Showing posts with label Bilgisayar Oyunları. Show all posts
Showing posts with label Bilgisayar Oyunları. Show all posts

Tuesday, August 13, 2019

Efsane Oyunlar - 5 / Indiana Jones And The Fate Of Atlantis (Lucasfilm Games-1992)


Neredeyse 30 seneden beri adventure oyunlarıyla haşır neşir olan bir insan olarak bazı istisnalar dışında son yıllarda çıkan adventure oyunlarından çok keyif alamıyorum. Muhteşem grafiklerle, animasyonlarla, ses efektleriyle donatılmış bu tarz çoğu oyunun senaryosu sürükleyici olmaktan uzakta ve çözülmesi gereken puzzle'ların saçmalıkları insanı çileden çıkartıyor. Bu nedenle zamanın fiyakalı adventure oyunları yerine gönlümden The Secret Of Monkey Island, Leisure Suit Larry, Broken Sword, Gabriel Knight gibi grafik olarak çok üst seviyede olmayan ancak atmosferiyle, esprileriyle ve kendine özgü karakterleriyle bir başladığınızda başından kolay kolay kalkamayacağınız klasikleri tekrar oynamak geçiyor.

Geçenlerde yine bu eski adventure oyunu oynama isteğim tavan yapmışken aklıma 11 yaşında bir Amiga-500 sahibiyken başladığım ama bitiremediğim Indiana Jones And The Fate Of Atlantis geldi. Renkli grafikleri, merak uyandıran senaryosu ve harika espirileriyle hatırladığım bu oyunda bir yerlerde takılmış, internet henüz icat edilmemiş olduğundan dolayı o takıldığım yeri nasıl geçileceğini kimseye soramamış ve mecburen oyunu bir kenara atmak zorunda kalmıştım..26 sene sonra oyuna tekrar başlamaya karar verdiğimde kendimi yaşlı gibi hissettim, gözümün önünde çocukluk hatıraları canlandı..(Neyse, bu başka bir yazının konusu. Bu arada bunca zaman geçmesine rağmen oyunu torrentlere yükleyen insanlardan allah razı olsun)

1992 yılında Lucasfilm Games (Firmanın ismi daha sonra LucasArts olarak değişecekti) tarafından piyasaya sürülen Indiana Jones And The Fate Of Atlantis'te tabi ki yılanlardan nefret eden ünlü arkeolog ve maceraperest Dr.Indiana Jones'u kontrol ediyoruz..Şapkalı ve kamçılı adam Indy ile yüzyıllar önce yeryüzünden silinmiş kayıp şehir Atlantis'i ararken Naziler de sadece Atlantis'te bulunan ve tanrı yarattığına inanılan bir elementi bularak dünyanın liderliğini ele geçirmek amacıyla bizi takip ediyorlar..



Komedi öğelerini Harrison Ford'un muhteşem oyunculuğu, müthiş bir gizem ve tarih bilgisi ile harmanlayan İndiana Jones filmlerine paralel olarak oyunda da benzer atmosferi hissediyorsunuz..



Indiana Jones And The Fate Of Atlantis, içinde seslendirme aktörlerinin konuşmaları kullanılan ilk adventure oyunlarından biri olma özelliğini taşıyor. Dr.Jones'u seslendiren Doug Lee isimli şahsın performansı hiç de yabana atılacak cinsten değil. Indy'ye eşlik eden güzeller güzeli arkeolog ve medyum Sophia Hapgood karakterini da Jane Jacobs adında bir aktör seslendirmiş..



Fate Of Atlantis'i zamanının diğer adventure oyunlarından farklı yapan bir diğer faktör de oyuncuya ilerlemek için her biri birbirinden farklı bulmacalar ve itemlarla dolu 3 ayrı yol sunması..Dilerseniz yardımcınız Sophia ile işbirliği yapıp kaderinizi birlikte belirliyor, isterseniz "Önüme geleni pataklarım" diyip yumruklarınızı konuşturarak bol bol Nazi dövüyor, ya da kaba kuvvet yerine aklınızı kullanarak Atlantis'i bulma yolunda ilerliyorsunuz. Vereceğiniz kararlar ve diğer karakterlerle yaptığınız konuşmalar oyunun gidişatını etkiliyor. Bu nedenle sık sık kendinize "Acaba diğer yolu seçseydim ne olurdu?" sorusunu sormanız ve birçok kere belli yerlerde save edip diğer alternatifleri denemek istemeniz kuvvetle muhtemel..



Türünün klasik bir örneği olarak oyun ekranının sol alt köşesinde köşesinde "Open", "Talk To", "Use", "Pick Up", "Give" gibi birtakım komutlar yer alıyor ve neredeyse bütün ilerlemeyi bu komutlar sayesinde ekranda yer alan bazı objelerle etkileşime girerek gerçekleştiriyorsunuz. Sağ alt köşede de yine puzzle'ları çözmek için kullanmanız gereken o sahip olduğunuz eşyalar gösteriliyor..



