: İtiraf edeyim listede en sinir olduğum adam budur. Şu blogu okuyan 2.000 kişiden 1.500 tanesi bunu yapmıştır, "yapmadım" diyenin alnını karışlarım. Bir kız arkadaş vardır. Derken bir başka kızdan elektrik almaya başlanır, derken o elektrik platonik aşka dönüşür. Ama elektrik alınan kıza gidip söylenene ve cevap alınana kadar o anda beraber olunan sevgili elde tutulur. Sebebi, olur da yeni aday bizi refüze ederse eldekini kaybetmeyelim kaygısıdır. Olumlu sonuç alınırsa eski sevgiliye güle güle denir, olumsuz sonuçta ne şiş yanar ne kebap. Ha bahanesi ne olursa olsun büyük aşağılıklıktır belirteyim. Şimdi o 1.500 kişi tek tek kız arkadaşlarının ismini ve telefonunu bıraksın, bir dost olarak arayacağım kendilerini.
7-İlişkilerin Marxisti: Bu güruhun korkulu rüyaları 4 tanedir. 1-Sevgililer günü 2-Evlilik,tanışma vs. yıldönümü 3-Yılbaşı 4-Sevgilinin doğum günü. Bir ay önceden bu özel günler için titreme gelir bu arkadaşlara. Hediye almayı bilmezler, hediye alacak paraları yoktur (zengin fakir farketmez, bir yere harcarlar olsa da), yılların eskitemediği emektar düşünceye başvururlar. "Ya Pınar zaten hediye nedir ki, bunlar hep tüketim toplumunun tuzağı, yani niye illa ben o günde sevgimi belirteyim ki..niye...niye ya....365 günden niye bugün? Pınar? Niye bakmıyosun?". Pınar o sırada Slayer'dan "God Hates Us All"u söylemeye başlamıştır bile..Tanrım neden..neden ben.
8-4S Adamı: Bu 4S'nin açılımını söylemeyeceğim bilen biliyor. Usturuplu çevirisi "kaçan kovalanır"dır. Bu adam kız arkadaşıyla ilgilenmez, arayıp sormaz, SMS'e cevap vermez yani tam anlamıyla umursamaz havadadır. Gidip sorarsın "niye böyle yapıyorsun, bak kız etrafında pervane" diye, cevap klasiktir "soğuk yapıyorum abi, 4S kuralı, kendini çok vermeyeceksin karşı tarafa, üzülen sen olursun". Vay eşek vay. Bu herif aynı zamanda bir kızı elde edene kadar ona değer verip, amacına ulaşınca başka mecralara yelken açan iğrenç adamla da paralellik içerir. 3 ay önceki aşk çocuğu sözüm ona "cool" adama dönüşür ama biz paspas olduğun günleri de biliriz.
9-Polis memuru: İşten çıkarken arayan, 2 dakika sonra "çıktın mı?" diye teyit için tekrar arayan, 4 dakika sonra "servise bindin mi?", 36 dakika sonra "evde misin?" diyerek telekomünikasyona boğulan model. Kazara trafik varsa ve eve gitme biraz geciktiyse aldatılma psikolojisi bünyede tavan yapar ve ortalığı birbirine katarlar. Kardeşim şu kadını bir rahat bırak yahu. Onun için kendisiin olmadığı e içinde erkeklerin de bulunduğu her toplantı, gece, organizasyon sara nöbeti gibidir. Nedir bu telaş hiç anlamam.
10: Üçüncü adam: İşte en sevdiğim adam. Sona bıraktım. Sağ el adamı. Eküri adam. Ne derseniz deyin. Hani çiftin yanında dolaşan üçüncü ve sap adam vardır ya. İşte o. Favorimdir benim. Bu arkadaşın hayatı boyunca kızarkadaşı ya olmamıştır ya da olanı da 2 hafta sürmüştür. Bu yüzden de yaşadığı ambele sonucu ortamlarda sadece kendi anlayacağı espriler yapar. Doğru dürüst bir ilişkisi olmadığı için "ulan ben erken kalkayım şu gençler yalnız kalsın" diye bir alışkanlıkları da yoktur. Çiftin peşinde kuyruk gibi dolaşırlar. Arada "iyi ki berabersiniz ya çok mutlu oldum sizin için" tarzı laflar ederler. Bu arkadaşların yegane dert ortakları Jenna Jameson'dır, Sylvia Saint'tir, Briana Banks'dir. Nedense de isimleri İsa, Hamdi, Hakkı,Necdet gibi düz isimlerdir. Severim ama bu üçüncü adamları, hepimiz de bu kişiliğe bürünmüşüzdür.
