Showing posts with label Kitap. Show all posts
Showing posts with label Kitap. Show all posts

Thursday, December 31, 2015

Wednesday, November 19, 2014

Kaç Yıl Oldu?



Fırat Budacı'nın 2014 Versiyonu "Kaç Yıl Oldu?" kitabını okudum da..Bunlar gerçekten olmuş bu ülkede ya..Beyin bedava..


- "Knight Online" isimli bilgisayar oyununda askerleri çalınan 87 kişi polise başvuralı 5 yıl,

- Seren Serengil, şarkıcı Emrah'tan 25 santimlik fino köpeğine isim koymasını isteyince, bir süre düşünen Emrah, "Karabaş" diyeli 10 yıl,

- Huzurlu Yaşamı Destekleme Derneği, polis günü nedeniyle "Ödüllü tabanca atışı yarışması" düzenleyeli 5 yıl,

- Zaman gazetesi "Thor" filmini, "Düşüncesiz tavırlarıyla bir savaş başlatan güçlü ama kibirli savaşçı Thor..." gibi cümleler ve "Thor'dan büyük Allah var!" başlığıyla tanıtalı 3 yıl,

- Dünya Üniversiteler Yaz Spor Oyunları'nda masa tenisi branşı olmamasına rağmen, yazışma hatası yüzünden İzmir'e gelen beş Mısırlı masa tenisçi, götürüldükleri tenis kortlarında bir süre dolandıktan sonra ülkelerine geri döneli 9 yıl,

- Konserine gelen Egemen Bağış'a "İyi ki varsınız.Sizin için canımızı vermeye hazırız." diye seslenen Ajda Pekkan, yalakalıkla suçlanınca, sanatçının asistanı can vermenin yalakalık değil sahnede yaşanan bir "duygu fışkırması" olduğunu açıklayalı 3 yıl,

- "Mesut Japon Çocuklar" projesi kapsamında deprem ve tsunami felaketlerinin yaşandığı bölgeden Mersin'e getirilen 20 çocuğa dakikalarca deprem ve tsunami görüntüleri seyrettireli 3 yıl,

- Bitlis Adilcevaz Belediyesi, itfaiye eri olarak alacağı personele "Felsefe mezunu olma" şartı getirince, Belediye Başkanı Adnan Göksoy'un felsefe mezunu oğlu Gürsoy Göksoy'a büyük şans doğalı 3 yıl olmuş...

Sunday, June 01, 2014

Arthur Schopenhauer İle Yaşam Bilgeliğine Devam

"Yaşam bilgeliğinin önemli bir noktası, biri diğerine zarar vermesin diye dikkatimizi biraz bugüne biraz da geleceğe yöneltişimiz arasındaki orantının doğruluğuna dayanır.Çoğu kimse fazlasıyla bugünde yaşar, bunlar düşüncesizlerdir; bazıları da fazlasıyla gelecekte yaşarlar, bunlar da korkaklar ve endişelilerdir.Bir kimsenin doğru ölçüyü tutturduğu ender görülür.Planlarla ve kaygılarla, sadece ve sonsuza dek gelecekle meşgul olmak yerine ya da kendimizi geçmişe özleme adamak yerine, tek gerçeğin ve tek kesin olanın bugün olduğunu asla unutmamalıyız; buna karşılık gelecek hemen hemen her zaman onu tasarladığımızdan başka türlüdür; geçmiş de başka türlüydü; ve her ikisinin de bir bütün olarak, bizim zannettiğimizle çok az ilgisi vardır.Çünkü nesneleri gözde küçülten uzaklık, onları düşüncede büyütür.Biricik doğru ve gerçek olan şimdiki zamandır: Bu, gerçek olarak doldurulan zamandır ve varoluşumuz sadece bu zamanda yer alır.Bu yüzden bu zamanı daima neşeli bir karşılamaya değer görmeli ve bunun sonucunda katlanılır ve dolaysız aksiliklerden ya da acılardan bağımsız her saatinin tadını olduğu gibi çıkarmalı, yani onu geçmişteki yanlış umutlar hakkında surat asarak ya da gelecek için kaygılanarak berbat etmemeliyiz.Çünkü mevcut iyi bir saati kendinden uzaklaştırmak ya da geçmişe yönelik hoşnutsuzluk ya da gelecek olana yönelik kaygı yüzünden bu saati bile bile mahvetmek budalalıktır.

