Showing posts with label İzmir. Show all posts
Showing posts with label İzmir. Show all posts

Saturday, October 03, 2015

İzmir Macerası (23-27.09.2015)

(BY AYSU ÖZBABACAN)


İzmir macerası

23.09.2015 gecesi İst. Kadiköy'den (otobüs için) servisle yola çıktık. (Oguzhan, Olgay , Serhat) Otobüse vardığımızda dakka bir gol bir otobüste önümde duran ekranı yerinden çıkardım. Yolculuk boyunca Olgay'la lak lak yapıp uyuma adına gözümüzü kırpmadık. Otelimize yerleşirken otelle ilgili içimizden geçen: Bu otel bizi yemese bari oldu. Nitekim de yiyordu az kalsın.

Otele eşyaları bırakıp boyoz yemeye gittik. Dostlar Fırını Alsancak'ta en iyi boyoz mekanı ünvanını hak ediyor bence de. Otele geri dönüş ve dinlenme. Uyanınca farkettim ki oda cidden felaket. Özellikle banyo tam kabus.

Akşamüstü midye yemeye gittik. Midyelim muhteşem özellikle hepimizin favori yemeği sahanda midye oldu. Fiyatlar uygun, bira var, midye çeşitleri de bol. Mekanın İstanbul'da açılma ihtimali mevcutmuş.

Sonrasında klasik içmeye gidelim oldu. Önce Sardunya Bar'a gittik. Grolsh şişe 11.50 tl görünce dumur oldum. Mekan güzeldi, fiyatlar uygun. Bayram için de birer shot ikram ettiler. Love Letter Hobbit oynadık. Olgay bey ağlaya ağlaya kazandı oyunu. Sonra Borsa Pub'a geçtik. (3 sene önce kuzenim götürmüştü değişmemiş pek) . Konsepti: Belirli fiyatta başlıyor içkiler talep arttıkça fiyat da artıyor. Dezavantajı: Fazla çeşit yok. Ekrandan takip ediyorsun fiyatları. Bol bol tekila shot içtik 5 liraya. Bir de bullshit beer diye bir şey var (bira cin cola) onu denedik. Benim dışımda beğenen olmadı. Colalı bira nasıl olur diye burun kıvırarak sipariş vermiştim ama dozajını iyi ayarlamışlar tadı güzeldi. Shot bardağı arakladım boğalı. (Shot bardağının akıbeti iyi olmadı arkamdan beddua etmişler herhalde)

2. Gün uyanıp otelde kahvaltı ettik. Otelin müşteri popülasyonu da bir değişik. Bölgede suriyeliler, otelde çinli aile, çek anne kız, biz fln. Kahvaltıda yiyecek var da peynirlerin tadı rezalet. Nescafe nedense lobide, çok seçenekli değil. (Basmahane bölgesi otelin bulunduğu yer. 3 sene önce böyle değildi)
Otelin sokağında eskici tezgahları açılıyor. Ayyakkabılar falan vardı acaba camilerden ya da kapı önlerinden mi çaldılar diye düşünmedim değil.

Karşıyaka'ya geçtik kahvaltıdan sonra. Nargile içtik içinde limon portakal parçacıkları sanırım İzmir'de en güzel nargile yapan yeri bulmuş olabiliriz. Taç Nargile Cafe. "Gıybet nerd" terimini kattık (Olgay'ın buluşu) literatüre. Geçmişe gittik ne zaman neler peeeey diye. Akşama doğru döndük otele.

Kapı sesleri insan bağrışmaları eşliğinde uyuyoruz. Beni pek etkilemiyor uykum derin. Ama akşamüstü prizin patlama sesine uyandım noluyoruz diye. (Benim şarj aleti bozuk dedim gitti telefon ama patlayan Olgay'ınkiymiş.) Sonra yanık kokusu gelince Ben panik halde "Olgay yanıyoruz" dedim. (İzmirdeki sloganımızı da ilan etmiş oldum) Yok yanmadık ama odadaki prizler devredışı kaldı.

