Showing posts with label MAC. Show all posts
Showing posts with label MAC. Show all posts

Wednesday, December 17, 2014

64'ler Revisited



Yukarıdaki resimde görülen binada (Beşiktaş çarşısına yakın bir yerde bulunan Maşuklar Yokuşu'nun girişindeki sağdaki bina) bundan 20 küsür sene önce hayatımın en büyük eğlencelerinden biri olan 64'ler Dergisi faaliyet gösteriyordu. Commodore 64 ve Amiga 500 oyunlarının açıklamalarına yer veren dergi, yazarlarının espirili ve samimi üsluplarıyla piyasadaki diğer bilgisayar dergilerinden ayrılıyordu. Murad Omay, Şahin Derya, Orhan Cevher, Rasim Mingü, Bahadır Akcan, Barış Yalçınkaya gibi oldukça genç yaşta yazarları bünyesinde barındıran 64'ler'in okuyucuyla kurduğu bağ o kadar kuvvetliydi ki (Mesela bir oyunda takıldığınızda nasıl geçeceğinizi sormak için dergi binasına gelmeniz mümkündü) derginin tüm yazarları sanki içimizden birileri gibilerdi. 1988-1992 yılları arasında yayınlanan 64'ler, ekonomik güçlüklerden dolayı Temmuz 1992'deki son sayısının ardından batmıştı..Okuyucularına Megadeth posteri, Elvira kodları ve hatta jelibon vermekten kaçınmamış efsanevi derginin ağır topu ise MAC Adventure adıyla dergide kendine ait bir köşesi yer alan Murat Adanç'tı..Pessimist ve şüpheci yaklaşımıyla beraber eğlenceli bir üsluba sahip olan MAC'in adventure ve strateji oyunları, metal müzik ve hayat hakkındaki yazılarını hayranlıkla okurdum. Hemen hemen her konuda bilgisi olan, zamanının ötesinde bir adamdı..

Geçenlerde derginin son sayısını internette taranmış halde bulduğumda oldukça sevindim çünkü son sayıyı kağıt ortamında hiç görmemiştim.(En son Haziran 1992 sayısına sahibim) Türkiye'de bir nesli derinden etkilemiş olduğuna inandığım 64'ler'i aşağıdaki görsellerle biraz olsun hatırlamak ve hatırlatmak isterim..


MAC Adventure Son Sayı:




Son Sayfa Son Sayı:




Dergi Binasının Ana Kapısı: (Maşuklar Yokuşu tabelası hala orada)




Derginin Tam Karşısındaki Fırın: (Ekim 2014 itibariyle hala faaliyet gösteriyor)


Saturday, January 26, 2013

İnsan...



(Not: Alıntıdır..Murat Adanç tarafından Aralık 1991'de yazılmış olup yazarın 64'ler dergisindeki Mac Adventure köşesinde yayınlanmıştır.)


Bomboş bir dünya düşünün, yardımcı olacaksa bizim dünyamızın ilk zamanlarını düşünün.İlkel milkel birkaç canlı türü daha el değmemiş bakir dünyalarının üstünde kendi sıradan yaşamlarını sürdürüyorlar.Şimdi bu tabloya bir de daha evriminin en başındaki insanoğlunu ekleyin.Herkesin tek derdi karnını doyurmak ve kendi soyunu devam ettirmek.İşte karanlık gecelerde özlemini çektiğim, bir an için gözümün önünde görünüp kaybolan düşünce bu.Bu kırmızı dünya (Nedense hep kırmızıdır) beni inanılmaz derecede çeker.Monoton olabilir, belki de çoğunuzu kusturacak kadar ilkeldir ama benim aradığım utopia'ların başında bu gelir.Bu dünyanın döngüleri kendi çapında gider durur ta ki o ağzından yağ damlayan insan denen yaratık en büyük silahının, yani biçimsiz kafatasının içindeki beyninin güçlerinin farkına varana dek.O noktadan sonra herşey bir anda değişir, bütün dengeler bozulur, huzur gider, kaos gelir, utopia gider, cehennem gelir.Benim ufak oyuncağımın sonu gelmiştir artık, deyim yerindeyse "Maymunun gözü açılmıştır".İnsan, insanlığını gösterir ve herşey yıkılır...