Gelecek kötülüklerden, ancak kesin olanlar ve ortaya çıkma zamanı belli olanlar bizi huzursuz kılabilirler.Bunların sayısı da çok azdır: Çünkü kötülükler ya sadece mümkündürler, en fazla olasıdırlar; ya da zaten kesindirler; ancak ortaya çıkma zamanları bütünüyle belirsizdir.Bu iki tür kötülüğü düşünmeye başlarsak, artık bir saniye bile huzur içinde olamayız.Demek ki, yaşamımızın huzurunu kesin olmayan ya da belirsiz kötülüklerle bozmamak için onları hiç gelmeyeceklermiş gibi görmeye alışmalıyız; kesin olanların da hemen gelmeyeceklerini düşünmeliyiz."



İlgili yazı


Sunday, April 20, 2014

Seksenler



80'li yıllara karşı duyulan özlem ve sevgiyi yüzümde masum bir gülümsemeyle hatırlarım. Arkadaşlarla bir araya geldiğimizde bazen o yılların güzellikleri ve saflıkları muhabbet konusu olur. Bu kadar özlenen, son yıllarda hakkında televizyon dizileri bile çekilen bu zaman dilimi hakkında şu güne kadar okuduğum hiçbir yazı Oğuz Tektaş'ın kısa ve öz bir şekilde "Seksenler" adını verdiği kitabının son sayfalarında o yıllara ait genel bir değerlendirmede bulunduğu cümleleri kadar hoşuma gitmemişti. Yazardan alıntı yaparak burada paylaşıyorum:


"Her şeyden önce önemlisi şaşırabilme ihtimalinin olması güzeldi.

Kaybettiğimiz lezzetler bir yana kokuya hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi. Domates de kokardı, çilek de. Ekmeklerimiz elle üretilir, tadına doyulmazdı. Hele fırından alınan o mis kokulu ekmeklerin ucundan koparıp yolda yemek ne kadar güzeldi.

Sokaklarda oynamak, düşmek, üstümüz başımız pislense de dizlerimiz dirseklerimiz kan içinde de kalsa, alnımız şişse de ne olurdu ki! Ekmek çiğner, yapıştırırlar ya da bir kaşık koyarlardı üstüne şiş insin diye. Hemen röntgene gitmez, ultrason çektirmezdik.

Arkadaşımıza küfür de etsek kavga da çıksa aramızda bir şey olmaz, hemen aileler birbirine girmezdi. Nasıl olsa bir abi, amca ya da teyze barıştırırdı bizi.

Sokakta oynayan çocuklar kalmadı. Ruhu alındı sokakların. Hani okul gürültüsü vardır çocuklar pürneşe koşuşurlar da etraf şenlenir ya. Tatil olduğunda ise bir soğuk hava sezilir o boş koridorlara. Çünkü o koridorlar, sınıflar çocuklarla güzeldir. Aynı his şimdi evlerde, sokaklarda. Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok. Sokaklarımız var, bağırıp çağrışan çocuklar yok. Ruhsuz oldu her yanımız.

Işıldayan virtinler var, türlü çeşit yiyecek içecek maddeleri var. Ama bakkalların bir sakız bile hediye ettiği yok. Birbirimize yabancılaştık artık. O çok katlı apartmanlarımızda koca bir mahalle kadar nüfus var, birbirini tanıyan yok. Girip çıkan insanlar asansörde karşılaşsalar bir an önce inmek için dua ediyorlar. Yalnızlıklarımızla yaşar olduk. Biz mi istedik böyle olmasını? Yoksa birileri mi ele geçirdi kimliklerimizi..

Şimdi çocuklar şaşıramıyor. Her şey onlara normal geliyor. "Bu yaz seni uzaya göndereceğiz" diye şaka yapacak olsanız neredeyse: "Benim planım var, olmaz" diyecekler. Bu iyi değil, her şeyin sahibi olmak o kadar da güzel değil. Mutlu olamıyoruz böyle olunca. Hiçbir şeyin özlemini yaşayamıyoruz.

Hiçbir şeyi beğenemiyor çocuklar. Bir şeyleri olmasının hayalini kurmuyorlar da dertleri hep "Neden yok". Ellerinde olanın değil hep olmayanın derdindeler. Ve o şey ellerine geçtiğinde bir kıymeti kalmıyor. İki gün geçmeden yeni bir modeli çıkıyor.

