Showing posts with label İçsel Duygular. Show all posts
Showing posts with label İçsel Duygular. Show all posts

Friday, October 26, 2018

Farkındalık..


Geçenlerde Acıbadem Caddesi üzerinde gördüğüm bu duvar yazısı, aslında hep gözümün önünde durmakta olan ama kendilerini kabul etmeye yanaşmadığım (Yanaşmak istemediğim) bazı gerçekleri hatırlamam konusunda bana yardım etti..

Anı yakalamak ve değişikliklere uyum sağlamak bence de serotonin hormonlarının salgılanmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyor..

İnsanların zamana ve mekana göre değişen ihtiyaçlarını sezebilmek ve bunları göz ardı etmeden ilişkiler kurabilmek kolay bir iş değil..Yapabilenler bonus puanları hak ediyorlar..

Ama sanki bazen herşeyden fazlaca haberdar olmak zorluyor bünyeyi..An geliyor ki en basit görünen durumda bile nasıl reaksiyon göstereceğini bilemiyorsun..

İşte bu düşünceler beni "Farkındalık" kavramı üzerinde yeniden düşünmeye sevk etti..Öyle ki:


FARKINDALIK:

- Yaşamış olduğun tecrübelerin sonucu olarak içindeki kontrol ve savunma mekanizmalarını harekete geçiriyor..

- Çevrendeki insanların duygu ve beklentilere göre hızlı bir şekilde reaksiyon gösterme ve çabuk karar alma ihtiyacı yaratıyor.. (Eğer bunu doğru bir şekilde yapamazsan her an insanların tepki ve eleştirileriyle karşılaşman içten bile değil)

- Bir zamanlar inanmış olduğun değerlerin, doğru bildiklerinin, inançların şu an yaşadığın zamanda anlamını yitirmiş olduklarını hissettiriyor.. Hatta genellikle "O zamanlar ne saçma bir insanmışım" dedirtiyor..Henüz birkaç sene önce "Öyle" biri olduğuna inanmanı zorlaştırıyor..

- Geçmişte peşinde koşmuş olduğun hayallerin pek azını yakalayabilmiş olduğuna işaret ediyor..

- Gençken çok uzun ve bol fırsatlarla dolu gibi görünen hayatın yıllar geçtikçe kısalmaya başladığını ve tekdüze hale geldiğini fark ettiriyor..


Çok fazla farkında olmadan, ama neleri yapabileceğinin ve neleri yapamayacağının bilincinde olarak huzurlu bir şekilde yaşamak mümkün mü hala acaba?

Wednesday, November 29, 2017

Şeref Yakın



Geçen ay kaybettiğimiz dayım hakkında kadim dostlarından Nazım Alpman'ın kaleme aldığı yazı..Dünyadan bir dürüst, bilgili, inançları doğrultusunda yaşamış olan insan daha eksildi..

Friday, November 03, 2017

Going Nowhere

"Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur", Almanların bu (ata)sözü ilk duyduğum anda nedense beynime kazınmıştı..

Hiçbir zaman bulunduğum noktada sonsuza kadar kalıcı olabileceğime inanan birisi olmadım, hayatın akışı içinde birşeylerin sürekli yenilenmekte olduğunu göz önünde bulundurursak bu zaten mümkün olan birşey değildi..

Yalnız başıma geçen en karanlık saatlerimde bile hep güvene ve dürüstlüğe inandım (İnanmaya devam ediyorum)..İyi bir dinleyici olmaya çalıştım, çoğu vakit kendimden önce çevremdekilerin hislerine önem verdim..

Sanki hiç gelmeyecek olan günü bekliyor gibiydim..Yıllar, yazın kavurtucu güneş altında kumların üzerinde yatarken denize atlama isteği ile kışın yağan karın altında bir an önce eve gidip ısınmak beklentisi arasında geçmeye başladı..Sonuçta ne sıcağı ne de soğuğu doğru dürüst yaşamadan ve hep idare etmeye çalışırken bir baktım sonraki mevsim gelmiş..

Uzun zaman geçti, kimseyi kırmamaya çalışırken bir bakmışım kendi içimde parçalara ayrılmış gibi hissetmeye başlamışım..