Çıktığı yıl eleştirmenlerden büyük övgüler alan, yılın adventure oyunları kategorisinde çeşitli ödüller kazanan Indiana Jones And The Fate Of Atlantis, benim de şu ana kadar oynadığım en iyi adventure oyunları listesinde ilk 3'te yer alıyor. (Diğerleri Broken Sword:The Shadow Of The Templars ve Gabriel Knight: Sins Of The Fathers) Zamanının ötesinde harika grafikleriyle, tam bir Indiana Jones filmine yakışacak heyecanlı senaryosuyla (Filmi çekilseydi çok başarılı olacağını düşünüyorum), şaşırtıcı ve muazzam espirileriyle, şirin animasyonlarıyla bu tarz oyunlardan keyif alanların mutlaka oynaması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum. Yanlız şu Sunstone, Moonstone ve Worldstone'ları align etme olayını bir türlü çözemedim, her seferinde tüm kombinasyonlari deneyerek geçebiliyorum. Mantığını anlayabilmeyi çok isterdim doğrusu..

Friday, July 01, 2016

Midway Arcade Origins



İçinde Marble Madness, Pit-Fighter, Rampage, Rampart, Root Beer Tapper, Smash TV, Super Off Road, Total Carnage gibi bir zamanların efsane Arcade oyunlarını barındıran bu Midway toplamasının Playstation versiyonunu kaçırmak olmazdı..

Wednesday, February 24, 2016

The Wolf Among Us



Bir başlayınca bir daha bırakılamayan oyunlardan..

Wednesday, June 10, 2015

Efsane Oyunlar - 4 / Duke Nukem: Manhattan Project (Sunstorm Interactive-2002)


Duke Nukem Forever, çıkışının yılan hikayesine dönmesiyle hatırlanır..İlk defa 1997 yılında çıkacağı duyurulan oyun ancak 2011'de piyasaya sürülmüştü.Duke Nukem: Manhattan Project, Duke Nukem Forever'ın bu uzun süren hazırlanma aşamasında üretilen Duke Nukem serisinin yan oyunlarından biriydi.Sunstorm Interactive tarafından 2002 yılında PC platformu için geliştirilmiş, 2010 yılında XBOX versiyonu yayınlanmış, Steam üzerinden 2013 yılında satışa sunulmuştur.

Oyunda Mech Morphix adında deli bir bilim adamının radyoaktif bir maddeyle canlıları ölümcül dev canavarlara dönüştürerek kontrolü altına aldığı New York'taki Manhattan adasını kurtarmaya çalışıyorduk.Yönettiğimiz karakter Duke, başkalaşım geçirmiş timsahlar, dev hamamböcekleri, domuz görünümündeki polisler gibi ilginç düşmanlarla savaşmak zorunda kalıyordu..Bölümlerde New York City şehrinin tanınmış yerlerini görebiliyorduk.

Levellerin 3 boyutlu tasarlandığı oyunda kamera da 3 boyutlu hareket ediyor, ancak yönettiğimiz karakterin hareketleri 2 yönle sınırlandırılıyordu.3 boyutlu kameranın yardımıyla düşmanların bulundukları yerlere zoom yapabiliyorduk.Kahramanımız Duke; eğilebiliyor, koşabiliyor, zıplayabiliyor ve kayarak tekme atabiliyordu.Toplam 24 bölümden oluşan oyunun her levelinde üzerinde bomba düzeneği olan kadınları ve sıradaki bölüme geçebilmek için gereken elektronik kartları bulmak zorundaydık..

Duke Nukem: Manhattan Project, çıktığı dönemde eski mektep platform oyunlarını özleyenlere ilaç gibi gelmişti.Güzel grafikleri, kolay kontrolleri ve yine dünyayı kurtarmaya çalışan narsist Duke'nun komik sözleri ile hatırladığım oyunu 2005 yazında 1 hafta boyunca aralıksız oynayıp bitirdiğimi hatırlıyorum..




Friday, March 13, 2015

The Little Things Vol:8 / Red Dead Redemption Game&Poster



Rockstar Games; Manhunt, Max Payne, L.A.Noire, Grand Theft Auto serisi gibi kült statüsüne ulaşmış oyunlar üretmiş, oyuncuya sunduğu serbestlik ve gerçeklik unsurları nedeniyle son yıllarda en fazla takdirimi toplayan oyun firmasıdır..Az ama öz oyun yapan firmanın 2010 yılında sadece Playstation ve Xbox 360 için çıkartmış olduğu ve bence gelmiş geçmiş en başarılı western oyunu olan Red Dead Redemption'un Playstation 3 versiyonu resimdeki materyallerden oluşuyor..(SPOILER) Hayatının son anlarında ailesini güvenli bir yere ulaştırmayı başaran ve yiğitçe sahtekar kanun adamlarına direnen John Marston için üzülmemek mümkün müydü...

