Showing posts with label Felsefe. Show all posts
Showing posts with label Felsefe. Show all posts

Thursday, September 14, 2017

Those Who Were Seen Dancing



Friedrich Nietzsche doğru söylemiş..

Sunday, June 01, 2014

Arthur Schopenhauer İle Yaşam Bilgeliğine Devam

"Yaşam bilgeliğinin önemli bir noktası, biri diğerine zarar vermesin diye dikkatimizi biraz bugüne biraz da geleceğe yöneltişimiz arasındaki orantının doğruluğuna dayanır.Çoğu kimse fazlasıyla bugünde yaşar, bunlar düşüncesizlerdir; bazıları da fazlasıyla gelecekte yaşarlar, bunlar da korkaklar ve endişelilerdir.Bir kimsenin doğru ölçüyü tutturduğu ender görülür.Planlarla ve kaygılarla, sadece ve sonsuza dek gelecekle meşgul olmak yerine ya da kendimizi geçmişe özleme adamak yerine, tek gerçeğin ve tek kesin olanın bugün olduğunu asla unutmamalıyız; buna karşılık gelecek hemen hemen her zaman onu tasarladığımızdan başka türlüdür; geçmiş de başka türlüydü; ve her ikisinin de bir bütün olarak, bizim zannettiğimizle çok az ilgisi vardır.Çünkü nesneleri gözde küçülten uzaklık, onları düşüncede büyütür.Biricik doğru ve gerçek olan şimdiki zamandır: Bu, gerçek olarak doldurulan zamandır ve varoluşumuz sadece bu zamanda yer alır.Bu yüzden bu zamanı daima neşeli bir karşılamaya değer görmeli ve bunun sonucunda katlanılır ve dolaysız aksiliklerden ya da acılardan bağımsız her saatinin tadını olduğu gibi çıkarmalı, yani onu geçmişteki yanlış umutlar hakkında surat asarak ya da gelecek için kaygılanarak berbat etmemeliyiz.Çünkü mevcut iyi bir saati kendinden uzaklaştırmak ya da geçmişe yönelik hoşnutsuzluk ya da gelecek olana yönelik kaygı yüzünden bu saati bile bile mahvetmek budalalıktır.

Gelecek kötülüklerden, ancak kesin olanlar ve ortaya çıkma zamanı belli olanlar bizi huzursuz kılabilirler.Bunların sayısı da çok azdır: Çünkü kötülükler ya sadece mümkündürler, en fazla olasıdırlar; ya da zaten kesindirler; ancak ortaya çıkma zamanları bütünüyle belirsizdir.Bu iki tür kötülüğü düşünmeye başlarsak, artık bir saniye bile huzur içinde olamayız.Demek ki, yaşamımızın huzurunu kesin olmayan ya da belirsiz kötülüklerle bozmamak için onları hiç gelmeyeceklermiş gibi görmeye alışmalıyız; kesin olanların da hemen gelmeyeceklerini düşünmeliyiz."



İlgili yazı


Thursday, August 29, 2013

Mutluluk ve Zenginlik Üzerine (Ya Da Küçük Bir Züğürt Tesellisi)



