Showing posts with label The Little Things. Show all posts
Showing posts with label The Little Things. Show all posts

Friday, April 27, 2018

The Little Things Vol:20 / Amber Kovası



Böyle şahane bir biraya böyle bir limited edition yakışırdı..

Friday, June 03, 2016

The Little Things Vol:19 / Ceren Erman Drawings


Harmaa Design ortaklarından sevgili Ceren Erman'a ait çeşitli çizimler...


Belgin Doruk:




Game Of Thrones-Dragon:




Game Of Thrones-Khal Drogo:




Pacmanler:




Thor:




Various Game Of Thrones Characters:


Wednesday, May 04, 2016

The Little Things Vol:18 / USB'den Çalışan Ninja Fanı



İyi serinletiyor ama biraz gürültülü..

Saturday, October 17, 2015

The Little Things Vol:13 / Lise 3 Karnem



Mantık dersinden 1.dönemde 5, 2.dönemdem 1 almam karakterim hakkında sağlam ipuçları veriyor...

Saturday, May 02, 2015

The Little Things Vol:10 / Jim Jarmusch Collection



Soldan sağa ve yukarıdan aşağıya:

Down By Law: 10/10
Stranger Than Paradise: 8/10
Permanent Vacation: 4/10
Dead Man: 10/10
Mystery Train: 9/10
Night On Earth: 10/10

Monday, March 30, 2015

The Little Things Vol:9 / Takas Pazarı Fanzin Yazım



Takas Pazarı; kaset, CD ve plak satın alarak müziğe hak ettiği değeri veren bir grup insanın organize ettiği ve kanımca Türkiye'deki rock ve metal müzik dayanışmasını arttırma konusunda çok önemli pay sahibi olan bir etkinlik..Geçen ay Rasputin Bar'da 4.'sü düzenlenen organizasyonun öncesinde Takas Pazarı Fanzini'nin 2.sayısının hazırlanacağı duyurulmuştu..Ben de ilgili arkadaşlara birkaç anı yazımı yollamıştım..Sağolsunlar, 2 tanesini yayınlamışlar.Tamamen kalpten bir çabayla ve gerçek müzik tutkusuyla hazırlanmış ve bu sefer 100'ün üzerinde sayfa sayısına sahip dergiyi satın alarak ülkemizdeki rock-metal müzik dayanışmasına destek olmanızı tavsiye ediyorum..Son gelen haberlere göre fanzin Hammer Müzik'te bulunabiliyormuş..

Friday, March 13, 2015

The Little Things Vol:8 / Red Dead Redemption Game&Poster



Rockstar Games; Manhunt, Max Payne, L.A.Noire, Grand Theft Auto serisi gibi kült statüsüne ulaşmış oyunlar üretmiş, oyuncuya sunduğu serbestlik ve gerçeklik unsurları nedeniyle son yıllarda en fazla takdirimi toplayan oyun firmasıdır..Az ama öz oyun yapan firmanın 2010 yılında sadece Playstation ve Xbox 360 için çıkartmış olduğu ve bence gelmiş geçmiş en başarılı western oyunu olan Red Dead Redemption'un Playstation 3 versiyonu resimdeki materyallerden oluşuyor..(SPOILER) Hayatının son anlarında ailesini güvenli bir yere ulaştırmayı başaran ve yiğitçe sahtekar kanun adamlarına direnen John Marston için üzülmemek mümkün müydü...

Tuesday, December 04, 2012

The Little Things Vol:7 / When In Sodom (25.11.2006)



Zaman ne kadar çabuk geçiyor. Atlantis Müzik'te birlikte çalıştığım arkadaşım Can İnandım'ın yoğun çabalarıyla gerçekleştirdiğimiz Sodom konserinin üzerinden 6 yılı aşkın bir süre geçmiş..Aslında konseri benim için önemli yapan sadece kült bir thrash metal grubunu canlı canlı izlemiş olmak ve grubun Türkiye'de ilk defa çalması değildi (Bilindiği gibi 1992 yılında İstanbul'da verecekleri konser, ülkücülerin konser mekanını basması nedeniyle son anda iptal olmuştu) Konseri daha çok Onkel Tom ve tayfasının enterasan sözleri ve hareketleriyle hatırlıyorum..Örneğin Almanların biracı oldukları söylenir ancak Sodom kelimenin tam anlamıyla allahsız içiyordu..Grubu karşılamak için Atatürk Hava Limanı'na gittiğimde Tom Angelripper'la aramızda geçen şu ilk dialog durumu yeterince anlatıyor sanırım:

- BEN: (Tom'un elini sıktıktan sonra) "You're all welcome to Turkey.What's up?"