Saturday, February 07, 2015

Efsane Oyunlar - 3 / Neighbours From Hell (JoWood Productions-2003)


JoWood Productions tarafından 2003 yılında piyasaya sürülen Neighbours From Hell; şirin grafikleri ile 90’lı yılların Amiga oyunlarını hatırlatan, basit bir oynanış biçimine sahip olsa da oyuncuyu saatlerce ekran başına bağlayan keyifli bir platform oyunuydu. Oyunda Woody isminde yanına yeni komşusu Mr.Rottweiler (İsme gel) taşınana kadar sıradan bir hayat süren bir karakteri yönetiyordunuz. Hayatını mahveden komşusundan intikam almaya yemin eden Woody ile gizlice komşusunun evine giriyor ve tuzaklar kurarak kargaşa çıkartmaya, adamı sinirden çılgına çevirmeye çalışıyordunuz. Sandalyesinin bacağını kesmek, yerlere sabun ve muz kabuğu koyarak düşmesini sağlamak, evindeki tabloları lekelemek, çamaşır makinesini bozmak, yaptığı heykeli kırmak, adamın hayatını cehenneme çevirmek için yapabileceğimiz şeylerden sadece birkaç tanesiydi. Yanlız tuzakları kurarken adama ve adama evde bir yabancının dolaştığını haber vermeye çalışan aptal papağana ve uyuz köpeğe yakalanmamak lazımdı. Komşusu Woody’yi yakalarsa evire çevire dövüyor ve karakterimizi birkaç ekran geriye atıyordu. İlk başta evin mutfak, oturma odası, banyo gibi birkaç odasına girebilirken bölümler ilerledikçe balkon, bodrum, çalışma odası gibi yerlerde tuzaklar kurmak gerekiyordu ve bu da oyunun zorluğunu arttırıyordu. Rottweiler, sürekli odalar arasında gezip dururdu. Kafasının üzerindeki balondan bir sonraki hareketinin ne olacağını görebiliyorduk. Tuzakları adamın evin içindeki hareketlerine göre kurmak gerekiyordu. Yanlış bir hareketin ardından bir anda komşunuzla burun buruna gelebiliyordunuz. (Sopayı da yiyiyordunuz doğal olarak) Bir çizgi film havasına sahip Neighbours From Hell'de karakterimizin hareketleri aynı zamanda televizyondan yayınlanıyordu ve siz komşunuzu ne kadar kızdırırsanız ekran başındaki seyirciler programı o ölçüde beğeniyor ve bu şekilde oyunda aldığınız puan artıyordu. Pembe terlik giyen göbekli komşuyu delirttiğinizde garip bir haz alırdınız. Bölümlerde %100 başarıyla tamamlamak için hem beyninizdeki gri hücreleri kullanmanız gerekirdi hem de zamanlamanız çok iyi olmalıydı. Neighbours From Hell, benim gözümde yüzlerce dolarlık ekran kartlarına gerek olmadan oynanabilecek en eğlenceli oyunlardan biridir. İyi bir oyunun mutlaka muhteşem grafiklere, sansasyonel efektlere, fantastik karakterlere sahip olması gerekmediğini kanıtlar. Oyunun sonraları 2. ve 3. bölümleri de çıkmıştır.

Wednesday, December 17, 2014

64'ler Revisited



Yukarıdaki resimde görülen binada (Beşiktaş çarşısına yakın bir yerde bulunan Maşuklar Yokuşu'nun girişindeki sağdaki bina) bundan 20 küsür sene önce hayatımın en büyük eğlencelerinden biri olan 64'ler Dergisi faaliyet gösteriyordu. Commodore 64 ve Amiga 500 oyunlarının açıklamalarına yer veren dergi, yazarlarının espirili ve samimi üsluplarıyla piyasadaki diğer bilgisayar dergilerinden ayrılıyordu. Murad Omay, Şahin Derya, Orhan Cevher, Rasim Mingü, Bahadır Akcan, Barış Yalçınkaya gibi oldukça genç yaşta yazarları bünyesinde barındıran 64'ler'in okuyucuyla kurduğu bağ o kadar kuvvetliydi ki (Mesela bir oyunda takıldığınızda nasıl geçeceğinizi sormak için dergi binasına gelmeniz mümkündü) derginin tüm yazarları sanki içimizden birileri gibilerdi. 1988-1992 yılları arasında yayınlanan 64'ler, ekonomik güçlüklerden dolayı Temmuz 1992'deki son sayısının ardından batmıştı..Okuyucularına Megadeth posteri, Elvira kodları ve hatta jelibon vermekten kaçınmamış efsanevi derginin ağır topu ise MAC Adventure adıyla dergide kendine ait bir köşesi yer alan Murat Adanç'tı..Pessimist ve şüpheci yaklaşımıyla beraber eğlenceli bir üsluba sahip olan MAC'in adventure ve strateji oyunları, metal müzik ve hayat hakkındaki yazılarını hayranlıkla okurdum. Hemen hemen her konuda bilgisi olan, zamanının ötesinde bir adamdı..