"…Kimse kendi bireyselliğinin dışına çıkamaz.Tıpkı içine sokulduğu tüm koşullara karşın, özüne doğa tarafından karşı konulamaz bir biçimde çizilmiş bulunan dar bir çember içinde kalan bir hayvan gibi, ve bu yüzden, örneğin sevdiğimiz bir hayvanı mutlu etmek çabalarımızın tam da hayvanın özünün ve bilincinin sınırları gereği sürekli dar bir çerçeve içinde kalmak zorunda olması gibi.İnsanlarda da durum böyledir: İnsanın olası mutluluğunun ölçüsü bireyselliğiyle önceden belirlenmiştir.Özellikle zihinsel gücünün sınırları, yüksek bir hazzı alma yeteneğini sonsuza dek belirlemiştir.Bu sınırlar darsa, dışarıdan gelen tüm çabalar, insanların ve şansın onun için tüm yaptıkları, o kişiyi sıradan, yarı hayvansı insani mutluluğun ve hoşnutluğun ötesine geçiremezler.O kişi duyusal zevklere, rahat ve keyifli aile yaşamına, düşük bir dost canlılığına ve kaba saba bir zaman öldürmeye bağlı kalır.Eğitim bile, bir bütün olarak onun bu çemberini genişletemez, genişletebilse bile, bu çok kısıtlı kalır.Çünkü en yüksek, en çeşitli ve en kalıcı hazlar zihinsel hazlardır; gençliğimizde bu konuda ne denli çok yanılsak da bu hazlar zihinsel güce bağlıdırlar.Buradan, mutluluğumuzun ne olduğumuza, bireyselliğimize ne denli bağlı olduğu anlaşılıyor, oysa bu konuda çoğu kez akla gelen, yalnızca yazgımız, neye sahip olduğumuz ya da neyi temsil ettiğimizdir.Ama yazgı iyileşebilir.Ayrıca iç dünyası zengin olan bir kişi yazgıdan çok şey beklemez, buna karşılık bir aptal, sonuna dek bir aptal olarak kalır; isterse kendisi cennette, etrafı hurilerle çevrili olsun…"


"...Zenginlik bizim mutluluğumuza çok az katkıda bulunabilir; bu yüzden birçok zengin, asıl zihinsel donanıma, onları zihinsel uğraşa yetkin kılabilecek bilgilere ve dolayısıyla herhangi bir nesnel ilgiye sahip olmadıkları için kendilerini mutsuz hissederler.Çünkü zenginliğin gerçek ve doğal gereksinimlerin doyurulmasının ötesinde yapabileceğinin, bizim asıl huzurumuz üzerinde çok az bir etkisi vardır; huzurumuz daha çok, büyük bir mülke sahip olmanın neden olduğu sayısız ve kaçınılmaz sorun yüzünden bozulur.Yine de insanlar zenginlik elde etmek için, zihinsel donanım elde etmek için uğraştıklarından bin kat daha çok uğraşırlar; oysa, insanın mutluluğu üzerinde ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır.Bu yüzden, bitmez tükenemz bir çalışma içinde, bir karınca gibi gayretle, sabahtan akşama kadar, zaten var olan zenginliğini daha da arttırmaya çalışanları bile görürüz.O kişi, araçlar alanının dar ufkundan ötesini göremez.Zihni boştur, bu yüzden başka her şeye kapalıdır.En yüce hazlara, zihinsel olanlara ulaşamaz; bunların yerini geçici, duyusal, az zamana ama çok paraya mal olanla, kendine ara sıra izin verdiği şeyle doldurmaya çalışır boş yere.Yaşamının sonunda, şansı iyi gitmişse, bu çabasının bir sonucu olarak gerçekten de bir yığın parası olmuştur; bunu daha da arttırmayı ya da harcayıp bitirmeyi mirasçılarına bırakır.Ne kadar ciddi ve önemli bir çehreyle sürdürülmüş olsa bile, böyle bir yaşam da en az simgesi bir soytarı külahı olan kadar budalacadır."


ARTHUR SCHOPENHAUER - YAŞAM BİLGELİĞİ ÜZERİNE AFORİZMALAR

Friday, March 09, 2007

İyilik ve Kötülük Kavramları Üzerine Bir Sesli Düşünme

Bir an için kendime, çevremde gördüklerime ve olan bitenlere bakıyorum ve bu beni düşünmeye sevk ediyor.

Bazı şeyleri açıklayabilmek için ihtimallerden yola çıkarak genel yargılara varmaya çalışıyorum..

Her canlıyı ilgilendirdiği kesin olan iyilik ve kötülük kavramları kafamdan çıkmıyor bir türlü.

Düşünüyorum düşünüyorum ve şöyle önermeler yaratıyorum kendi kendime:


1.Alternatif:"Bu dünyada gerçekten iyilik ve kötülük var ve hepimiz bunun bilincindeyiz."