O zamanlar belki de her şey daha basitti. İstekler daha sınırlıydı. Diyelim ki paranız var, o da işe yaramayabilirdi. Çünkü almak istediğiniz şeyi satan yoktu. Bir bisiklet alındığında dünyalar bizim olurdu. Bisiklet alınmasının haklı bir dayanağı olmalıydı. Mesela çok güzel bir karne getirmeliydiniz. Atari sahibi olmak da öyle kolay işlerden değildi. Biz işte bu ufacık şeylerle mutlu olmayı öğrenmiştik. Bu gibi malzeme sahibi olduğumuzda günlerce sokaklarda sohbeti olurdu. Şimdi ise herhangi bir çocuk neredeyse harçlıklarını biriktirip kendine bisiklet alabilir. Hem her yerde var hem de o zamanlara göre fiyatlara göre şimdiki fiyatlar çok ucuz. Bundan sonra Commodore 64 gibi basit bir aletten hangi çocuk mutlu olabilir? Sadece bellek kartı bile o zaman adına bilgisayar dediğimiz nesneden daha güçlü olan bir cep telefonuna sahip çocuk neyi beğenir? Neyle mutlu olabilir? Hepsinin dizüstü bilgisayarı var her sene yenilenen."


Sunday, January 26, 2014

Best Of Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda



Yılmız Özdil'in 1,5 seneye yakın süren gazete arşivleri taraması çalışmasıyla son 11 senede ülkemizde olup bitenleri derlediği kitabı Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda'yı sonunda bitirebildim.Kitaptan alıntı yaparak Özdil'in kendine özgü espirili diliyle anlattığı ancak bu sefer fazla yorum katmadığı trajikomik olaylardan bir best-of derlemesi oluşturuyorum.Kalemine sağlık Yılmaz Usta...


2004

"...Başbakan hareket memuru şapkası taktı.Ankara-Isparta arasındaki hızlı tren seferlerini bizzat başlattı.Avuçlar patlarcasına alkışlandı.Bir kaç gün kazasız belasız gidildi, gelindi.Neticede, Sakarya-Pamukova'da raydan çıktı.41 vatandaşımız sizlere ömür..

İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma dandik trenlere "hızlı git" demişlerdi...Olmuştu sana hızlı tren!

Raylara inek çıkmasın diye güzergahta 90 memur 24 saat vardiya usulü nöbet tutuyordu.Çünkü kazaya sadece ineklerin sebep olabileceği düşünülmüştü."Kardeşim bu ilkel trenler bu hızla gidebilir mi?" diye düşünülmemişti.Lokomotif sigortalıydı, yolcular sigortasızdı.TCDD Müdür Vekili "Her şey Allah'tan" dedi.AKP Milletvekili Nusret Bayraktar ise, kem gözlerin nazarı olduğunu söyledi.

Hızlı tren faciasından 20 gün sonra, Ankara'dan İstanbul'a gelenle, İstanbul'dan Ankara'ya giden "normal tren" ler Kocaeli'nde kafa kafaya tokuştu, altı vatandaşımız daha sizlere ömür...Ulaştırma Bakanı "İstifa edecek bir şey görmüyorum, her sene karayollarında beş bin kişi ölüyor" dedi.

E bu kadar trajikomik hadiseyi ben bile hayal edemem diye kahretmiş olmalı ki, Gırgır'ın yaratıcısı Oğuz Aral çekip gitti, Avanak Avni yetim kaldı."


2006

"76 yaşındaki genelev kadını, malulen emekli olmak için SSK'ya başvurdu.Okmeydanı Hastanesi Sağlık Kurulu "iş görür" raporu verdi!Kadıncağız, Çalışma Bakanı'na rica mektubu yazdı."Sevgili oğlum, Menderes zamanından beri çalışıyorum, yaşlılığıma hürmeten bana yardım et" dedi.Gazetelerde yer alan son SSK haberiydi...SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı tarihe karıştı, hepsi birleştirildi, Sosyal Güvenlik Kurumu oldu."


2007

"AKP yüzde 47 aldı ama öbür tarafta yüzde 53 var, çoğunluk hala AKP'nin karşısında deniyordu.Başbakan çıktı, hesabı kendince izah etti."Yüzde 84 oranında oy kullanıldı, bunun yüzde 47'sini aldık, yüzde 100 üzerinden hesap yaparsanız aldığımız oy yüzde 55,4'tür; kusura bakmasınlar, bu hesapları iyi biliriz, biz bu hesapların içinde piştik" dedi.