Etiketler:
10 Maddelik Listeler,
Alıntı Yazılar,
Flying Dutchman,
Mavra
Friday, April 07, 2006
Sen Uyu...
Yazan: MAC (Murat Adanç)
Sene:1991 ya da 1992
Uyu bakalım kendi yarattığın yalanların ortasında, sen uyu, ben çekerim günahlarını. Uyu bakalım herşey yolundaymış gibi, sen uyu, ben yorarım kafamı. Kapat mantığını, zaten yan gözle gördüğün yanlışları sil kafandan, umursamazlığını çek üstüne, sıcacık bir yorgan gibi, sen uyu, ben devam ederim iğrençliği seyretmeye. Kopar bağlarını gerçekle, kandır kendini, sen uyu, ben yürürüm bıçağın sırtında. Yorgunsundur da sen şimdi, çok birşey yapmışsın gibi, sen uyu, ben yenerim korkuları. Tıka kulaklarını, rahatsız etmesin seni gerçeğin sesi, sen uyu, ben dinlerim çığlıkları. Dal kirli rüyalarına, ders al onlardan, daha kötü olabilmek için, sen uyu, ben ederim duaları. Kopar sen bağlarını, olur ya vicdanın seni rahatsız eder diye, sen uyu, ben yürürüm bitmez tükenmez yolları. Kapat gözlerini, mahvettiklerin manzaranı bozmasın, sen uyu, ben beklerim tanrıları. Rahatla sen, yormasın seni uzanan eller, sen uyu, ben onarırım hayalleri. Dinlen sen, iç sana sunulan kanı, sen uyu, ben anarım giden gençliği. Keyfine bak sen, sivrilt kazıkları, sen uyu, ben yamarım ruhları. Yat sen, kur planlarını, sen uyu, ben iyileştiririm yaraları. Uzan şuraya, koy saçma kuralları, sen uyu, ben ararım cevapları. Boş ver sen, katlet sen aptalları, sen uyu, ben toplarım parçaları. Geç sen öbür tarafa, sen uyu, ben ağlarım...Güçlü olman lazım, kalleşlik kolay değil, aman sen uyu nasıl olsa yarın da yeneceksin beni...
Sene:1991 ya da 1992
Uyu bakalım kendi yarattığın yalanların ortasında, sen uyu, ben çekerim günahlarını. Uyu bakalım herşey yolundaymış gibi, sen uyu, ben yorarım kafamı. Kapat mantığını, zaten yan gözle gördüğün yanlışları sil kafandan, umursamazlığını çek üstüne, sıcacık bir yorgan gibi, sen uyu, ben devam ederim iğrençliği seyretmeye. Kopar bağlarını gerçekle, kandır kendini, sen uyu, ben yürürüm bıçağın sırtında. Yorgunsundur da sen şimdi, çok birşey yapmışsın gibi, sen uyu, ben yenerim korkuları. Tıka kulaklarını, rahatsız etmesin seni gerçeğin sesi, sen uyu, ben dinlerim çığlıkları. Dal kirli rüyalarına, ders al onlardan, daha kötü olabilmek için, sen uyu, ben ederim duaları. Kopar sen bağlarını, olur ya vicdanın seni rahatsız eder diye, sen uyu, ben yürürüm bitmez tükenmez yolları. Kapat gözlerini, mahvettiklerin manzaranı bozmasın, sen uyu, ben beklerim tanrıları. Rahatla sen, yormasın seni uzanan eller, sen uyu, ben onarırım hayalleri. Dinlen sen, iç sana sunulan kanı, sen uyu, ben anarım giden gençliği. Keyfine bak sen, sivrilt kazıkları, sen uyu, ben yamarım ruhları. Yat sen, kur planlarını, sen uyu, ben iyileştiririm yaraları. Uzan şuraya, koy saçma kuralları, sen uyu, ben ararım cevapları. Boş ver sen, katlet sen aptalları, sen uyu, ben toplarım parçaları. Geç sen öbür tarafa, sen uyu, ben ağlarım...Güçlü olman lazım, kalleşlik kolay değil, aman sen uyu nasıl olsa yarın da yeneceksin beni...