Geçenlerde derginin son sayısını internette taranmış halde bulduğumda oldukça sevindim çünkü son sayıyı kağıt ortamında hiç görmemiştim.(En son Haziran 1992 sayısına sahibim) Türkiye'de bir nesli derinden etkilemiş olduğuna inandığım 64'ler'i aşağıdaki görsellerle biraz olsun hatırlamak ve hatırlatmak isterim..


MAC Adventure Son Sayı:




Son Sayfa Son Sayı:




Dergi Binasının Ana Kapısı: (Maşuklar Yokuşu tabelası hala orada)




Derginin Tam Karşısındaki Fırın: (Ekim 2014 itibariyle hala faaliyet gösteriyor)


Friday, November 07, 2014

Efsane Oyunlar - 2 / Commandos: Behind Enemy Lines (Eidos Interactive-1998)


İspanyol oyun yapımcısı firma PyroStudios tarafından hazırlanan ve 1998 yılında Eidos Interactive tarafından piyasaya sürülen Commandos serisinin ilk oyunu Commandos: Behind Enemy Lines, PC tarihininin en zevkli real-time stratejilerinden biri olmakla beraber aşırı zorluğu nedeniyle oynarken insanın sinirini bozma garanti olan bir oyundu..(Muhtemelen hayatımda en fazla Save’i bu oyunda etmişimdir)II.Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nin ve Afrika’nın çeşitli ülkelerinde Almanlar’a karşı kendilerine verilen gizli görevleri yerine getirmeye çalışan ve her biri farklı alanlarda uzmanlaşmış (Mühendis, Keskin Nişancı, Şoför, Ajan, Balıkadam, Yeşil Bereli) 6 komandoyu yönettiğimiz oyunda göğüs göğüse çarpışma yerine gizlilik ve taktik beceri esastı.İlerlemenin yolu, silahlar ve araç-gereçler konularında farklı yetenekleri olan komandoların birbirleriyle koordine olabilmelerinden geçiyordu.Görevler, ağırlıklı olarak stratejik noktalara sabotaj ve Almanlar tarafından kaçırılan müttefik ajanların ve suikastçıların kurtarılması üzerine tasarlanmıştı.

Commandos, oyuncunun haritanın tamamını görmesine izin veren izometrik grafiklere sahipti.Bu sayede düşmanların hareketlerine göre strateji belirlenebiliyordu.Bu grafik tasarımı, Commandos serisinin diğer oyunları olan 2001 çıkışlı Commandos:2 Men Of Courage ve 2003’te piyasaya sürülen Commandos 3: Destination Berlin’de de kullanılacaktı.

Oyun boyunca komandolarınızı karşılarında gördükleri anda silahlarına davranmakta bir saniye bile tereddüt etmeyen Alman askerleri, devamlı tetikte olup birbirlerini kollarlardı.Etrafta ceset veya ayak izi gördüklerinde ya da silah sesi duyduklarında olay yerine doğru depara kalkan bu adamları ortadan kaldırmanın en basit yolu arkalarından sinsice yaklaşıp bıçaklamak ya da yollarına ayı tuzağı döşemekti..Düşmanla silahlı çatışmaya girdiğiniz anda sesleri duyan askerler etrafınıza toplanırlar ve işinizi zorlaştırırlardı.Çok fazla gürültü yaparsanız düşman üssünde kırmızı alarm verilir, bu da daha fazla Alman askerinin garnizonlarından çıkıp volta atmasına sebep olurdu.Bu yüzden oyunda sessiz ve derinden ilerlemeniz gerekirdi.

Oyun ekranında düşman askerlerinin nereye baktıklarını gösteren bir ikon vardı.Bazen ilerlemenin tek yolu, askerler başka bir tarafa baktıkları sırada etraflarından dolaşmak ya da arkalarından yaklaşarak kendilerini namussuzca sırtlarından bıçaklamaktı..Düşmana çok yaklaştığınızda büyük ihtimalle görülürdünüz ve görüldüğünüz anda eşek cennetini boylamanız kuvvetli ihtimaldi.Düşman askeri tarafından görülen komandonuz hareketsiz kalırsa tutuklanıp hapse atılırdı.