Geçti mi böylece yüzde 53'ü?

Geçti.

Yüzde 100 üzerinden hesap yapıp...

Yüzde 115'i bulan ilk ve tek başbakandı!"


2010

"Haklarını aramak için Ankara Abdi İpekçi Parkı'nda toplanan Tekel işçilerine gazla, copla, tazyikli suyla saldırdılar, döve döve havuza attılar.CHP'li MHP'li milletvekillerine bile gaz sıkılmıştı.Peki sorun neydi?Tekel'in sigara fabrikalarını satmışlardı.Açıkta kalan işçileri "4C" denilen statüye geçirmeye çalışıyorlardı.Neydi bu statü?1500 lira civarında maaş alan işçilere şu teklifte bulunuyorlardı:Başka bir devlet kurumuna geçeceksin.550 lira maaş alacaksın.Hangi şehire gönderirsem o şehirde çalışacaksın.10 ay çalışacaksın, iki ay ücretsiz izin yapacaksın, bu 10 ay da garanti değil, istediğimde kapının önüne koyarım.Birikmiş ikramiyelerin yanacak.Kullanmadığın izinler silinecek.Sendikalı olmayacaksın, olursan zaten kovarım.

Hükümetimizin teklifi buydu.

Ben işçilerin yerinde olsam...

İstersen bir de domalayım derdim!"

-----------------------------------

"23 Nisan geldi.Tayyip Erdoğan, başbakanlık koltuğunu ilkokul öğrencisine bırakırken "ileri demokrasi" yi tarif etti.

"Yetki artık senin; ister asar, ister kesersin" dedi."


2012

"Okul Sütü Akıl Küpü" projesi başlatıldı.

İlkokul çocuklarına süt dağıtıldı.

E tabi bu iş avanta kömür dağıtmaya benzemiyordu.

Ülke genelinde onlarca çocuk hastanelik oldu.

Şahane açıklamalar yapıldı.

Milli Eğitim Bakanı "Zehirlenme gibi değil, süte karşı hassasiyet olabilir" dedi.Bülent Arınç "Çocuklar ilk defa süt içtiği için aşırı dozdan rahatsızlanmış olabilir" dedi.Diyarbakır Valisi "Sütten değil, psikolojik" dedi.Konya Valisi "Zehirlenmediler,etkilendiler" dedi.Edirne Valisi "Açlıktan mideleri bulanmıştır" dedi.


Thursday, August 29, 2013

Mutluluk ve Zenginlik Üzerine (Ya Da Küçük Bir Züğürt Tesellisi)



"…Kimse kendi bireyselliğinin dışına çıkamaz.Tıpkı içine sokulduğu tüm koşullara karşın, özüne doğa tarafından karşı konulamaz bir biçimde çizilmiş bulunan dar bir çember içinde kalan bir hayvan gibi, ve bu yüzden, örneğin sevdiğimiz bir hayvanı mutlu etmek çabalarımızın tam da hayvanın özünün ve bilincinin sınırları gereği sürekli dar bir çerçeve içinde kalmak zorunda olması gibi.İnsanlarda da durum böyledir: İnsanın olası mutluluğunun ölçüsü bireyselliğiyle önceden belirlenmiştir.Özellikle zihinsel gücünün sınırları, yüksek bir hazzı alma yeteneğini sonsuza dek belirlemiştir.Bu sınırlar darsa, dışarıdan gelen tüm çabalar, insanların ve şansın onun için tüm yaptıkları, o kişiyi sıradan, yarı hayvansı insani mutluluğun ve hoşnutluğun ötesine geçiremezler.O kişi duyusal zevklere, rahat ve keyifli aile yaşamına, düşük bir dost canlılığına ve kaba saba bir zaman öldürmeye bağlı kalır.Eğitim bile, bir bütün olarak onun bu çemberini genişletemez, genişletebilse bile, bu çok kısıtlı kalır.Çünkü en yüksek, en çeşitli ve en kalıcı hazlar zihinsel hazlardır; gençliğimizde bu konuda ne denli çok yanılsak da bu hazlar zihinsel güce bağlıdırlar.Buradan, mutluluğumuzun ne olduğumuza, bireyselliğimize ne denli bağlı olduğu anlaşılıyor, oysa bu konuda çoğu kez akla gelen, yalnızca yazgımız, neye sahip olduğumuz ya da neyi temsil ettiğimizdir.Ama yazgı iyileşebilir.Ayrıca iç dünyası zengin olan bir kişi yazgıdan çok şey beklemez, buna karşılık bir aptal, sonuna dek bir aptal olarak kalır; isterse kendisi cennette, etrafı hurilerle çevrili olsun…"