- TOM: "I'm fine, man.Thanks..Tell me, where can I find cold beer here?"


Bas Gitar ve vokalde Tom Angelripper, Gitarda Bernd Kost ve davulda Konrad Schottkowski'den oluşan kadrosuyla İstanbul'a gelen grup içmeye havaalanında başladı ve İstanbul'da bulundukları süre boyunca hiç ara vermedi..Alkol performansları ile ilgili şunu hatırlıyorum: Havaalanında bira içmeye başlayan adamları Taksim'deki otellerine götürmüştük.(Otele vardığımız sırada patronun eşinden gelen "Serhat, adamlara söyle oteldeki minibarın ücretini biz karşılamıyoruz" şeklindeki uyarı da bizimkilerin tehlikenin farkında olduklarını gösteriyordu) Otelde kısa bir süre grubun Türkiye'deki en azılı fanı DJ Şener'le muhabbet edip Do-Rock'a geçtiler. Burada da fanlarına imza dağıtırken bira içmeye devam ediyorlardı. Sonuç itibariyle öğlen saat 3'ten akşam saat 8'e kadar olan süre içerisinde adam başı yaklaşık 15 bardak birayı devirmişlerdi..Bu esnada bir ara Tom'a "Hergün bu kadar içiyor musunuz?" diye sorduğumda "Sadece hafta sonları içiyorum" diye cevap vermişti..

Sodom elemanlarının damak tadları biraz tuhaftı. Akşam yemeği için onlara Taksim'de fena gözükmeyen bir restoranda rezervasyon yaptırmıştık. Menüde pizza, patates kızartması, sosis ve benzeri şeyler vardı (Alman oldukları için bu tür şeyleri severler diye düşünmüştük) Ancak masaya oturduktan 15 dakika kadar sonra yemeği beğenmediklerini söyleyip Mc Donalds'dan çizburger yemek istediklerini beyan ettiler..Gidip onlara Mc Donalds'dan adam başı 3'er tane çizburger alma görevi de bana düşmüştü haliyle..(Ancak intikamımı onlar sahnedeyken aldım..Sahnede çalarlarken backstage'e girip konserden sonra midelerine indirmeyi düşündükleri karışık pizzanın tamamına yakınını yedim.Sonradan duğduğuma göre pizzalarının yenmesine çok kızmışlar ama acıkmıştım ve ortalıkta yiyecek başka birşey yoktu)

Konserde yaşanan bir başka enterasan olay da, Sodom'un alt grubu olarak gelmiş olan Holy Moses'ın bayan solisti Sabina Classen'in başından geçmişti.Sabina, grubun gitaristi Michael Hankel ile evliydi. Konserden önce Yeni Melek'de içkiler su gibi akarken Ankara tayfasından Hicri Bozdağ, alkolün dozunu fazla kaçırmış olsa gerek ki Sabina'yı herkesin içinde ve kocasının gözleri önünde dudaklarından öpmüştü. Millet "Ooov woow" diye tepki verirken adam sadece gülümsemişti. Aynı şey bir türk müzisyenin başına gelmiş olsa neler yaşanırdı tahmin etmek bile istemiyorum...

Konsere ilgi beklenildiği kadar olmasa (İçerde yaklaşık 600 kişi vardı) ve Yeni Melek'in ses sistemi her zamanki gibi kimseyi tatmin etmese de güzel bir konser izledik.Sodom, üç adamın çıkartabileceği maksimim gürültüyü çıkartmıştı. Bomba şarkılarını ard arda çaldılar. Konserden önce grubun ses teknisyeniyle "2.Dünya Savaşı'nda kazılan siperler" ve "Sodom'un çaldığı en rezil yerler" gibi konular üzerine derin bir sohbete girmiştik. Adam beni sevmiş olacak ki konserden sonra imzalı bir Sodom penası ve konserin playlistinin yazdığı kağıdı hediye etmişti..Hala gözüm gibi bakıyorum bunlara...