Commandos: Behind Enemy Lines oynarken yüzlerce kere Almanların “Halt!”, “Alarm! Alarm!” ve “Ein Verletzter!” bağırışlarına maruz kalıp birkaç saniye içinde adamlarınızı kaybetseniz, içinizden küfür edip defalarca son kayıtlı oyununuzu açmak zorunda kalsanız da kolay kolay kopamayacağınız bir oyundu.Görevleri analitik düşünce yapısı içinde deneme-yanılma yöntemleriyle yavaş yavaş yerine getirmek hem sabır istene bir işti hem de keyifliydi.Commandos, insana binbir türlü strateji kurdurtan, bazen yatağa yattığınızda bile kafanızda taktikler planlamanıza neden olan bir oyundu.Karakterlerin seslendirmelerine de ayrı bir parantez açmak lazım...”Yiiissssööö” diye bağıran balıkadamı, “Consider it done” diyen her işe koşmaya hazır yeşil bereliyi, “Yiğğeees” diye acayip bir ses çıkartan keskin nişancıyı unutabilmek mümkün mü..

Monday, October 20, 2014

Efsane Oyunlar - 1 / Unreal (Epic Games-1998)


First Person Shooter türünün atası olarak kabul edilen Doom’un ardından 90’lı yılların sonuna doğru bu tarzda çıkan pek çok oyunun içinde Unreal en heyecan verici olanlardan biriydi.Epic Games tarafından yapılan ve 1998 yılında piyasaya sürülen bu kült FPS’nin ilerleyen yıllarda aynı firma tarafından birçok devam versiyonu yapılmış ve Unreal serisi ortaya çıkmıştır.Oyunun programcısı Tim Sweeney’in geliştirdiği yazılım ve fizik motoru, içinde yaşadığımız dönemde Unreal Engine adıyla tescillenmiş durumdadır.

Hikaye, Vortex Rikers adında insan ırkından mahkumları taşıyan bir uzay gemisinin saldırıya uğrayarak Nali isminde dört kollu insansı robotlardan oluşan bir kabilenin ana vatanı olan Na Pali gezegenine düşmesiyle başlar.Yere çakılan gemiden tek kurtulan Prisoner 849 kod adlı, geçmişi hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığımız bir mahkumdur ve oyun boyunca bu gizemli karakteri yönetiriz.Na Pali gezegeni, Skaarj adında teknolojik açıdan gelişmiş, vahşi ve acımasız insansı robot ırkı tarafından zaptedilmiştir.Gezegenin bu çirkin canavarlar tarafından istila edilmesinin en önemli sebebi yüksek miktarda enerji üretebilen Tarydium madenine sahip olmasıdır.

Oyunun başında Skaarj ırkı tarafından inşa edilmiş olan karanlık Tarydium madenlerinde ve enerji üretim tesislerinde ilerlerken gezegenin asıl sahibi olan Nali kabilesinin köleleştirilmiş üyeleri ile karşılaşırız.Madenlerden kurtulup Nali köylerine ulaştığımızda bu dost canlısı yaratıkların çektiği sefalete daha yakından şahit oluruz.

Oyun boyunca gezegende hayatlarını kaybetmiş olan insanların kalıntıları ile karşılaşırız.Üzerlerinden çıkan günlüklerden bu insanların genellikle umutsuz bir şekilde Skaarj’lardan kaçmaya çalıştıklarını ancak bunu başaramadıklarını görürüz.Zaten Na Pali gezegeninde yönettiğimiz karakter dışında yaşayan bir insan görmek mümkün olmayacaktır..

Sayısız canavarla savaştıktan sonra yere çakılmış bir başka uzay gemisi ile karşılaştığımızda heyecanlanırız ancak çevresinde hiçbir yaşam belirtisi görülmez.Skaarj’lar tarafından istila edilmiş Nali tapınaklarını geride bıraktıktan sonra hala hayatta kalmayı başarabilirsek Nali Kalesi'ne varırız.Bu kalenin içine Skaarj'ların ana gemisine ışınlanmamızı sağlayan bir teleport bulunmaktadır.Labirente benzeyen ana geminin içinde bulunan güç reaktörünü patlatmayı başarabilirsek karanlık koridorların içinden geçerek oyunun son bossu olan Skaarj'ların Kraliçesi ile kapışmaya hak kazanırız.Bu ucube yaratığı öldürdüğümüzde gemi parçalanmaya başlar ve Prisoner 849 bir kaçış poduna atlayarak gemiden uzaklaşmayı başarır.Ancak oyunun geneline hakim olan karamsar ve umutsuz hava oyun bittiğinde de devam eder çünkü karakterimizin içinde bulunduğu kaçış podu uzayın derinliklerinde sürüklenmektedir ve birileri tarafından bulunma ihtimali pek yüksek görünmemektedir..