İlk işi sağına soluna sataşmak olur.Çünkü insanlar aç gözlüdür.Diğer yaratıklar ihtiyaçları olanı alırlar ve etraflarını rahat bırakırlar.İnsan ise hepsine ve de herşeye sahip olana kadar rahat etmez.Yaratıcı olduğunu sanır, başka şeylere kullansın diye verilen zekasını kullanarak kendine yeni evler, yeni araçlar yapar.Herkes de bunun insanın yaratıcılığından kaynaklandığını sanar, bana sorarsanız insanın icad ettiği ve yaptığı herşeyin altında kalbini kemirip duran açgözlülüğü yatar.Gerekirse kendi soyundakilere zarar verir, onları öldürür çünkü o agresiftir ve bana sorarsanız herhangi bir hayvandan çok daha vahşidir.Bırakın çıkarı zevk için bile öldürebilir.

Mağarasının köşesinde dolu midesini başkalarının rahatını bozmak için icad ettiği ateşin köşesinde ısıtan insanın aklı bu sefer çok daha çarpık şeylere kayar.Hayalleri geliştikçe etrafına verdiği zarar da artar.Zevkli bulduğu herşeyi, sonuçlarını veya kötü yanlarını hiç düşünmeden anında yapar, çünkü insan iradesizdir.Belki de etrafınızda gördüğünüz her kötülüğün, her çarpıklığın, her bozukluğun en dibinde bu yatar.Zekası veya mantığı onu ne kadar durdurmaya çalışırsa çalışsın insan asla ihtiraslarının peşini bırakmaz.Burda bahsettiğim problem sabah saatiniz çalınca yataktan kalkabilmek değil, hayatta istediğiniz şeyleri elde etmeye çalışırken onların kölesi olmaktır.İnsan paranın kölesidir.Onu kendi icad etmiş olsa bile yaptığı herşeyi sırf parayı elde edebilmek için yapar.Yalan söyler, çalar, çırpar, köpekler gibi çabalar ve hatta öldürür.İnsan zevkin kölesidir, kendini öldüreceğini bile bile hiçbir zevkinden kolay kolay vazgeçmez.İçki içer, sigara içer, geberene kadar tıkınır, her zaman daha büyük zevklerin peşinde koşar.İnsan toplumun kölesidir, etrafındakilerin gözüne biraz olsun girebilmek için kendinden uzaklaşır, onları memnun edecek şeyleri yapar, onların istediği gibi giyinir, konuşur, yaşar.İnsan fazlalığın kölesidir, sade olan hiçbirşeyle yetinmez, her zaman daha aşırısını ister.İnsan ölümün kölesidir, ondan korkar, gizli gizli ona özlem duyar ma ondan kurtulmak için gerekirse ruhunu bile satar.

İşte böyle, insan kendi yeteneklerinin farkına vardığından beri bitmek bilmez bir açgözlülük içinde icad eder, üretir ve sonra kendi yaptıklarının kölesi olur.Zararı sadece kendine olsa iyi, insan kendine sunulan doğayı acımasız bir şekilde kullanır, harab eder, sonra da doğa kirleniyor diye zırlar.Bir de benim en gıcığıma giden özelliklerinden biri, insan insanı etkilemeye çalışır.Kendi haline bırakılsa belki de kendisinden iyi ve üstün olacak bir bebeği kendi kalıplarına sokabilmek için gerekirse döver, kendine göre eğitir ve o zavallı bebek aynen kendi gibi olana kadar rahat etmez.Bütün bunların altında insanın iradesizliği yatar, iyiyle kötüyü ayıracak kadar beyni olsa bile insan asla hayır diyemez ve her zaman kafasına uyanı yapar.

Peki ben kim oluyorum da konuşuyorum?Ben de bir insanım, hepimiz insanız.Hepimiz aynı yapıdayız ve aynı kötü özelliklere sahibiz.Benim görebildiğim tek umut en azından birşeylerin yanlış olduğunu hissedebiliyoruz ama elimizden birşey gelmiyor.Biz kendi iradesizliğimizin cehennem ateşinde kavrulmaya mahkum birer ruhuz...

Thursday, November 23, 2006

Murat Adanç

Level Dergisi, son sayısında Murat Adanç ile yapılan bir röpörtaja yer verecekti.