Buradan sonrası tam bir DnD quest. Bornovaya yakın ünlü kokoreççi varmış oraya gideceğiz. Sanayi bölgesinde indik. (Güvenlik de bayram haftası her yer boş dedi).Neyse çok uzak değil yürürüz dedik. Bölge Dudullu Sanayiyi andırıyor. Yanmış arabaların fotolarını çekiyordum ben saf saf önde Olgayla Oğuzhan napıon sen ardarda yakmışlar tekin değil burası sen ver makinayı yürümeye devam et dediler.



Quest: Find the place and loot the room (kokereççiyi bul karnını doyur)

Rangers: Oğuzhan Dağ, Olgay Ertez (Öndeki keşif ekibi)

Companian: Husky (Bize dahil olup yol gösterdi)

Sorcerer/illisionist: Aysu Özbabacan

Paladin: Serhat Konğur

Ekip bu

Etraftaki duvar yazıları takdire şayan. (Uyarı nitliğinde) Yolda normalde en panik karakter olan ben en sakiniydim grubun. Serhatla arkadan giderken goy goy yapıyoruz.

Sonuç: Quest Failed..

Baktık mekan kapalı. Bornova'ya gelmişken Oğuzhanla Serhat'ın arkadışını aradık. Sherwood'a geçtik. O da gruba dahil oldu bu arada Sherwood'da canlı müzik nasıl bilmem ama fiyatlar pahalı ayrıca Black Russian yapmayı bilmiyorlar. Meknın dekoru dışında hiçbirşeyini beğenmedim.

Sonrasında Alsancak'a geçtik tekrardan sokakları gezerken sessiz sevimli kafelerin bulunduğu bir sokağa denk geldik. Sahibi çok cana yakın yazlık mahalle kafesi samimi neşeli. Biranın yanında turşusu süper.





Sonra başka bir grup arkadaşla karşılaşıp kokoreç midyeye abandık. Karaoke denince ben kendimi kaybettim grup arkadaşlarım da beni kırmayınca toptan karaokeye gittik. Çooook eğlendim. Şarkı dans shotlar. Ardından sahil ve nargile cafe.



Olgay'ın odaya döndüğünde yaşadığı macera ayrı. Biz otele döndüğümüzde oda numaram değiştiği söylendi dedim prizdeki sorundandır herhalde.

Sabah işin aslını öğrendim odada fare varmış. Poşetin içinde bisküviler vardı ona dadanmış. Bir de benim yatağın altındaymış. Arada shot bardağı da güme gitti poşetin içinde.

Sertaç'ın (Oğuzhanların arkadaşı) evine geçtik otel çıkışı. Orada da vukuat bitmedi çocuğun ampülünü patlattım.



Özetle çok güzel tatil oldu benim için. Bir kez daha tekrarlıyorum en güzel tatil arkadaşlarla gidilen tatil.





Sunday, June 24, 2012

Mayhem İzmir'de!

Kaynak: Türkiye'de ağır müziğin geçmişi




Gerçekten tarihe geçecek bir foto..Belki de dünyanın en uğursuz metal grubu olan Mayhem, orjinal kadrosuyla İzmir'de..Fotoğraf, 1990 yılının Aralık ayında çekilmiş..O tarihe kadar çıktığı konser sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen Mayhem'i kim nasıl getirmiş İzmir'e, gerçekten bilmeyi çok isterdim..Ortada duran ve yüzü pek seçilmeyen Per "Dead" Ohlin, bu fotoğraf çekildikten yaklaşık 4 ay sonra kendi hayatına son verecekti..Onun sağında yer alan Øystein Aarseth (Euronymous) ise bundan yaklaşık 3 sene sonra black metal'in bir başka kült ismi Varg Vikernes tarafından bıçaklanarak öldürülecekti..En sağda yer alan ve spor ayakkabıları göz kamaştıran davulcu Hellhammer ve Dead'in önünde elinde pazar poşeti taşıyan basçı Necrobutcher'ın da aynı karede yer aldığı efsane bir fotoğraf bu..