"...Zenginlik bizim mutluluğumuza çok az katkıda bulunabilir; bu yüzden birçok zengin, asıl zihinsel donanıma, onları zihinsel uğraşa yetkin kılabilecek bilgilere ve dolayısıyla herhangi bir nesnel ilgiye sahip olmadıkları için kendilerini mutsuz hissederler.Çünkü zenginliğin gerçek ve doğal gereksinimlerin doyurulmasının ötesinde yapabileceğinin, bizim asıl huzurumuz üzerinde çok az bir etkisi vardır; huzurumuz daha çok, büyük bir mülke sahip olmanın neden olduğu sayısız ve kaçınılmaz sorun yüzünden bozulur.Yine de insanlar zenginlik elde etmek için, zihinsel donanım elde etmek için uğraştıklarından bin kat daha çok uğraşırlar; oysa, insanın mutluluğu üzerinde ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır.Bu yüzden, bitmez tükenemz bir çalışma içinde, bir karınca gibi gayretle, sabahtan akşama kadar, zaten var olan zenginliğini daha da arttırmaya çalışanları bile görürüz.O kişi, araçlar alanının dar ufkundan ötesini göremez.Zihni boştur, bu yüzden başka her şeye kapalıdır.En yüce hazlara, zihinsel olanlara ulaşamaz; bunların yerini geçici, duyusal, az zamana ama çok paraya mal olanla, kendine ara sıra izin verdiği şeyle doldurmaya çalışır boş yere.Yaşamının sonunda, şansı iyi gitmişse, bu çabasının bir sonucu olarak gerçekten de bir yığın parası olmuştur; bunu daha da arttırmayı ya da harcayıp bitirmeyi mirasçılarına bırakır.Ne kadar ciddi ve önemli bir çehreyle sürdürülmüş olsa bile, böyle bir yaşam da en az simgesi bir soytarı külahı olan kadar budalacadır."


ARTHUR SCHOPENHAUER - YAŞAM BİLGELİĞİ ÜZERİNE AFORİZMALAR

Monday, November 05, 2012

Ingvar Ambjörnsen - Beyaz Zenciler


"Beyaz Zenciler; uyku tulumları, sırt çantaları ve bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir...Beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler.Onları en iyi polisler tanır!..Beyaz zenciler, mahkum edildiğimiz rezil, yoz, televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler...Beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler.Bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler..Beyaz Zenciler gerçekten düzen karşıtıdırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler.Onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada "imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat" yaşamayı seçmişlerdir..." Norveçli yazar Ingvar Ambjörnsen'in kitabı "Yerleşik toplumdışı"ların, uyumsuz, depresif, yalnız, alkolik, düzen karşıtı, hiçbir yere ait olamayan küçük kahramanların hikayelerini anlatıyor. Kitabı ikinci defa okuyorum, hala hemen hemen her sayfasında kendi hayatımdan birşeyler buluyorum...

Thursday, February 23, 2012

İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler



David Foster Wallace’ın okuduğum ilk kitabı.Hayatı boyunca direndiği depresyonla mücadelesini 2008 yılında intihar ederek sonlandırmış talihsiz bir yazar.Kısa hikayelerden oluşan bu kitabında bize hiperaktif biçimde çalışan aklından çıkan karmaşık ancak ironi yüklü cümleleri ile yaşadığımız çağın insanlarına ve sıradan gündelik hayatımıza ait bir takım rahatsız edici detayları sunuyor.Üzerinde fazla durulmayan, kanıksanmış olarak kabul edilen bazı iğrenç insan davranışlarına atıfta bulunuyor..Kitabın bazı bölümlerinde de kendi karanlık kişiliğini yansıtan karamsar ve sorgulayıcı öykülere yer veriyor…Aşağıda kitapta yer alan kısa hikayelerden birine yer vereceğim.Dünyanın ne kadar fırsatçı insanlarla dolu olduğuna, erkek milletinin bazen ne kadar iğrenç olabileceğine dair yaşanmış bir hikaye..