Kayıp parçalar bir türlü bir araya gelemedi..Hep eksik birşeyler kalmış gibiydi..Youtube'da tam istediğin şarkıyı dinlemek isterken araya Trivago reklamının girmesi gibi can sıkıcı bir durumdu..

Biliyorum, yaşadığım sürece kendimi doğru dürüst ifade edemeyeceğim..Neşemi de hüznümü de tam olarak paylaşamayacağım..

Kesin olarak emin olduğum sadece birşey var o da insanların beni geride bıraktığım anılarla hatırlayacak oldukları..Bir zamanlar sahip olduklarımla, nasıl çalıştığımla ya da ısmarladıklarımla değil..

"Yapman gerekeni yapman" sanırım bir yere kadar idare etmeni sağlıyor..Hayat hiçbir yere gitmiyor gibi geliyor, anlayan var mı acaba..


















Friday, January 13, 2017

2004



Hard diskimin kuytu köşelerinden çıkan bu resim gece gece bayağı düşündürdü beni..

2004 yılında:

- ICQ diye süper bir Instant Messenger programı varmış.. (Numarası ve şifresi hala aklımda)

- Müziği Winamp'tan Shuffle yaparak dinliyormuşum..

- Download için Torrent yerine Kazaa kullanılıyormuş..

- "Are YOU Game?" diye Casino reklamı varmış..

- Ekran görüntüsü almak için basitçe Print Screen tuşuna basmak yerine HyperSnap diye bir program indirmişim..

- Internet Sunucum TTNET'miş..

- MYNET e-mail adresini hangi akla hizmet almışım acaba?

- ICQ listemdeki "Zoplek" nickli kişi kimdi yahu?

- Iced Earth eskiden sağlam gruptu..

Wednesday, December 21, 2016

Got To Have Faith



Geçen Cumartesi sabahı Acıbadem Caddesi'nde yürürken gördüm bu küçük bıdığı..Fena susamış olacak ki sebilden su içmeye çalışıyordu ama beceremiyordu tabi..Hem sevmek hem de yardım etmek için yanına giderken hemen yan taraftaki inşaattan resimdeki adam çıktı..Yüzünde bir gülümsemeyle sebilden bir bardak su doldurup sarmanın önüne koydu..Ben de o sırada bir fotoğraf çekeyim dedim..İçinde bulunduğumuz karanlık, umutsuz, endişe dolu zamanlarda hala insanlığın tam olarak ölmediğine dair bir kanıt bulmak iyi geldi..

Wednesday, April 27, 2016

Merhaba Baba

Ölümünün üzerinden 1 yıl geçtikten sonra mezarının başındayım..

İlk başlarda (Yakınını kaybeden herkesin söylediği gibi) her an geri gelecek gibiydin..Cenaze işlemleri sırasında bile hala ne olduğunu tam olarak anlamış değildik..Yakınlarımızın desteği ile ayakta kalmaya çalıştık..Hatta eve ziyarete gelen insanları memnun etmeye çalışmak acımızı biraz erteledi..

Çok sevdiğin; hakkında hiçbir zaman olumsuz birşey konuşmadığın İş Bankası, bir kurumun eski çalışanının vefatından sonra ailesine hem cenaze işlemleri sırasında hem de sonrasında ne ölçüde sahip çıkabileceğini gösterdi. Bu ülkede emeklisinin ölümünden sonra eşine asgari ücretin yaklaşık 3 katı kadar maaş bağlayan başka bir kurum daha olduğunu zannetmiyorum..

Cenazene nerdeyse bütün mahalle geldi biliyor musun? Sokağımızda seni bir şekilde tanımış olan herkes oradaydı. Yıllardır görmediğim, isimlerini hatırlamakta zorluk çektiğim insanlar bile senin için dua ettiler..

Eskiden Karacaahmet Mezarlığı'nda yatmakta olan büyüklerimizi ziyaret ederken hep mezarlıklarda huzur bulduğunu söylerdin. Ben de şu an mezarının başında otururken huzurlu ve sakin hissediyorum..Etraftaki yalandan yere toprağa su döktürmeye, çiçek dikdirmeye çalışarak şu kutsal yeri bile ticarethane olarak kullanan birtakım pis adamları umursamıyorum..