Saturday, October 27, 2012

The Little Things Vol:6 / The Famous Grouse Box Set



Evet bildiğiniz gibi alkollü içeceklere yeni - yine - yeniden zam geldi ve başımızda bu kazıkçı esnaftan alamadığı KDV vergisini "Kaç para olursa olsun alacaklar - kimse sesini çıkarmayacak" mantığı ile biraz olsun kafa dağıtmaya çalışan insanlardan ÖTV olarak almaya çalışan, Türkiye'nin gelmiş geçmiş vatandaşın cebine en fazla elini sokan hükümeti olduğu sürece bu zamlar devam edecek gibi görünüyor..Ama bu, The Famous Grouse'un en başarılı harmanlanmış Scotch viskilerden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor...

Tasarımı oldukça hoş olan box seti'i Migros'ta görür görmez aldım.İçinden bir adet 70'lik şişe ve 2 adet Famous Grouse bardak çıkıyor.Ancak beni asıl şaşırtan kutu hazırlanırken gösterilmiş olan özen oldu.Aşağıdaki resimlerden görebileceğiniz gibi kutunun arka ve yan yüzeylerinde viskinin üretimi ile ilgili bilgiler ve Famous Grouse hakkında otoritelerin bazı görüşleri yer alıyor.






The Famous Grouse, harmanlanmış Scotch viskiler içinde sıralama yapmak gerekirse ilk 3'e adını yazacağım bir marka.Bu yüzden bu yeni ürünlerini raflarda görmek güzel bir sürpriz oldu.2 adet de orjinal bardağına sahip olduğum için de ayrıca sevinçliyim..

Tuesday, October 16, 2012

The Little Things Vol:5 - Nasıl Anlatalım Bu Golü Şimdi Size?



Tarih 12 Eylül 2000..Liseyi bitireli birkaç ay olmuş.ÖSS sonuçları açıklanmış, kayıt yaptırmak için Afyon Kocatepe Üniversitesine gitmeme kısa bir süre var..Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nin ilk maçında kura çekimine 1.torbadan katılan Monaco ile oynayacak.(O dönemde Monaco'nun kadrosunda Simone, Giuly, Nonda, Riise, Dabo gibi adamlar var) Liseden arkadaşım Kerem ile maça gitmeye karar veriyoruz..Maçın başlamasına birkaç saat kala Ali Sami Yen Stadı yeni açık tribününde yerimizi alırken tarihi bir maç izleyeceğimizden haberimiz yok..

Maça Galatasaray atak başlıyor.Ümit Davala'nın bir şutu direkten dönüyor.İlk yarının ortalarına doğru Hakan Ünsal'ın soldan yaptığı bindirmede top Jardel'in önce göğsüne sonra bacağına çarpıp ağlara gidiyor.(Zaten değişik uzuvlarıyla gol atmayı seven bir oyuncuydu)

Galatasaray golden sonra da bastırmaya devam ediyor..Monaco kalemize gelmekte zorlanıyor.

Derken o tarihi an geliyor.Dakika 29..Hagi sol çaprazda, yeni açık tribünde bulunduğumuz için zar zor gördüğümüz bir noktada topla buluşuyor..Orta yapacak ya da yana oynayacak herhalde derken bir anda hiç gerilmeden kaleye gönderiyor topu.Top, mermi gibi ilerliyor ve kalecinin solundan ağlara takılıyor..(Top o kadar hızlı gitmişti ki takip edememiştik, gol olduğunu birkaç saniye sonra anlamıştık..Bir de Hagi'nin vurduğu yer kaleye gerçekten çok uzaktı.Tribünden 35 metre falan diye tahmin etmiştik ama sonradan televizyondan izleyince 30 metre civarı mesafeden vurduğunu gördük) Bu sırada maçı televizyondan anlatan spiker Sabri Ugan: "Nasıl anlatalım bu golü şimdi size..Böyle bir gol yok, böyle bir vuruş yok" diyor..Haksız sayılmaz..