Bilim kurgu filmlerini aratmayan atmosferi, tasarım harikası karakterleri, zamanının ötesinde olan 3 boyutlu grafikleri ve tedirgin edici müzikleri ile adı üstünde gerçekdışı güzellikte bir oyundur Unreal..Koskoca bir gezegende bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da kendi ırkınızdan birilerine rastlamayı umut edersiniz ancak ilerledikçe umutlarınız azalır.İçinde sadece düşmanlarınızın değil, size yardım etmeye çalışan zavallı Nali'lerin ve sağda solda dolanan ürkütücü hayvanların da bulunduğu bir dünyada bilinmeyene doğru ilerlerken saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız..Bir FPS oyununda düşmanlarınızla beraber dostlarınızın da aynı harita içinde yer alması, yanılmıyorsam ilk defa bu oyunda denenmiştir..Yakın dönemde piyasaya sürülen FPS oyunlarının tekdüze senaryolarını (Önüne geleni öldür ve ilerle) göz önüne getirdikçe Unreal'ın sıradışı hikayesini yazan Epic Games çalışanlarını ne kadar takdir etsek az..

Son olarak merak edenler ya da hatırlamak isteyenler için olağanüstü müziği eşliğinde oyun sonu videosunu paylaşıyorum..


"From where many have died, you have escaped.You laugh to yourself: So much has happened, but little has changed.."





Wednesday, October 23, 2013

Efsane Commodore 64 Oyunları

7 yaşında henüz İlkokul 2'ye giden bir velet iken bir akşam babamın elinde siyah bir poşet ile eve geldiğini hatırlıyorum..Babam, o zamanlar arada bir küçük sürprizler yapıp legolar getirirdi bana. Bu sefer de öyle birşey yaptığını düşünüp heyecanla yanına gitmiştim.."Bilgisayar aldım" demişti..Tahtakale diye bir yerden bahsetmişti. Orada ucuzluk mu ne varmış..Bilgisayarı uygun fiyata bulmuş..Hayatımda "Tahtakale" kelimesini ilk duyduğum andı..Tabi sevinçten bunu fazla önemsemeyip bir an önce bilgisayarı oturma odasındaki Philips marka 52 ekran tüplü televizyonumuza bağlama işine girişmiştim..

Kurduğum bilgisayarın adı Commodore 64 idi ve babam bana bu aleti alarak mı iyilik mi kötülük mü yaptığı konusunda sanırım asla emin olamadı..Commodore'un evimize girmesiyle benim için bir devir kapanmış, evdeki legoların ve o zamanlar gazetelerin verdiği kartondan ev maketlerinin yüzüne bakılmaz olmuştu..

Commodore 64, benim ilk göz ağrımdı..Gelmiş geçmiş bilgisayarlar içinde en sıcak ve samimi olandı..Bir süre sonra bağlı olduğu televizyonunun görüntüsünü bozmasına, zaman zaman kafa ayarı diye tornavidanın bilgisayarın teybinin içine sokulmasıyla icra edilen akıllara zarar bir ayara gereksinim duymasına, bazı oyunları 10-15 dakikada yükleyebilmesine rağmen hiçbir zaman kızamadım ona..Yapabilecekleri sınırlıydı (Sadece 64 KB RAM'e ve sahipti ve grafik çipi 16 renkten oluşuyordu), ancak kısıtlı kapasitesi, hayatım boyunca oynadığım en zevkli oyunların birçoğunu bu tüm zamanların en çok satan ev bilgisayarında oynamama engel olmadı..

Datasette kullanarak başladığım Commodore hayatıma 5¼ Inch boyutındaki devasa disketler ile çalışan bir Commodore 1541 Disk Drive ile devam ettikten sonra tekrar Datasette'e dönerek veda etmiştim..Bu süre zarfında bu efsanevi bilgisayarda oynadığım en keyifli oyunlardan oluşan bir derleme yapayım dedim. Elbette aradan 20 seneden fazla zaman geçtiği düşünülecek olursa unuttuklarım olabilir, lütfen kusura bakmayınız...



10 - GHOSTS 'N GOBLINS (CAPCOM/1986)



Ürkütücü bir mezarlıkta başlayan; üzerimize doğru uçan kargaları ve kırmızı iblisleri, tepemizden ok atan şişman canavarları ve yer altından bir anda çıkan zombileri yok ederek ilerlediğimiz Capcom'un bu harika platform oyununda bölümler ilerledikçe düşmanlar zorlaşırdı. Oyuna ilk başladığımızda elimizde ateş tuşuna bastığımızda dümdüz ileriye giden dandik bir silah mevcutken, düşmanları öldürmek suretiyle meşale, balta, bıçak ve kalkana benzeyen acayip bir silah bulunabiliyordu.(En kullanışlı silah bıçaktı) Yönettiğimiz karakter bir mumyaydı ve üzeri sargılarla kaplıydı. Düşmanlardan aldığımız her darbede sargılar birer birer ortadan kalkar ve en sonunda ölmeden hemen önce bir iskelete dönüşürdük. Hayatımda oynadığım en sabır gerektiren ve beceri isteyen oyunlardan birisi olan Ghost 'N Goblins, Gametrailers.com sitesi tarafından tarihteki en zor ikinci oyun seçilmiştir..