Yalan demişken, yaşarken bana öğretmiş olduğun en anlamlı değerler dürüstlük ve güvendi..Şu güne kadar kimseyi kazıklamaya çalışmadım..Sahtelikten, yalakalıktan, yapmacık sözlerden uzak durdum..Bu beni nereye kadar götürecek bilmiyorum, çünkü şu anda gerçekten samimiyetsizliğe, fesatlığa, çekişmeye ve adam kullanmaya dayalı bir düzen içinde yaşıyoruz ve insanlara güvenerek iş yapmak, bu acımasız hayatta olduğun gibi davranarak bir yerlere varmak zor. Ama ben hala senin bana öğretmiş olduğun değerlere inanıyorum..Şu güne kadar kimseye bile bile kötülük yapmadan yaşadığım için gururlu hissediyorum..Zaten bir yalan söylediğinde eninde sonunda bir yerden karşına dert olarak çıkmıyor mu? Aynı şekilde birine bir iyilik yaptığında (Çoğu zaman aradan uzun zaman geçmesi gerekse de) karşılığını alıyorsun..Senin de dediğin gibi, bu dünyada hala iyi insanlar var..

Bence toplum içinde sağcılık-solculuk gibi keskin çizgilerle ayrılan bir kavram daha var: İnsanın babasının hayatta olması ya da olmaması..Arkadaşlarımı dinliyorum; hemen hepsi önemli bir karar almadan önce babalarına danışıyorlar, çoğu borca babalarının verdiği güvenle giriyorlar..Benim artık böyle bir şansım yok..

Rahat uyu Baba..Yine görüşürüz...

Wednesday, February 03, 2016

Korkma Acımayacak



Hayatımda çok fazla saray ziyaret etme şansım olmadı ama ziyaret ettiklerimden birisi Levent'teki Kemal Özkan Sünnet Sarayı'ydı..Resimde en solda yer alan babamdan sünnet hediyesi olarak çoğu Macera Tüneli serisinden olmak üzere pekçok kitap istemiştim ve biraz ağrılı geçen süreçte hepsini okumuştum..Sene 1992, allah rahmet eylesin...

Friday, January 22, 2016

(Acı Ama Gerçek) Ofis Kanunları

Elbette ki istisnalar vardır ama gördüğüm kadarıyla kızlı-erkekli en az 15-20 kişinin çalıştığı bir ofiste:

- Mutlaka her an herkesten ve her şeyden şikayet etme potansiyeline sahip en az bir çalışan vardır..(Bunların yüzde 90'ı kadındır)
- Herkes mesai saatleri içinde kusursuz maskelerin arkasına gizlenir, gerekli rolleri oynar; mesai bittikten sonra da aslında olduğu kişiye dönüşür..
- Herkesle en fazla samimi gözüken yönetici, kendisine verilen işi başkalarına paslamaya en istekli olandır..
- En büyük eğlenceleri şaka yoluyla birilerinin eşine dostuna kek, börek yaptırmak; yemek ısmarlattırmak olan tipler vardır..
- Hayattan tek beklentisi yüksek mevkilere gelip daha çok para kazanmak olan, insani değerlerden yoksun, hırslı, antisosyal ve anlattıklarına zoraki şekilde güldüğünüz en az bir kişi vardır..
- Başına kötü bir şey geldiğinde en azından seni dinlemek yerine usulen “Yapabileceğim bir şey var mı?" diye soran adamlar, en samimiyetsiz ve işin olmayacak adamlardır..
- Yeni işe başlayan kızın bir süre sonra sevgilisi, nişanlısı ya da kocası olduğu ortaya çıkar ve bunun sonucunda ofisteki müzmin bekarlar bir kez daha hayal kırıklığına uğrarlar..
- İnsanlar yüksek unvanlara geçtikçe ve maaşları arttıkça daha pinti olurlar..
- Ofis erkekleri futbol hakkında atıp tutmaktan, birbirleriyle sonu gelmeyecek tartışmalara girmekten keyif alırlar..
- Herkes telefon ve araba konularında uzmandır..
- Arkadaşına “Kahve içer misin canım?” diye soran kadın aslında o arkadaşına uyuz oluyordur, bulduğu ilk fırsatta ilgili kişiyi kötülemekten kaçınmaz..
- Öğle yemeğinde, çay-kahve arasında, serviste iş ile ilgili konuşan adamdan uzak durmak lazımdır..
- Birisi hapşırıyorsa, aksırıyorsa ona doktora gitmesini söyleyen kişiler bunu hasta olan kişiyi düşündüklerinden değil; kendi sağlıkları için ve öksürük, aksırık sesinden rahatsız oldukları için söylerler..
- Öğle yemeğinde masaya oturanlar, yemeğe başlamadan önce diğerlerinin tabaklarına ne aldığına bakar..
- İnsanlar çalışma hayatında uyuz oldukları çalışanların ve tanımadıkları, sadece bir yerlerden adlarını duydukları diğer şirket personelinin (Özellikle yöneticiler) tayinleriyle, istifalarıyla, işten atılmalarıyla çok yakından ilgilidir..
- Kolsuz elbise giyen kadınlar, yazın klima açtırmayarak, kışın da klimayı sonuna kadar açtırarak bütün çalışanlara cehennem azabı çektirir..
- "Aa ne güzel koktu", "Kim parfüm sıktı?", "Kim ..... yiyiyor?" diyen kişi aslında bunu rahatsız olduğu için söylüyordur..
- Gün içinde sorulan sorular farklılık gösterse de herkesin kafasında sabit olan tek bir soru vardır: “Bu işi neden ben yapıyorum?”