İlk yarı 2-0 Galatasaray'ın üstünlüğü ile bitiyor.Ancak ikinci yarıya Monaco iyi başlıyor.50.dakikada sonradan bizim takımda top koşturacak ve adıyla ilgili "Nonda, hayat onda" gibi espiriler üretilecek Shabani Nonda karambolde skoru 2-1'e getiriyor.62.dakikada ise Capone kara yılan Nonda'yı düşürünce Monaco penaltı kazanıyor ve Simone durumu 2-2'ye getiriyor.

67.dakikada Bülent'in attığı nizami golü vermeyen hakeme çok sinirlenen Hagi, 2 dakika sonra Riise'ye kasti bir hareket yapıp kırmızı kart görüyor.Ancak hakem 3 dakika sonra başka bir pozisyonda Emre'ye faul yapan Monaco'lu Dabo'yu oyundan atıyor ve dengeler eşitleniyor.

80.dakikada Hakan Ünsal'ın soldan ortasında "Arka Direk" Capone, lakabına uygun bir yerde ortaya çıkarak kafayla çakıyor ve Galatasaray'ı tekrar öne geçiriyor.Maç da bu sonuçla bitiyor.

Maça gitmekle ne kadar isabetli bir karar vermiş olduğumu aradan zaman geçtikten sonra anlayabildim ancak..Hagi'nin belki de Galatasaray formasıyla attığı en güzel golü canlı olarak izlediğim için kendimi çok şanslı sayıyorum..Maç biletini de yazının başında görüldüğü üzere halen saklıyorum...

Maçın Galatasaray için ilginç bir tarafı da o güne kadar Şampiyonlar Ligi'ne hiç galibiyet ile başlayamamış olan takımımızın (O sezon turnuvaya 6.kez katılıyorduk) bu maç ile şanssızlığını kırmış olmasaydı.

Gollerimiz için:


Friday, September 07, 2012

The Little Things Vol:4 - Hoş Geldin İddaa


Hani bir oyunu ilk defa oynadığınızda genellikle şans yanınızda olur, biraz tesadüfi galibiyetler alır, sürpriz kazançlar sağlarsınız ya..(Acemi şansı) Ben de İddaa oyununda bu olayı resimdeki maçlardan oluşturduğum 2 kupon ile yaşamıştım..İddaa'nın yeni çıktığı zamanlardı..Birçok ligin son haftası oynanırken biraz fantaziye kaçan yüksek oranlı 2 tane kupon yapayım dedim..Örneğin Belçika'da ligden düşmemek için rakibini mutlaka yenmesi gereken Heusden Zolder(Bu arada bu takımın adını o seneden sonra bir daha duymadım) yerine rakibi Genk'e oynadım..Türkiye liginden düşmesi kesinleşen Adanaspor'nın Denizli'yi yeneceğini tahmin ettim..PSG, o sıralar en iyi zamanlarını yaşayan Lyon'u eli boş gönderir dedim..Sonuç, kazanılan 100 küsür lira ve kuponu tutan her bahis oyuncusunun içinden söylediği "Keşke biraz daha bassaydım o kuponlara" lafı oldu..İddaa, daha sonraları da birçok defa sevindirdi beni ancak bu 2 kuponun yeri her zaman ayrı oldu...

Monday, September 03, 2012

The Little Things Vol:3 Sosyolog - Tezgahtar

2006 yılında üniversitenin son sınıfındayken Akmar Pasajı'nda yer alan Atlantis Müzik'te çalışıyordum. Önce part-time olarak çalışmaya başlamıştım, okul bittikten sonra da askere gidene kadar full time devam ettim. Bu dönemde pek çok dumur olay yaşanmıştı. Abuk subuk şeyler soran müşteriler (Korsan bayrağı, ilahi mp3'leri, Amerikan bayrağı baskılı külot, futbolcu dizliği, ESKİ İTALYA tişörtleri..ve daha niceleri), Misery Index konserine gittiğim gece tişörtleri dükkanın dışında unutmamız, efsane ve skandal konser maceraları (Haggard, Necrophagist, Sodom...) ve iş arkadaşlarım ile sürekli çevirdiğimiz geyikler ile genellikle iyi anılar ile hatırladığım bir iş yeridir Atlantis Müzik...