KISA GÖRÜŞMELER NO: 3
TRENTON,NEW JERSEY (KULAK MİSAFİRLİĞİ)



R-: “Yani ben yine son inen oldum,her zamanki gibi işte.”

A-: “Evet, bekle,koltuğunda gevşe, son inen sen ol, herkes hemen her seferinde durur durmaz koridora yığılmak zorunda diye çantaların elinde,sırılsıklam tere bulanmış bir halde orada beş dakika dikiliyorsun ayakta, sırf-“

R-: “Bekle biraz, sonunda körükten çıkıyor ve şu çıkış kapılarının oradaki karşılama alanına geliyorum, her zamanki gibi taksiye bineceğim diye düşünerek-“

A-: ”Aslında üzücü oluyor bu ani müşteri ziyaretleri, çıkış kapısındaki yolcu karşılama alanında herkesin bekleyeni olduğunu ve çığlıklar eşliğinde kucaklandıklarını ve limuzin şoförlerinin ellerinde senin ismin yazılı olmayan kağıtlar-“

R-: ”Bir saniyeliğine kapa çeneni de şunu dinle, çünkü bir baktım ki dışarı çıktığım zaman kimseler kalmamış.”

A-: ”O vakte kadar oradakilerin çoğu dağılmış oluyor yani, onu diyorsun.”

R-: ”Bir tek kenarda bir kız var, kordonun öteki yanında kalmış, yolcu körüğünün içine bakıyor, sonra dışarı çıktığım sırada ona baktığımı görünce gözlerimiz buluşuyor falan işte, ondan başka kimse yok orada ve ne yapıyor, kalkıp ağlayarak dizlerinin üzerine çöküyor, iki gözü iki çeşme döşemeyi dövüyor ve hep ucuz malzeme aldıkları için düşük kalite zamk birden atıyor ve döşeme hemen yerinden sökülerek onların çeyrek milyonluk masraflarını üç katına çıkarıyor ki eminim sana bunu söylememe gerek bile yok ve o öyle iki büklüm olmuş halde malzemeyi tırnaklar ve bağırıp çağırırken eğilmiş, hani birazdan göğüslerini göreceksin.İki gözü iki çeşme, iyice kendinden geçmiş durumda.”

A-: “Dayton’a yaptığınız bu boktan, ani müşteri ziyareti için neşeli bir karşılama, buyurun sizi karşılamaktan mem-“

R-: “Hayır ama hikaye tahmin edeceğin gibi yanına gidip de iyi misin, bir sorun mu var falan dediğim ve emin ol o daracık küçük tişörtün, paltosunun altına giydiği streç tişörtün, Aerobik kıyafeti gibi olanlardan hani işte, onun altında acayip güzel göğüsler olduğuna yakından şahit olduktan sonra başlıyor, o böyle yerlere kapanmış, kendini yumruklar gibi iki büklüm olmuş, sevdiği bir herif falan varmış onu anlatıyor ve herif bunu çok sevdiğini söylemiş ama tanışıp da ateşli bir aşka düştükleri sırada biriyle nişanlıymış meğer ama sonra oradan oraya sürüklenip durmuşlar ve ben de durmuş bu karıyı dinliyorum ama sonunda diyor, sonunda herif kararını vermiş ve sonunda bu dolgun göğüslü karıya körkütük aşık olduğunu ve Tulsa’daki kıza gidip olan biteni anlatacağını ve Tulsa’yla işini bitirip göğüsleriyle histeri krizi geçiren ve hayatta her şeyden çok bu herifi seven ve onunla “ruhlarının” kaynaştığına inanan ve tüm o teraneler işte, bir sürü pisliğin peşinde koşturduktan sonra sonunda güvenip sevebileceğine ve palavralarla kalplerle falan “ruhlarını” kaynaştıracaklarına inanan bu kıza kendini teslim edip bağlanacağını söylemiş herif-“

A-: “Ve falan filan feşmekan.”

R-: “Falan filan diyerek herif Tulsa’ya uçuyor eski kızla nişanı bozmak ve sonra da geri gelip onu Kleenex ve göğüsleriyle Dayton’da havaalanı kapısında iki gözü iki çeşme hüngür hüngür ağlayarak bekleyen bu kıza dönmek için.”