9 - R-TYPE (IREM/1987)



Uzayda geçen bu Shoot 'em Up oyunu, türünün en iyilerinden biriydi..Deli gibi üzerimize gelen düşmanları birer birer yok ederek bulduğumuz çeşitli power-up'lar sayesinde minik uzay gemimizi güçlendirir ve zamanla çaprazlara, aşağıya-yukarıya hatta geriye doğru bile ateş edebilecek duruma gelirdik. Bölüm sonu canavarları harika biçimde tasarlanmışlardı ve bazıları Alien'lara benziyorlardı. Oyunda temel olarak sürekli ateş ederek ekranın sağına doğru ilerlemekten başka birşey yapıyor olmasak da sürükleyicilik ve iyi tasarlanmış düşmanlar sayesinde insanın canı hiçbir zaman sıkılmıyordu..


8 - THE GREAT GIANA SISTERS (RAINBOW ARTS/1987)



Super Mario Bros'un Commodore 64 versiyonu olarak görülebilecek The Great Giana Sisters, son derece şirin grafiklere ve birbirinden iyi tasarlanmış bölümlere sahipti. Giana ve Maria adında iki kız kardeşi yönettiğimiz, önümüze çıkan taşları kafa atıp kırarak içlerinden çıkan çeşitli objeleri toplayarak ilerlediğimiz oyunda bir çok gizli oda bulunurdu ve bunları keşfetmek çok keyifliydi..Yuvarlak, acayip bir nesneyi aldıklarında kızların saçları kabararak cadı saçı gibi olurdu. Chris Hülsbeck adında zamanınının önemli video oyunu müzik besteleyecisi şahsın elinden çıkmış müzikleri de şahaneydi..


7 - BOULDER DASH (FIRST STAR SOFTWARE/1984)



Ufacık bir karıncayı yöneterek her an üzerimize düşecek gibi görünen taşların altında kalmadan ekranın çeşitli yerlerinde bulunan elmasları toplama amacına dayalı Boulder Dash, oynaması çok keyifli ama bir o kadar da zor olan zeka oyunlarından biriydi. Ekranda serseri mayın gibi dolanan böceklere dikkat etmek gerekiyordu..Bazı bölümlerde elmaslar, taşları böceklerin üzerine düşürerek onları patlattığımız zaman ortaya çıkarlardı. Bu oyunda yönettiğimiz karınca, gördüğüm en sevimli oyun karakterlerinden biriydi. Bir süre hiçbirşey yapmadan beklediğimizde canı sıkılır ve ayaklarını yere vurmaya başlardı. Taşların arasına sıkışıp kaldığında sürenin bitmesini beklemekten başka yapacak birşey yoktu...


6 - SAMURAI WARRIOR : THE BATTLES OF USAGI YOJİMBO (FIREBIRD/1988)



Bir tavşandan samuray yaratarak onu oyun karakteri yapmak kimin fikriydi bilmiyorum ama bu oyun oynadığım en zevkli Role Playing'lerden biriydi. Geniş bir harita üzerinde karşımıza çıkan ninjaları ve garip canavarları öldürerek, evlere ve mağaralara girerek, köylülere selam vererek yolumuza devam ederdik..(Karakterimiz köylüleri öldürürse harakiri yapıyordu) Köylü gibi görünüp bir anda ninjaya dönüşen adamlar insanı sinir ederdi. Canımız azaldığında aşçı kadına para verip pilav yiyerek enerjimizi arttırabiliyorduk. Kılıcımızı çektiğimizde çalan müzik bir anda değişir ve etraftaki köylüler kaçmaya başlarlardı. Grafikleriyle, müzikleriyle, oyuncuya verdiği serbestlik ile (Para verip kumar oynamak bile mümkündü) Commodore-64 tarihinin iz bırakan oyunlarından biriydi...


5 - RICK DANGEROUS (CORE DESIGN/1989)



Indiana Jones'a benzer saçma bir karakteri yönettiğimiz oyunun daha en başında kopup gelen kayanın zavallı adamımızı kovalaması, Rick Dangerous'ın ne kadar zor bir oyun olduğuna işaret ediyordu. Aniden çıkan ve insanı çaresiz bırakan tuzaklar yüzünden birçok yeri en az bir kere ölmeden geçemiyorduk. Bu nedenle her bölümdeki tuzakların yerini ezbere bilmemiz gerekiyordu. Oyunun insanı bazen sinir eden zorluğunu bir kenara bırakırsak, yapılmış en iyi platformlardan biri olduğunu söylemek lazım..Bir de Rick'in öldükten sonra ekrandan aşağıya doğru uçarken kollarını iki yana doğru açıp "Vıaaaaaaaaaa" diye bağırışını unutmak mümkün mü?


