Showing posts with label Akmar Pasajı. Show all posts
Showing posts with label Akmar Pasajı. Show all posts

Saturday, March 28, 2015

Çekme Kaset Günlerinden



Resimde en sağda yer alan ve Kadıköy Akmar Pasajı'nın arka kapısının çıkışında 90'lı yılların ortalarından 2000'lerin başına kadar tezgah açan Selahattin Abi'ye selam olsun..Çektiği kasetlerin sonlarında boş kalan yerlere albümün en baba parçalarını ya da sevdiği grupların birkaç şarkısını ekleyip sattığı her albümün hakkını verirdi..Delikanlı adamdı..Bu arada 90'ların samimiyeti ne güzeldi, Savatage'in yeni albümünü ilk defa torrent siteleri yerine müziğe gönül vermiş insanların açtıkları tezgahlarda görebiliyorduk..

Thursday, November 06, 2014

Sosyolog Tezgahtarın Zor Anları



Atlantis Müzik
'te çalışırken müşterilerden tarafından sorulan acayip nesnelerden yukarıdaki listeyi oluşturup "Bunlar bizde bulunmamaktadır" başlığı ile dükkanın camına asmıştık..Fotoğrafı çekerken elim titremiş o yüzden yazılar net okunmuyor..(Aşağıya full listeyi yazacağım)Bu arada o dönemde dükkanda sadece orjinal müzik CD'si, film DVD'si, esprili tişört ve grup tişörtlerinin satılıyor olduğunu belirtmek isterim..


1-Marduk diye bir adamın posterini veren dergi
2-Tesbih
3-Jaco Pastarious tişörtü
4-Batman kostümü
5-Pozitif düşünce kaseti
6-Gözlük ve bone (Deniz ürünleri)
7-Amerikan bayrağı baskılı boxer
8-Tarak
9-Maske
10-Drum tütün
11-Azeri grup Yu-Hu'nun albümü
12-Yo-Yo
13-Mp3 formatında müzik
14-Futbolcu dizliği
15-Erkeklerin saçlarına taktıkları bone
16-Ucuz, kırık DVD
17-İlahi Mp3 leri
18-Suziki 2 CD'si
19-Çocuklar için örümcek adam kıyafeti
20-Eski İtalya tişörtleri
21-Mikrofon ayaklığı
22-Mp4 fomatında film
23-Orjinal Mp3 CD'si
24-?
25-Dini kaset
26-DVD CD'si
27-İçinde Jim Capaldi bulunan Genesis albümü



Friday, June 28, 2013

Yaşanmışlıklar - 9 / The Mystery Of Stinky Customer


2006 - 2007 yıllarında çalıştığım Kadıköy Akmar Pasajı'nın güzide dükkanlarından Atlantis Müzik'te yaşadığım sayısız ilginç olaydan biriydi...

Mesai arkadaşım Cem ile dükkanda otururken içeriye kıyafetleri pislik içinde, saçı başı dağılmış, göbekli, 30'lu yaşlarda bir adam girdi. Bir süre dükkandaki müzik CD'lerine, filmlere, tişörtlere baktı. Bu esnada cebinden çıkarttığı gofretimsi şeyleri bir bütün olarak ağzına atıyor, aralıksız olarak çikolata yiyiyordu.

Derken Cem ile o kokuyu duyduk...Adamın üzerinden yayılan ve dükkandaki diğer zavallı müşterilerin kısa bir süre içinde dışarıya kaçmalarına neden olan o pis kokuyu..Adam, belli ki çok uzun zamandan beri yıkanmamıştı ve üzerine iğrenç, ağır bir koku sinmişti. 10 metre mesafeden bile insanın burnunun direğini kırmaya yetecek kadar kuvvetli bir kokuydu.

Adam, plakların bulunduğu bölüme gitti ve teker teker hepsine bakmaya başladı. (O yıllarda longpileylere son dönemlerdeki kadar ilgi duyulmadığı için satışta fazla plağımız yoktu..Sıfır plak getirmek yerine ellerindeki plaklardan kurtulmak isteyenlerden cüzzi fiyatlar karşılığında ikinci el plak alıyorduk..) Bazı plakları kenara koymaya başladı. Bir-iki-beş-on derken kenara koyduğu plaklar üst üste bir yığın oluşturdu...