Bunun anlamı şu: Etrafımızdaki insanları ve ilişkilerimizi buna göre ayarlıyoruz.İyi olanın yanında olmaya gayret ediyoruz, zaten hepimiz özünde iyi insanlarız.Evet bazen başımıza felaketler gelebilir, yanlışlıklar yapılabilir, kalbimiz kırılabilir ancak hiçbirimiz kötü niyetli değiliz.Belki sinirlendiğimizde kırıcı olabiliyoruz ama özümüzde hiçbirimizin aklından fesatlık geçmez.

1.Alternatife Eleştiri: Diyelim ki hepimiz özünde iyi, temiz insanlarız.Peki neden ortaya çıkıyor o kadar karmaşa ve baş ağrısı?Neden birileri hep birilerinin kuyusunu kazmaya çalışıyor?Nerede yer alıyor bu çatışmanın kaynağı?Basit bir telefon faturası kuyruğunda bile insanlar işleri çabuk görülsün diye birbirlerini ezmeye çalışıyorlar.Kimse başkasının hakkına saygı göstermiyor..Herkes birbirinin arkasından konuşuyor, insanlar birbirlerinin olumsuz yanlarını ortaya dökmekten zevk alıyor..İyi insanlar olduğumuz için mi unutuyoruz birbirimizi hemen, ancak işimiz düştüğünde hatırlıyoruz?Sokaktaki kızlara atılan sapıkça bakışları ve lafları, karşı cinsi etkilemek için yapılan saçma davranış ve sözleri de ahlaksızlık olarak algılamamak lazım o zaman?Alkol aldıktan sonra saldırgan bir tavır takınmamız, sağa sola zarar vermemiz de kötü niyet ile açıklanabilecek bir durum değil mi?Öyle ya "Şişede durduğu gibi durmuyor" deyip geçebiliriz...Hayatımızın birçok anında ve bir çok yerinde duyduğumuz yalanları da beyaz yalanlar olarak algılasak ve biz de sıkıştığımızda aynı yola başvursak kurtulabilir miyiz dertlerden?



2.Alternatif:" Bir önceki eleştiride yazdığım herşeyden vazgeçtim.Öyle şeyler olmuyor bu dünyada, ben uydurdum hepsini.İyilik ve kötülük var tabi ve herkes hak ettiğini alacak, hem bu dünyada hem de öbür dünyada."

2.Alternatife Eleştiri: "Bu dünyada yapılan bu dünyada kalır" diyip kurtulalım o zaman.(Keşke bu kadar kolay olabilseydi)Bence hala herşey belirsiz ve eğer insanın iyi ya da kötü eylemlerinin karşılıkları var ise bile bunları bilemeyiz..Yaşadığımız daracık coğrafyada bile iyilik ve kötülüğün karşılığı olduğundan emin olamayız..Bir de öbür dünyayı işin içine katarsak durumun içinden çıkamayız..İnançla falan üstesinden gelinebilecek bir mesele değil bu..Öbür dünyada ancak "İyiliğin ve kötülüğün ötesi" var..Ayrıca nasıl emin olabiliriz gözlerimizle asla göremediklerimizden?Bize vaat edilmiş cenneti bekleyelim, sonuçta elhamdürüllah müslümanız, değil mi?



3.Alternatif:" İyilik ve kötülük diye bir şey yok"
Aslında var ama biz görmemezlikten geliyoruz.Daha doğrusu işimize gelmeyen, bize fayda sağlamayan kişi, eylem ve fikirleri bir kenara atıyoruz.O yüzden aslında insanların en ufak bir sebepten birbirleriyle kavga etmesi, sesini çıkaramayanların haksızlığa uğraması falan aslında kötülük ile ilintili değil.Hemen her an karşılaştığımız iğrenç yalanları da kötülüğün dışında bırakmamız lazım..Hayatın normal akışı içinde olması muhtemel şeyler bunlar.Ucu bize dokunan, güvenliğimizi tehdit eden ya da kısaca işimize gelmeyen konularda bir sorun çıkarsa diğer insanları suçlamaktan kaçınmıyoruz ve kötülük kavramı da o zaman ortaya çıkıyor..Dolayısıyla kötü ve kusurlu olan karşı taraf oluyor hep..

3.Alternatife Eleştiri: Galiba böyle oluyor!



4.Alternatif:Duncan Patterson'un çözümüne geldik yine...