Tuesday, May 01, 2007

Özdere İkibinyedi

Hem toplumsal hem de kişisel gerilimlerle dolu bir ortamda yapılabilecek en doğru hareketlerden birini yaptım sanırım.Alper Balkış arkadaşım, biraz ani ve ısrarlı bir şekilde da olsa yazlık evlerine davet etti beni.Hatta annesinin babasının yokluğundan faydalanıp evine kız atmaya çalışan bir yurdum genci kadar ısrarcıydı.Sırf arkadaşı kırmamak için daveti kabul ettim(!)..Böylece Nisan ayında tatile çıkarak kendi adıma bir ilki gerçekleştirdim.Yine de soranlara "Tatil değil bu ya, uzaklaşma diyelim" diyordum.Düştük İzmir yollarına..

Gidiş yolunda çeşitli talihsizliklerle karşılaşıp zaman zaman sefilleri oynasak da sonunda İzmir'in Özdere beldesine ulaşmayı başardık.İstanbul'da üzerime üzerime gelen insanlardan illallah diyen ben, mevsim nedeniyle sadece birkaç yaşlı insanın kaldığı tatil sitesinde uzun zamandan sonra ilk kez kendimi rahat hissettim.Teknoloji yoktu, MSN'de online olmak yoktu..Sadece boş sahiller ve boş bira şişeleri vardı..

Alper'le şehirde satılanlardan en az beş kat daha doğal olan sebze, meyve, yoğurt, peynir gibi besinlerin bulunduğu köy pazarına gittik.Köydekiler, tiplerimiz yüzünden bize biraz garip bakıyorlardı ama aldırmadım.İstesem de aldıramayacak kadar huzurlu ve rahat hissediyordum kendimi..

Köy kahvesinde FB-BJK maçını izledik.Sahada Baki Mercimek şov vardı.Adam sahanın her yerindeydi ve karşı takımdaki her oyuncuya en az bir kere tekme attı.FB'nin üçyüz tane gol kaçırmasına bir GS'li olarak üzülmedim tabi.Hatta Nobre kafayla çaktığında ayağa kalkıp bağırasım geldi ama kahvedeki sürekli çekirdek yiyen ve her pozisyonda küfür eden bıyıklı amcalardan çekindiğim için buna cesaret edemedim.

Son gün Türkiye'nin en yakışıklı erkeğinin okuduğu Ege Üniversitesine gidelim dedik.Tesadüf eseri(!)bu şahıs arkadaşımızdı.Bornova sokaklarında kararsız kalıp saatlerce nereye girsek diye düşündüğümüz için sinirlerimiz biraz gerilse de İzmirli bayanların bakışları ve rahat tavırları bizi ferahlattı.Üstelik dilden dile dolaştığı üzere genelde güzel olan bu İzmir kızları, dötleri kalkık İstanbul kızları gibi hiç de soğuk durmuyorlarlardı.Yoğun bir göz teması trafiğinden sonra orada daha fazla kalamayacak olmamıza lanet ettik ve sonunda bir rock bara kapağı attık.Barda da kızlarla karşılıklı bakışmalar devam etti.Aslında kızların muhatapları ben ve Ege Üniversitesinde okuyan arkadaş idi ama dövmeli arkadaş üzülmesin diye genel ifadeler kullanıyorum..

Tabi ki daha fazlası olmadı ve gecenin sonunda hafif çakırkeyif vaziyette otobüsümüze bindik .Bu maceranın benim adıma özeti şu oldu: "Bir daha ÖSS'ye girme şansım olsa hiç düşünmeden İzmir'i yazarım arkadaş!"

(NOT:Bu, sadece kızların güzelliği ve ilgisine göre varılan bir yargı değil tabi ki.Ege Üniversitesi'nin kampüsü hayatımda gördüğüm en güzel üniversite kampüsüydü.İçinde gezerken kendimi Babil'in bahçelerinde dolanıyor gibi hissettim..Yemyeşil alanlar, meyve ağaçları, çim sahalar, kocaman bahçeler, devasa spor salonları, binbir türlü sosyal aktivite olanağı..Ayrıca şöyle bir tespitim daha oldu: İstanbul'da sokakta gezen on herifin beşi hanzo ve kıroysa bu oran İzmir'de onda bir falan)