Beklenmedik , sürpriz bir haberdi benim için..

Uzun zamandan beri gerçek anlamda hiçbir şeye tepki vermeyen ben, yazıyı okuyunca "Ah be üstat, yapmışsın yine yapacağını" diye tepki vermeden edemedim. Hayatım boyunca hiç görmediğim, ancak 64'ler ve Gameshow dergileri zamanında yazılarını ilgiyle takip ettiğim bu adamın yıllar sonra bir dergiye verdiği röpörtajı okumak nostalji denizine dalmamı sağladı..

MAC Adventure, United Pessimist, MAC Borsa Endeksi, Text Adventurelar, Lord of the Rings ve Ortaköy gecelerini hatırladım bir an.

Bu adam beni benden daha iyi ifade edebiliyor. Hissedip de kelimelere dökmeyi başaramadığım şeyleri hep onun satırlarında buluyorum. Yüzünü hiç görmediğim bu adamla aynı duyguları paylaşıyorum..

Gerek bloğumda gerekse diğer yazılarımda ifade etmeye çalıştığım bazı şeyleri aşağıdaki birkaç satırda o kadar muazzam anlatmış ki saygı duymamak elde değil..

(Alıntı)

"Benim şu gören gözlerim var ya. Onlar 6 yaşında falan. Zeka yaşı olarak. Her şeydeki oyuncağı, cicili bicili yanları görüyor. Ama arkada o gördüğünü analiz eden öyle bir sistem var ki, 666 yaşında. Şüpheci. Hiç kimseden iyi bir sonuç çıkmasını beklemeyen bir sistem bu. Hiç kimseden en doğruyu yapmasını beklemem, kimse de beklememeli. Kahramanlık yapanlar, iyiyi seçenler hak ettikleri puanlarını alsınlar. Ama ne dünyadan iyi bir yer olmasını, ne de insanlardan kahramanlığı seçmesini beklemezdim ben. Hala da beklemiyorum.
Sonuç olarak işte herzamanki ben: 6 yaşındaymış gibi bak, 666 yaşındaymış gibi analiz et, dalganı geç. Çünkü elinden başka bir şey gelmiyor"

Friday, April 07, 2006

Sen Uyu...

Yazan: MAC (Murat Adanç)
Sene:1991 ya da 1992


Uyu bakalım kendi yarattığın yalanların ortasında, sen uyu, ben çekerim günahlarını. Uyu bakalım herşey yolundaymış gibi, sen uyu, ben yorarım kafamı. Kapat mantığını, zaten yan gözle gördüğün yanlışları sil kafandan, umursamazlığını çek üstüne, sıcacık bir yorgan gibi, sen uyu, ben devam ederim iğrençliği seyretmeye. Kopar bağlarını gerçekle, kandır kendini, sen uyu, ben yürürüm bıçağın sırtında. Yorgunsundur da sen şimdi, çok birşey yapmışsın gibi, sen uyu, ben yenerim korkuları. Tıka kulaklarını, rahatsız etmesin seni gerçeğin sesi, sen uyu, ben dinlerim çığlıkları. Dal kirli rüyalarına, ders al onlardan, daha kötü olabilmek için, sen uyu, ben ederim duaları. Kopar sen bağlarını, olur ya vicdanın seni rahatsız eder diye, sen uyu, ben yürürüm bitmez tükenmez yolları. Kapat gözlerini, mahvettiklerin manzaranı bozmasın, sen uyu, ben beklerim tanrıları. Rahatla sen, yormasın seni uzanan eller, sen uyu, ben onarırım hayalleri. Dinlen sen, iç sana sunulan kanı, sen uyu, ben anarım giden gençliği. Keyfine bak sen, sivrilt kazıkları, sen uyu, ben yamarım ruhları. Yat sen, kur planlarını, sen uyu, ben iyileştiririm yaraları. Uzan şuraya, koy saçma kuralları, sen uyu, ben ararım cevapları. Boş ver sen, katlet sen aptalları, sen uyu, ben toplarım parçaları. Geç sen öbür tarafa, sen uyu, ben ağlarım...Güçlü olman lazım, kalleşlik kolay değil, aman sen uyu nasıl olsa yarın da yeneceksin beni...