O günlerden birinde içeriye elinde fotoğraf makinesiyle bir kız girmişti. Etrafa bir süre bakındıktan sonra Roll dergisinden geldiğini, Akmar'da dolaşan insanlarla röpörtaj yaptığını, bana da birkaç soru sormak istediğini söylemişti..Kızla yaptığımız röpörtaj yaklaşık 20 dakika sürdüğü halde aşağıdaki resimde görülebildiği gibi yayınlanan kısmı sadece birkaç satır..Söylediklerimi o kadar makaslamışlar ki ortaya tuhaf ve eksik cümleler çıkmış..Örneğin birinci soruda (Akmar'da işler nasıl gidiyor?") Internetten müzik indirmenin albüm satışlarına zarar verdiğini ancak yine de belli bir kesimin CD almaya devam ettiğini, CD fiyatlarının belli kesimler için yüksek olduğunu, ancak müziğe destek vermek isteyen herkesin en azından 2.el albümleri satın alabileceğini söylemeye çalışmıştım...Bu sözler röpörtajda "Artık kimse orjinal CD almak istemiyor, insanlar haklı, CD fiyatları çok yüksek"şeklinde yayınlanmış..

"Neler dinliyorsun?" sorusuna "Genellikle rock ve metal dinlerim ama her müziği dinlemeye çalışıyorum. Bu ara 80'lere özel ilgim var" şeklinde cevap vermiş olmama rağmen beni yazıda sadece 80'ler dinleyen bir idiot gibi göstermişler..

Ayrıca üstü tarafta adımın yanında yer alan "Sosyolog - Tezgahtar" ifadesini gördükçe tebessüm etmeden duramıyorum...


Thursday, August 30, 2012

The Little Things Vol:2 - In The Woods ... - Strange In Stereo Promo CD


Nadir bulunan bir Promo CD olsa gerek ama onu benim gözümde değerli yapan bu değil..Norveçli Black/Avant-Garde/Progressive Metal grubu In The Woods'un (Kendilerini saygıyla anıyoruz) Omnio başyapıtından 2 sene sonra çıkardığı Strange in Stereo, belki ikinci bir Omnio değildir ama grubun bir başka derin, karanlık ve mükemmel albümüdür.(Zaten grup Strange in Stereo'dan sonra bir toplama albüm ve bir konser albümü yayınlayıp dağılmıştır) Elimdeki Promo CD'si, grubun o zamanlardaki plak şirketi İngiliz Misanthropy Records tarafından basılmış..Misanthropy Records'un 2000 yılında kapanmış olduğunu düşünürsek artık bayağı zor bulunabilen bir CD olsa gerek..Neyse, başta da belirttiğim gibi beni ilgilendiren nadir bulunması değil..Çok sevdiğim, yıllardır ara ara dinlediğim bir albüm olduğu için burada da paylaşayım dedim...


Sunday, August 26, 2012

The Little Things Vol:1 - Finlandia Vodka


Daha önce de belirtiğim gibi Finlandia Vodka, şu ana kadar içmiş olduğum en lezzetli votkadır.Hem sadesi hem de meyveli çeşitleri birbirinden nefis olan içkinin üreticileri sanırım Türkiye pazarına yatırım yapmayı düşünüyorlar ki böyle çekici bir kutu üretmişler.Sadece Türkiye için hazırlanan kutuların içinden bir tane 70'lik şişe (sade) ve "Saf Buzul Suyu" veya "Gece Yarısı Güneşi" temaları ile Finlandiya'yı hatırlatan bir votka bardağı çıkıyor.Satın aldığınızda "The Very Tired Rooster" veya "Ratatosk" adları verilmiş bardaklardan birisine sahip oluyorsunuz.(Birincisini Cerenciğim bana hediye aldığında içinden The Very Tired Rooster çıkmıştı.Bu yüzden ikincisini alırken özellikle içine baktım ve Ratatosk da benim oldu) Tasarımı Klaus Haapaniemi adında Finlandiyalı bir sanatçı tarafından yapılan bu bardakları ve bu özel seti kaçırmayın derim..Migros ve Carrefour'da halen bulunabilmekte ancak sınırlı sayıda kalmış...