"
Yıl olmuş 2013, sen hala thrash metal mi dinliyorsun?"
Aramızda böyle anlamsız sorular sorabilen, ”
zamanında” metal müziğin en gürültülü ve hızlısını dinlemiş olduğuna inanan ama artık bu müziğin kulaklarını tırmalamasından dolayı günümüzün
easy listening trend gruplarına yönelen adamlar yaşıyor..
Böyle düşünen insanların mantığından yola çıkacak olursak artık kimsenin
progressive rock veya
klasik rock da dinlememesi gerekir..Çünkü bu tarzda müzik yapan birçok önemli grubun (
Genesis,
Rush,
Yes,
Journey ve
Fleetwood Mac ilk aklıma gelen örnekler) özellikle 60’ların sonunda ve 70’lerde altın çağlarını yaşadıktan sonra 80’lerden itibaren dönemin synthesizer ve elektronik etkileşimleri nedeniyle soundlarını değiştirdiklerini ve 90’lardan itibaren de günümüzün modern rock sounduna yöneldiklerini görmekteyiz..”
70’ler“ denince müzikal anlamda hemen herkesin aklına ilk olarak
klasik rock,
progressive rock ve
psychodelic rock türleri geldiği gibi 80’lerin sonunda metal müzikte
thrash metal hegemonyası yaşanmıştı..Ancak aradan geçen zaman, insanın bütün bu müzik türlerinden ayrı ayrı haz almasına engel olmamalı, en azından bana engel olmuyor..
Annihilator, metal müzik dinlemeye ilk başladığım zamanlardan beri takip ettiğim bir grup.
Alice In Hell ve
Never Neverland gibi thrash metal için kült kabul edilebilecek iki albüme imza atan Kanadalılar,
Set The World On Fire ile daha yumuşak bir sound ile deneysel işlere girince bağnaz metalkafaların tepkisini çekmiş (Benim çok sevdiğim bir albümdür aslında) ve
Roadrunner Records gibi zamanının dev plak şirketlerinden biriyle yollarını ayırmak zorunda kalmıştı.90’lı yılların ortalarından itibaren yayınlanan
King Of The Kill,
Refresh The Demon ve
Remains albümleri,
Annihilator albümlerinden çok gitarist
Jeff Waters’ın solo albümlerine benziyorlardı..Hatta
King Of The Kill albümünde
Jeff Waters, davullar dahil bütün enstrümanları kendi çalmakla kalmıyor, vokalleri de üstleniyordu..1999 yılında basist
Wayne Darley dışında ilk kadrosuyla tekrar toplanan grup,
Criteria For A Black Widow albümünü yapacak ancak bu sefer de bazı parçalarda soundu metalden çok hard-core’a benzediği için eleştirilecekti.(Oysa ki bence gayet başarılı ve gaz bir albümdü
Criteria For A Black Widow).2001 ve 2002 yıllarında sırasıyla
Carnival Diablos ve
Waking The Fury uzunçalarlarını yayınlayan grup, thrash metali groove metal ile oldukça başarılı biçimde harmanlamayı başarıyordu..Özellikle
Waking The Fury albümü, sahip olduğu elektrikli testere sesine benzeyen gitar soundu ile metal tarihi içinde ayrı bir yere konulması gereken bir albümdür. Bu albümdeki gitar soundunu şu ana kadar dinlediğim başka hiçbir albümde duymuş değilim..
Waking The Fury albümünden sonra grubun çekirdek kadrosu bir kez daha dağılmış, buna sinirlenen frontman
Waters, sadece vokalist/gitarist
Dave Padden’ı kalıcı eleman olarak grupta tutmaya, bunun dışında sadece turlarda çalacak basist ve davulcular ile çalışmaya karar vermişti..Bu dar kadroyla 2004 yılında kanımca kariyerinin en vasat albümü
All For You’yu piyasaya süren
Annihilator, hemen ertesi sene çıkan
Schizo Deluxe ile kendini affettirmişti..2007’de
Angela Gossow,
Jeff Loomis,
Alexi Laiho,
Jesper Strömblad gibi metal camiasının birçok ünlü müzisyeninin konuk sanatçı olarak yer aldığı ve sadece “
Metal” gibi iddialı biri isimle yayınlanan albüm ise beklentileri tam olarak karşılamayan bir albümdü..(Hatta albümün ismine aldanılmaması gerektiği, albümdeki soundun thrash metalle alakası olmadığına dair ciddi eleştiriler almıştı..) 3 sene sonra
Annihilator’ın thrash köklerine tekrar sıkı sıkıya sarıldığı gupla aynı ismi taşıyan 13.albümleri piyasaya sürüldü..Ve içinde bulunduğumuz yılın yaz aylarında “
Feast” isimli albüm raflardaki yerini almıştı ki bir gün Facebook’a girdiğimde bir baktım ki
Vera Productions ve
Freebird Agency grubu İstanbul’da konsere getiriyormuş!Harika bir haberdi, ancak iptal olma ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekiyordu..Sonunda dualarım kabul oldu, konser iptal olmadı, 11 Kasım 2013 Pazartesi günü iş çıkışı en sevdiğim thrash metal grupları içinde üst sıralarda yer alan
Annihilator’ı izlemek üzere Maslak’ın yolunu tuttuk..