A-: “Ah, sanki anlamadık ne olacağını.”

R-: ”Siktir ya, herif elini kalbine koymuş işte ve döneceğine yemin etmiş, bilmem kaç uçuş numaralı uçakla döneceğini, saatini falan söylemiş ve kız da göğüslerini kapıp onu karşılamaya geleceğini söylemiş, bütün arkadaşlarına artık cidden aşık olduğunu ve herifin ilişkisini bitirip hemen ona koşacağını anlatmış ve döndüğü zaman kalsın diye ortalığı temizlemiş ve saçlarını yaptırmış, spreylerle falan kocaman yapmış saçını, üzerine parfüm sıkmış,hem de her yerine anlarsın ya, yani bildiğin hikaye, hazırlığı yapmış ve en güzel pembe kotunu giymiş, söylemiş miydim, pembe kotla yüksek topuklular vardı üzerinde hani dünyanın bütün dillerinde s.k beni s.k beni diye bağıran-“

A-: “ He he.”

R-: “Tam da bu sırada, hani şu USAir çıkış kapısının oradaki küçük kahvecideyiz, hani iki dolarlık bok gibi kahve alıp sandalye mandalye vermedikleri için elinde numune dosyası ve çantanla masaların başına dikilmek zorunda kaldığın ve çantanı falan yerdeki halıya bile değil harçları çoktan dökülmeye başlamış ucuz taşların üzerine koymak zorunda kaldığın o boktan kahvecilerden birinde ve ona kağıt mendil verip duruyorum ve bir yandan da arabayı nasıl elektrik süpürgesiyle süpürdüğünü ve hatta dikiz aynasında asılı duran parfümü bile değiştirdiğini ve bu sözde güven verici herifin boktan anası üzerine yemin ederek geleceğini söylediği uçuşa yetişmek üzere havaalanına koşturduğunu dinliyorum.”

A-: “Herif harbiden götün tekiymiş.”

R-: “Kes sesini, kız havaalanına koştururken herifin onu aradığını, hem de tam parfümün son damlasını orasına burasına sıkıp saçını dört bir yandan spreylerken aradığını söyledi, telefonu açmış ve karşısına bu herif çıkmış ve hatta parazit olduğunu ve havadayken aradığını,romantik bir şekilde onu uçuş sırasında aramak istediğini, uçaktayken hani o önündeki koltuğun arkasından çıkarıp kartını içine takarak kullandığın o uçuş telefonundan aramasının romantik olduğunu söylemiş ve telefonla-“

A-: “O şeylerle konuşmanın dakikada altı dolar olması tam bir soygun, bir de üzerinden geçtiğin eyaletin vergileri falan binince iki katına çıkıyor, hele haritadaki kesişmeler yüzünden-“

R-: “Ama asıl olay bu değil, yani eğer dinlemek istiyorsan asıl olay bu kızın oraya erken gidip çıkıştaki karşılama kapısında aşk ve bağlılık teranelerinden uçmuş bir halde ve hafif hafif gözleri dolarak güven içinde beklemeye başlaması ve neşeyle orada dikilip zavallı bir budala gibi güven saçarak dururken sonunda uçağın inmesi, herkesin sürü halinde büyük bir telaşla yolcu körüğünden çıkıp gelmesi ama adamın ilk sürünün içinde olmaması ve ikinci sürüde de olmaması ve çıkanlar sanki bir bok varmış gibi dışarıda deli deli küçük sürülerle dışarı savrulduğu sırada-“

A-: “Tanrım o körüklerde harcadığım vaktin haddi hesabı yok desem şim-“

R-: “İşte diyor ki, zavallı bir budala gibi inancı bir an bir damla olsun tükenmeden bütün o kucaklaşmaların arasında herkesin birileriyle buluşup bagaj teslim bölümüne gittiği sırada o,plastik kordonun öteki yanına,kestane renkli örme kordonun öteki yanına bakıp durmuş ve her seferinde bu herifin bir sonraki grupla birlikte çıkıp gelmesini beklemiş, sonraki,sonraki diye diye bekleyip durmuş.”

A-: “Zavallı küçük aptal.”