Bu esnada Cem ile adamı dükkandan dışarı atmayı, pasajın güvenlik görevlisini çağırmayı düşündük. Adam, belli ki sokakta yaşayan, tehlikeli ve belki de akli dengesi bozuk bir tipti. Üzerinden yayılan koku iyice dayanılmaz olmaya başlamıştı, nefes almak için arada dükkana oda spreyi sıkıyorduk. Harekete geçmek ile geçmemek arasında karar veremedik ve "Bir süre bekleyelim bakalım" dedik..

Bu arada adamın hangi plakları ayırdığına bakınca şaşkınlığımı gizleyemedim...Iron Maiden, Running Wild, Queensryche, Venom, Pretty Maids, Manowar, Rage, Y&T, Victory, Survivor, KISS, Motörhead gibi grupların plaklarını kenara koymuştu..

Yaklaşık 20 dakika içinde dükkanda bulunan bütün plaklara baktı. Ardından ayırdığı yaklaşık 50-60 kadar plağı eline alarak kasaya yaklaştı. "İşte bela geliyor" diye düşünmeye başladık..

Adam sakin bir ses tonuyla "Bunlar ne kadar?" diye sordu...

"Fiyatları 20 ile 40 lira arasında değişiyor" diye cevap verdim isteksizce...

"Tamam alıyorum" dedi...

Cem ile birbirimize baktık. Ciddi olamazdı...

"Hepsini alıcam. Ne kadar yapıyo?" diye tekrar sordu...

Hesap makinasını elime alıp tutarı hesapladım. 1800 küsür lira yapıyordu...

"1800 TL" dedim...

Adam, çukulata bulaşmış ellerini cebine soktu ve 20 TL'lik yeşil banknotlardan bir tomar çıkarttı. Üzerinde ne 5 TL'lik, ne 10 TL'lik ne de 50 TL'lik başka bir banknot yok gibiydi...

90 tane 20'lik banknot uzattı. Arkadaşımla paraların sahte olup olmadığını kontrol ettik. Bildiğin gerçek paraydı...

Plakları poşetlere doldurduk. Kokan müşteri, dükkandaki rock ve metal plaklarının neredeyse tamamını satın almış olarak kapıdan dışarı çıktı...

Adamı bir daha ne Akmar'da ne de başka bir yerde görmedik...

Kötü kokan müşterinin hikayesi; bizim için bugün hala gizemini koruyan, akılla ve mantıkla açıklanması zor bir vaka olarak zihnimizin derinliklerinde yatmaktadır...

Monday, September 03, 2012

The Little Things Vol:3 Sosyolog - Tezgahtar

2006 yılında üniversitenin son sınıfındayken Akmar Pasajı'nda yer alan Atlantis Müzik'te çalışıyordum. Önce part-time olarak çalışmaya başlamıştım, okul bittikten sonra da askere gidene kadar full time devam ettim. Bu dönemde pek çok dumur olay yaşanmıştı. Abuk subuk şeyler soran müşteriler (Korsan bayrağı, ilahi mp3'leri, Amerikan bayrağı baskılı külot, futbolcu dizliği, ESKİ İTALYA tişörtleri..ve daha niceleri), Misery Index konserine gittiğim gece tişörtleri dükkanın dışında unutmamız, efsane ve skandal konser maceraları (Haggard, Necrophagist, Sodom...) ve iş arkadaşlarım ile sürekli çevirdiğimiz geyikler ile genellikle iyi anılar ile hatırladığım bir iş yeridir Atlantis Müzik...

O günlerden birinde içeriye elinde fotoğraf makinesiyle bir kız girmişti. Etrafa bir süre bakındıktan sonra Roll dergisinden geldiğini, Akmar'da dolaşan insanlarla röpörtaj yaptığını, bana da birkaç soru sormak istediğini söylemişti..Kızla yaptığımız röpörtaj yaklaşık 20 dakika sürdüğü halde aşağıdaki resimde görülebildiği gibi yayınlanan kısmı sadece birkaç satır..Söylediklerimi o kadar makaslamışlar ki ortaya tuhaf ve eksik cümleler çıkmış..Örneğin birinci soruda (Akmar'da işler nasıl gidiyor?") Internetten müzik indirmenin albüm satışlarına zarar verdiğini ancak yine de belli bir kesimin CD almaya devam ettiğini, CD fiyatlarının belli kesimler için yüksek olduğunu, ancak müziğe destek vermek isteyen herkesin en azından 2.el albümleri satın alabileceğini söylemeye çalışmıştım...Bu sözler röpörtajda "Artık kimse orjinal CD almak istemiyor, insanlar haklı, CD fiyatları çok yüksek"şeklinde yayınlanmış..