4 - INTERNATIONAL KARATE (SYSTEM 3/1986)



Beyaz kuşaklı acemi bir kareteciyle ülke ülke dolaşıp siyak kuşağa ulaşmaya çalıştığımız oyunda dövüş hareketleri inanılmaz gerçekçiydi. Yumruk, tekme, uçan tekme, dönen tekme gibi klasik hareketlerin yanı sıra dirsek atma, kafa atma, yere eğilip tekme sallama gibi hareketler de yapabiliyorduk. Etkili bir vuruştan sonra rakibimizin yere devrilip yıldızları saymasını izlemek çok keyifliydi. Kafamızla taş kırdığımız ve üzerimize gelen toplardan korunmaya çalıştığımız ara bölümler oyuna renk katıyordu. International Karate, halen Mortal Kombat ve Tekken serileri ile beraber oynadığım en zevkli dövüş oyunlarından biri olarak hafızama yerleşmiştir..


3 - IMPOSSIBLE MISSION (EPYX/1984)



Deli bir profesör dünyayı yok etmek amacıyla her yeri bombalarla doldurmuştur. Süper kahraman olarak yapmamız gereken, içleri bizlere zarar verebilecek sayısız robotla dolu odaların arasında sağa sola koşturarak her objeyi incelemek ve bulmacaları çözerek profesörü bulmaktır. Ancak oyunun isminden de anlaşılacağı üzere bunu becermek pek kolay olmayacaktır. Impossible Mission, 1984 yılında çıkmış olmasına rağmen Commodore için oldukça güzel kabul edilebilecek grafikleri ve robot tasarımlarının başarısı ile dikkat çeker. Ayrıca oyun ekranının altında yer alan kontrol panelleri ve ilerlerken karşılaştığımız terminal ekranları, oyuna esaslı bir bilim-kurgu havası katar. Metal zeminin üzerinde koşarken duyulan ayak sesleri ve kahramanımızın boşluklara düşerken attığı çığlık insanın kabuslarına girebilecek türdendir..


2 - EMLYN HUGHES INTERNATIONAL SOCCER (AUDIOGENIC/1988)



Sıra geldi başında en çok zaman geçirdiğim Commodore 64 oyununa..Emyln Hughes International Soccer, daha oyuna başlamadan oyuncuya sunduğu seçenekler ile takdirimizi toplardı.Beraberlik halinde uzatma olsun mu, deplasmanda atılan gol 2 gol sayılsın mı, oyuncular topa topuklarıyla vurabilsinler mi, kaleciyi bilgisayar mı yönetsin gibi ayarları istediğimiz gibi değiştirebiliyorduk. (Bu, o zamana kadarki futbol oyunlarında görmeye alışık olmadığımız birşeydi) Hatta çimlerin rengini bile değiştirebiliyorduk! Oyuncuların top sürüşü, şutları ve kayarak müdahaleleri ile kalecilerin kurtarışları ve degajları oldukça etkileyiciydi..(Ancak topa havadan nasıl vurulacağını öğrenmem birkaç ayımı almıştı) Dıt dıt dıdı dıt dıdı Dıt dıt dıdı dıt şeklindeki korna sesi gibi müziği ve oyuncuların gol attıktan sonra yumruk şov yapmaları aklımdan hala çıkmamıştır..Oyunun en zevkli tarafı ise oyuncuların ve takımların isimlerini, takımların forma renklerini değiştirerek kendi ligini yaratmaktı..


1 - LAST NINJA 2 (SYSTEM 3/1988)



Last Ninja 2, sanırım Commodore 64'ün kısıtlı imkanları ile yapılabilecek en detaylı oyundu. İzometrik grafikleri, nefis müziği ve gerilim filmlerini aratmayan atmosferi ile aklımızı başımızdan alırdı. Bölümleri geçmek için çeşitli eşyalar bulmak ve kafayı çalıştırarak bu eşyaları doğru yerlerde kullanmak gerekirdi. Bu eşyaları ararken karşımıza türlü türlü düşmanlar çıkardı (İlk bölümdeki bıçak fırlatan palyaçoyu unutmak mümkün mü). Oyunun zorluk seviyesi hayli yüksek olduğundan düşmanlarla savaşmak yerine yanlarından zıplayarak kaçmak çoğu zaman daha faydalı olurdu. Bir Arcade/Adventure'dan beklenebilecek herşeye sahip olan olan Last Ninja 2'yi Commodore 64 tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyunu olarak görüyorum..



BAKINIZ:EFSANE AMİGA OYUNLARI