R-: “İşte sonra her zamanki gibi en son ben çıktım,hepsi birbirine benzeyen bavullarını,beni nedense hep sinir eden o bavullarını çekerek yürüyen uçuş ekibinden başka kimse yoktu arkamda ve işte beni de sonuncu olarak görünce-“

A-: “Yani demek senin yüzünden bağırıp kendini yerlere atmamış, sadece en son sen çıktın ve sen de bu dallama değilsin diye yapıyormuş öyle.Piç herif o telefonu uydurmuş bile olabilir, saç kurutma makinesini çalıştırırsan tam da öyle bir parazit yapar-“

R-: “Diyorum ya böylesini görmemişsindir hiç, hani kalbi kırılmış falan filan deyip geçersin ya, işte burada bu laf cuk oturuyordu, eliyle kafasını dövüp duruyor, nasıl böyle aptallık ettim diye diye ve güçlükle,acayip nefesler alıyor, sallanıyor, masayı dövüp duruyor, yere düşmesin diye kahveyi alıyorsun masadan ikide bir ve erkeklerin pislik olduğunu haykırıp duruyor, onlara güvenmemek gerektiğini söylemişti arkadaşlarım bana diyor, ama sonunda tanışmıştım güvenip kendimi teslim edebileceğim biriyle, kendimi bırakıp doğru şeyi yapabileceğim biri, meğer onlar haklıymış, kız budalanın tekiymiş, erkekler pislikmiş.”

A-: “Erkekler genellikle pisliktir, haklısın.he he.”

R-: “Ben de öyle, orada duruyorum elimde kahveyle, hem de saat çok geç ve kafeinsiz bile değil, kulak veriyorum ona, ilgi gösteriyorum, söylemem lazım, kalbim de boş değil sanki bu kalbi kırık kıza karşı.Yemin ederim sana, bu koca memeli kızdaki kadar büyük bir kalp kırıklığı görmemişsindir, sonra ona haklı olduğunu, herifin tam bir pislik olduğunu ve onu hak etmediğini söylemeye başlıyorum, haklı olduğunu, erkeklerin çoğunun pislik olduğuna yürekten hak verdiğimi falan.”

A-: “He he.Peki sonra ne oldu?”

R-: “He he.”

A-: “He he he.”

R-: “Soruyor musun?”

A-: “Seni piç kurusu.Dallama.”

R-: “Yani bilirsin bu işleri, geldi mi kaçmaz.”

A-: “Seni dallama.”

R-: “Kaçmaz.”

Saturday, May 24, 2008

Olasılıksız

(Kitaptan alıntı)


"Eğer bir parayı fırlattığımızda bunu etkileyen tüm fiziksel faktörleri hesaplayabilseydik (elin açısı, yerden yüksekliği, parayı fırlatmak için ne kadar güç kullanıldığı, rüzgar veya hava akımı, paranın alaşımı..gibi) o zaman paranın yazı mı tura mı geleceğini yüzde yüz bilebilirdik.Çünkü bu para da diğer her şey gibi Newton’un mutlak olan fizik kurallarından etkileniyor."


"Hiçbir yere boşuna gitmezsin.Gittiğin yer ya fiziksel ya duygusal ya da psikolojik etkenlerin bir sonucudur.Aynı şey herkes için geçerlidir.Bu yüzden yürürken bir arkadaşına şans eseri rastlamak şans gibi gözükse de değildir.Diyelim ki hem senin aklından geçenleri ve beynini hem de arkadaşınınkileri okuyabilen bir bilgisayar olsun.Eğer o bilgisayar aynı zamanda tüm dünyadaki tüm çevresel koşulları da bilse, o zaman nerede ve nasıl karşılaşacağımızı da bilirdi.Yani şans eseri karşılaşma aslında şans eseri olan bir şey değil, tahmin edilebilir bir gerçektir.Böyle bir bilgisayar olmadığı için böyle bir olayı önceden göremeyiz ya da bilemeyiz.Ama bu, olayı bilinemez kılmaz, sadece bizim bilemediğimizi gösterir."


"Bir an için doğanın tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek -ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek- aynı anda evrendeki en büyük varlıkları ve en küçük atomları da hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de aynen geçmiş gibi gözlerinin önündedir.Yani biri eğer fizik kurallarını ve bir an için evrendeki her şeyin konumunu bilirse o kişi olan her şeyi bilebilir ve gelecek tüm tarihi de bilebilir.Hiçbirşey imkansız değildir ama belirli şeyler olasılık dışıdır, olasılıksızdır."