"Neler dinliyorsun?" sorusuna "Genellikle rock ve metal dinlerim ama her müziği dinlemeye çalışıyorum. Bu ara 80'lere özel ilgim var" şeklinde cevap vermiş olmama rağmen beni yazıda sadece 80'ler dinleyen bir idiot gibi göstermişler..

Ayrıca üstü tarafta adımın yanında yer alan "Sosyolog - Tezgahtar" ifadesini gördükçe tebessüm etmeden duramıyorum...


Thursday, December 21, 2006

Bana Bunlarla Gelmeyin

Düşünün Kadıköy Akmar Pasajı'nda ağırlıklı olarak rock-metal müzik ürünleri satan bir dükkanda çalışıyorsunuz.CD, plak, kaset, dergi ve konser DVD'lerinin yanı sıra tişört, ve film DVD'leri de satıyorsunuz.İçeriye giren insanların ne tür şeyler sormalarını beklersiniz?En azından aşağıda yazacaklarımı sormalarını beklemezsiniz değil mi?


"Korsan bayrağı var mı?"

"Marduk diye bir adamın posterini veren bir dergi varmış.Var mı sizde?"

"Ege Çubukçu'nun 2 liraya 3 liraya CD'si yok mu?"

"Burada tesbih bulabilirmiyim?"

(Film Dvd'lerine bakarak)"Bu filmleri insanlar mı getiriyor?"

"Jako Pastorious t-shirtü var mı?"

"Burada palyaço kiralanan bir yer var mı?"

"Buralarda DJ'lik kursu veren bir yer var mı acaba?"

"Sauna var mı buralarda?"

"Pozitif düşünce kaseti var mı?"

"Sizde gözlük ve bone var mı?..Deniz ürünleri yani"

"Amerikan bayraklı boxer külot var mı?"

Tuesday, September 26, 2006

56k

Evet saatler 12:20'yi gösteriyor ve Atlantis Müzik'ten sesleniyorum..Bloğuma ilk defa evimdeki bilgisayardan başka bir bilgisayardan yazıyorum..Aynı zamanda gayet külüstür ve hantal bir bilgisayar bu..Böyle saçma bir bilgisayarın hak ettiği bağlantı dial-up bağlantı olduğu için önce wordde yazıp sonra internete bağlanacağım ve copy paste yöntemiyle postumu göndereceğim..

Az önce adamın birine mor bir tişört satarak siftahı yaptım.Bu saate kadar hiçbir şey satamamak kötüydü ama neyse ki şeytanın bacağını kırdım.Ayrıca bu ara işlerin kötü olmasınının belli sebepleri var..Okullar açıldı, millet kitap işine odaklanmış durumda..İnsanlar müzik ve film gibi hobi kategorisine giren şeylere kolay kolay para harcamıyorlar.

Bu arada esmer bir oğlan içeri girip “Tez ve proje hazırlayan bir tanıdığın var mı?” diye sordu şimdi..Yok abi ben sosyolojiden mezun oldum bu sene, bizde tez yoktu dedim..Tez zamanda kaybol dükkandan dedim (Bunu içimden dedim).Nerden buluyor bu garip adamlar ve sorular beni ya..Geçen gün de biri aramıştı, aramızdaki dialog aynen aşağıdaki şekilde gerçekleşti:

- Alo Atlantis mi orası?
- Evet buyrun?
- Numaranızı internetten buldum da birşey soracaktım
- Tabi sorun..
- Ceviz satıyor musunuz?
- ........(eaaeaaaaaa)

"Yok kayısı satıyoruz, hakiki Malatya kayısısı" diyecektim de diyemedim..

Bu arada Billy Joel CD'sini çıkartıp Warrant CD'si takarak hareketlendik biraz..Bundan sonra da Deicide yeni album takarım belki..Bu arada şu Lastfm olayına girdim de bayağa hoş birşeye benziyor.Hangi şarkıları hangi sıklıkta dinlediğini istatistiklerle gösteriyor falan..Dinlediğin müzik türlerine göre grup önerilerinde bulunabiliyor.