Friday, March 31, 2006
Sen Gittiğinden Beri...
Yazan:Aylin Asım
Non Serviam Dergisi Yıl 1998-Sayı 6
Sen gittiğinden beri böyleyim. Her sabah bir tokatla uyanıyorum; gerçek olmayan, yalnızca gerçeği suratımın ortasına patlatan bi tokatla...Zaten ondan sonra bütün gün dayanmaya, toparlanmaya çalışmakla geçiyor...
Gündüzler bir şekilde geçiyor, biliyorsun. Bir kaç anlamsız telefon konuşması, aslında hiç işin olmayacak adamlarla zaman geçirmeler...(Sen belki "Yine sarhoş olup bir herife vermiştir diye düşünürken ben onların konuştuklarını bile dinlemiyorum) Acının en yoğunlaştığı anlara yolda yürürken yakalanıyorum bazen. İnlemeye benzer bir ses çıkarıyorum, isteğim dışında...Ben de şaşırıyorum. Sırf biraz daha oyalanayım diye okula bile gidiyorum; daralıyorum, daha da daralıyorum, ama en azından 1-2 saatim yokluğunu, acıyı daha az düşünerek geçiyor...Okulda geçirdiğim anlamsız saatlerin, tamamen alakasız yüzler görmenin sıkıntısına katlanabiliyorum...Ne de olsa biliyorum, akşama beni çok daha kötüsü bekliyor...
Eve gelir gelmez repeat'e basıp Björk'ün Play Dead'ini arka arkaya 10-15 kere falan dinliyorum. Gece yaklaştıkça paniklemeye başlıyorum. Kafamda bir sürü ses aynı anda konuşmaya başlıyor, delirtici birşey bu...
"Herşey düzelecek,zaman meselesi, sağlam kalırsam herşey düzelicek, iyi düşünürsem iyi olur..." diye umut ederken, "Yok oluyorum, giderek yok oluyorum!" korkusu o umutlu sesi gırtlağımdan sıkıp boğuyor; leşini bi kenara atıp kumandaya geçiyor. "Hiçbirşey düzelmeyecek, kaybediyorsun, başarısızsın, beceremeyeceksin...O hiç geri gelmeyecek, ömrünün sonuna kadar...O yeni bir hayat kuracak, sen geçmişinle yaşayıp bir köşede kaybolacaksın, azalacaksın. Ağlamalar hiç bitmeyecek, insanlar bıkacak umutsuzluğundan, sana acımaktan bıkacaklar...Debelendikçe tek kalacaksın..."
Kimseyi aramak istemiyorum, etrafımda kalan birkaç kişiyi de "beynimdeki sesler" ile gecenin bu saatinde baymak istemiyorum...Kimse bilsin istemiyorum, bu halde biriyle kim ne yapmak ister ki...
Yatağımda derin nefesler alıyorum. "Panik yok ,bunların hepsi senin kafanın içinde, gerçek değil...işler düzelecek, para durumları falan...iyi olacaksın"
Bir yarım saat daha kıvrandıktan sonra teslim oluyorum. Bomboşum, anlamsızım. Zaman, mekan kayboluyor...Herşey biraz daha kötüye gidene kadar bekleyip, daha ne kadar kötüleşebilir görmek istiyorum. Galata Kulesi'nden atlayıp bu olayı kapatmayı düşünüyorum (Bu görüntü sık sık gidip geliyor, beğeniyorum, merak ediyorum) Ancak ölümde huzur bulabileceğimi biliyorum, hep biliyordum. Ama bir parça huzuru da sende buluyordum, zaten bütün bu acı, bu kıvranış ondan...Bu yalnızlık ondan...Bu şehrin, bu gezegenin, bu galaksinin dışına fırlatılmış gibiyim. Eksiğim,bomboşum,anlamsızım...