Benim için metal konserlerinin farklı bir havası var..Ertesi gün erkenden kalkıp işe gitmem gerektiğini, konserde fazla gaza geldiğim taktirde izleyen günlerde boynumun ve bacaklarımın feci halde ağrıyacağını bildiğim halde sahnede çalan grup die-fard fanı olduğum bir grupsa ve üstüne üstlük setlistte hastası olduğum parçalarına yer veriyorsa kendimi tutamıyorum..
Annihilator tam olarak bunu yaptı..İlk albümden
Alison Hell ve
W.T.Y.D,
Neverland’den
The Fun Palace,
Reduced To Ash ve
I Am In Command,
Set The World On Fire’dan albümle aynı ismi taşıyan parça,
No Zone,
Knight Jumps Queen (Ayrıca
Phoenix Rising,
Sounds Good To Me ve
Snake In The Grass’den oluşan akustik bir kombo da yaptılar),
King Of The Kill’den
Bliss,
Second To None,
Fiasco ve albümün ismini taşıyan o hayvani parça,
Refresh The Demon,
Carnival Diablos’un en sevdiğim parçası
Time Bomb,
Waking The Fury’nin en gaz parçası
Ultra-Motion, Grupla aynı ismi taşıyan albümden
Ambush ve son albümün ilk 3 parçasından oluşan harika bir setlist sundular..Benim için sonuç ise yapılan headbang neticesinde ertesi gün ağrımaya başlayan bir boyun ve ayakların sürekli yere vurulup tempo tutulması suretiyle oluşan bir bacak ağrısı oldu..Ama İstanbul, turnenin son durağı olmasına rağmen grup sahnede o kadar enerjikti ve o kadar kuvvetli bir sounda sahipti ki insan bütün bu ağrılardan şikayet edemiyor..
Konserin ses sistemi şaşırtıcı biçimde çok iyiydi..Gitarlar çok temiz duyuluyordu..
Jeff Waters her
Annihilator konserinde olduğu gibi konser boyunca sempatik hareketler sergiledi ve sürekli sırıtarak sahneyi dolaştı..(Gitar çalarken onun kadar eğlenen başka bir adam var mıdır acaba?)Vokalist
David Padden çok başarılıydı..Grubun eski ve yeni parçalarını kusursuz biçimde söyledi..Genç davulcu
Mike Harshaw ve sonradan Venezuela’lı (!) olduğunu öğrendiğim genç gitarist
Alberto Campuzano da iyilerdi..
Konserin yapıldığı
Maslak Arena küçük bir mekan..Pazartesi günü olmasına rağmen konsere gelen yaklaşık 500 civarı metal fanı sayesinde içerisi kalabalık gibi gözüküyordu..Gönül ister ki
Annihilator gibi bir gruba binlerce kişi gelsin ama Türkiye’de yaşıyor olduğumuz için hafta içi bir gün için bu sayı yüksek sayılır..”
Abi konsere gelecektim ama hafta içine denk geldi” diyebilme rezilliğini göstebilen insanlara da konsere İzmir’den gelip ertesi gün işine giden adam olduğunu hatırlatıp allah’a havale ediyorum..
11 Kasım 2013 Annihilator İstanbul konseri için verdiğim 60 lirayı grubu Türkiye’ye getiren
Vera Productions ve
Freebird Agency’ye sonuna kadar helal ediyorum..İnsan sevdiği grubu sahnede böylesine dehşet bir performansla izledikten sonrası parayı falan umursamıyor zaten..
Not:Bu arada Jeff’in “
We are Canadians, we love everyone”sözü ve “
Do you like Slayer and Metallica, listen to this” diyip
Deadlock’a girişi unutulmazdı…