Şimdilik bu kadar yeter sanırım..56k modemlerin internete bağlanırken çıkarttıkları sesleri özlemişim..

Saturday, August 19, 2006

Pasaj Günlerinden


Akmar Pasajındaki bir müzik markette çalışırken karşılaşabileceğiniz normal olaylarlardan bir derleme yaptım:

1 - Her sabah dükkanı açarken karşıdaki kitapçının iğrenç hoparlöründen yayılan Şebnem Ferah şarkılarını son seste dinlemek..(İlerleyen saatlerde Şebnem Ferah'tan türkülere geçtiklerinde kontrolü kaybediyorum ve onlara yükses volümde metal müzik ile karşılık veriyorum.Sonuçta bizim hoparlörlerimiz onlarınkini bastırıyor ve zafer metal savaşçılarının oluyor)

2 - Pasajdaki bütün kitapçıların dükkanlarının önlerinden geçen herkese "Buyrun", "Kitaplarda %50 indirim var", "Aradığınız bir kitap var mı?" diye seslenmeleri..(Birşey arayan insan sorar zaten..Görüyor senin ne sattığını...Hatta geçen gün bana da "Buyrun" dediler bir kitapçının önünden geçerken)

3 - Pasajdaki kitapçılardan birinin adının Kozi Kitabevi olması(Ee ne var bunda demeyiniz, adamın ad Kozi imiş meğer..Ayrıca dükkanın camına sarı-kırmızı-yeşil renklerden oluşan bir flama asıyor herif..Bir de neden Akmar pasajındaki kitapçıların hemen hepsi kürt kökenli, planlı mı yerleştirildiler oraya acaba)

4 - Müşteriler tarafından dükkanda bulunması imkan dahilinde olmayan garip şeylerin sorulması..Örnek: Virüs programı, porno film, erotik film (Porno'nun daha kibar olanı), Zekai Tunca'nın ilk kaseti, bandana, Gandhi Tişörtü, eski İtalya tişörtleri, Amerikan bayrağı baskılı boxer, tespih, ilahi mp3'leri, hap (Evet bildiğimiz keyif verici madde)

5 - Patron faturayı ödemediği için telefonun aniden kesilmesi..Sürekli "Sizden önce uzun saçlı gözlüklü bir bey vardı burda ne oldu ona?" sorularına maruz kalmak..Distribütörü olduğumuz şirketlerin albümlerinin siparişler aksadığı için dükkanda bulunmaması..Distribütörü (Ne zormuş bu kelimeyi yazmak) olduğumuz firmanın CD'lerini yan dükkanda görmek ve hayret etmek..Dükkandaki klimanın bir türlü tamir ettirilmemesi..Bütün yaz eski bir vantilatörle serinlemeye çalışmak (Vantilatörün de bozuk olduğu için sağa sola dönmemesi, hep belli bir yöne üflemesi)..Jazz standının içinden Eminem albümlerinin çıkması..Her sabah yaklaşık yarım saat boyunca kaset ve tişörtleri dışarıya dizmek (Akşam kapatırken de tersini yapmak)..Diğer dükkanların dışarıdaki mallarını basit bir kilit sistemiyle muhafaza ettiklerini görmek, bu durumda tek işkence çekenin biz olduğumuza kanaat getirmek..Zamanında tanesi 1 - 2 eurodan alınmış Budget CD'lerin bir yığın oluşturması ve onları yerleştirecek raf bulamamak..Dışarıdaki telefon tellerinin üstüne üzerine tişört asmak, bu yüzden bir gün "Telefonumuz kesildi sizin yüzünüzden" diye iriyarı bir herifin gelip benden hesap sorması..Karşı dükkanın kendi POS cihazının olmaması, kredi kartıyla yaptığı satışlar için bizim POS cihazını kullanmaları ancak patronun bizim cihazdan yapılan işlemlerin nakit karşılığını onlara çok geç ödemesi - bu yüzden karşı dükkan sahibinin sürekli çileden çıkması..Çekmecelerin kırık dökük olması ve içlerinde nuhnebiden kalma malların bulunması (Video kasetler gibi)