Beynim ışık hızında paranoyak düşünceler üretmekten, bir tavana bir yere çarpmaktan bitkin düşmeye başlayınca gizli gizli seviniyorum."Hah,tamam" diyorum, "Bu geceyi de böyle geçirdim galiba, sabaha daha var!"...
Non Serviam Dergisi Yıl 1998-Sayı 6
Sen gittiğinden beri böyleyim. Her sabah bir tokatla uyanıyorum; gerçek olmayan, yalnızca gerçeği suratımın ortasına patlatan bi tokatla...Zaten ondan sonra bütün gün dayanmaya, toparlanmaya çalışmakla geçiyor...
Gündüzler bir şekilde geçiyor, biliyorsun. Bir kaç anlamsız telefon konuşması, aslında hiç işin olmayacak adamlarla zaman geçirmeler...(Sen belki "Yine sarhoş olup bir herife vermiştir diye düşünürken ben onların konuştuklarını bile dinlemiyorum) Acının en yoğunlaştığı anlara yolda yürürken yakalanıyorum bazen. İnlemeye benzer bir ses çıkarıyorum, isteğim dışında...Ben de şaşırıyorum. Sırf biraz daha oyalanayım diye okula bile gidiyorum; daralıyorum, daha da daralıyorum, ama en azından 1-2 saatim yokluğunu, acıyı daha az düşünerek geçiyor...Okulda geçirdiğim anlamsız saatlerin, tamamen alakasız yüzler görmenin sıkıntısına katlanabiliyorum...Ne de olsa biliyorum, akşama beni çok daha kötüsü bekliyor...
Eve gelir gelmez repeat'e basıp Björk'ün Play Dead'ini arka arkaya 10-15 kere falan dinliyorum. Gece yaklaştıkça paniklemeye başlıyorum. Kafamda bir sürü ses aynı anda konuşmaya başlıyor, delirtici birşey bu...
"Herşey düzelecek,zaman meselesi, sağlam kalırsam herşey düzelicek, iyi düşünürsem iyi olur..." diye umut ederken, "Yok oluyorum, giderek yok oluyorum!" korkusu o umutlu sesi gırtlağımdan sıkıp boğuyor; leşini bi kenara atıp kumandaya geçiyor. "Hiçbirşey düzelmeyecek, kaybediyorsun, başarısızsın, beceremeyeceksin...O hiç geri gelmeyecek, ömrünün sonuna kadar...O yeni bir hayat kuracak, sen geçmişinle yaşayıp bir köşede kaybolacaksın, azalacaksın. Ağlamalar hiç bitmeyecek, insanlar bıkacak umutsuzluğundan, sana acımaktan bıkacaklar...Debelendikçe tek kalacaksın..."
Kimseyi aramak istemiyorum, etrafımda kalan birkaç kişiyi de "beynimdeki sesler" ile gecenin bu saatinde baymak istemiyorum...Kimse bilsin istemiyorum, bu halde biriyle kim ne yapmak ister ki...
Yatağımda derin nefesler alıyorum. "Panik yok ,bunların hepsi senin kafanın içinde, gerçek değil...işler düzelecek, para durumları falan...iyi olacaksın"
Bir yarım saat daha kıvrandıktan sonra teslim oluyorum. Bomboşum, anlamsızım. Zaman, mekan kayboluyor...Herşey biraz daha kötüye gidene kadar bekleyip, daha ne kadar kötüleşebilir görmek istiyorum. Galata Kulesi'nden atlayıp bu olayı kapatmayı düşünüyorum (Bu görüntü sık sık gidip geliyor, beğeniyorum, merak ediyorum) Ancak ölümde huzur bulabileceğimi biliyorum, hep biliyordum. Ama bir parça huzuru da sende buluyordum, zaten bütün bu acı, bu kıvranış ondan...Bu yalnızlık ondan...Bu şehrin, bu gezegenin, bu galaksinin dışına fırlatılmış gibiyim. Eksiğim,bomboşum,anlamsızım...
Beynim ışık hızında paranoyak düşünceler üretmekten, bir tavana bir yere çarpmaktan bitkin düşmeye başlayınca gizli gizli seviniyorum."Hah,tamam" diyorum, "Bu geceyi de böyle geçirdim galiba, sabaha daha var!"...
Subscribe to:
Posts (Atom)