Saturday, December 26, 2015

Friday, October 30, 2015

Ölü Şehir

Günün akşamının bir öncekinden farkı yoktur..Etraftaki bazı şık giyimli bay ve bayanlarla göz teması kurmaktan kaçınarak seni günde yaklaşık 8, haftada 40 saat kadar aynı ortamda bulunmak zorunda kaldığın insanlardan geçici olarak kurtaran servisin koltuğuna süzülürsün..Neden yalnız kalmak istediğine dair somut bir açıklama bulamasan da buna ihtiyacın vardır..Kafanı telefonuna gömer, kulaklıklarını takarsın..Etrafına şöyle bir baktığında servisteki herkesin aynı şeyi yaptığını görürsün..Camdan dışarıya bakarsın ve sürpriz; dışarısı gridir..Sonra hava kararmaya başlar..Uyumaya çalışmakla geçen sıkıntılı yolculuğun ardından korkunç trafikten kurtulmanın haklı sevinciyle insanlar kendilerini araçtan dışarı atar..Aylardan Eylül müdür? Yoksa Kasım mı? Aslında etraftaki herşeyin ölü gibi göründüğü gerçeğine bakılırsa kış pek uzakta değildir..Yaklaşık 4 ay kadar içine çekeceğin soğuğu ve karanlığı yakınlarda hissedersin..Kafanı yukarı kaldırırsın ve kalabalık, gürültülü şehrin ışıklarının parlak yıldızları bloke ettiğini görürsün...

Servisten indiğinde hala önceden almış olduğun yatıştırıcıların garip sarhoşluğu altındasındır..Öğleden beri bir şey yememişsindir..Kafanın içinde ”Bu dünyaya gerçekten sadece karnımızı doyurmak ve soyumuzu devam ettirmek için mi geldik?” sorusu dönüp durur..Bir ara cüzdanını ve banka hesabını kontrol etmek istersin..Her zamanki gibi yine tahmin ettiğin miktarın altında bir tutarla karşılaşacağını bilirsin..Seni biraz olsun paronayak düşüncelerden kurtaracağını umarak deniz kenarında ya da izbe bir barda bir şeyler içmeye gidersin..

Gecenin bir saati zifiri karanlık apartmanına varırsın. Birtakım kötü rüyaların ardından gecenin ortasında ağız kuruluğu ve baş ağrısıyla uyanırsın. Ağzına bir ağrı kesici atar, yatağına geri dönersin. Eğer şanslıysan yaklaşık bir saat içerisinde tekrar uyur, değilsen de içinde bulunduğun boşluğu sosyal medya saçmalıkları ya da enteresan Youtube videolarıyla doldurmaya çalışırsın..Ayağa kalktığında sahteliklerini, bencilliklerini görmemezlikten gelmek için yine yoğun çaba sarfedeceğin insanların yanına geri dönmek için hazırlanmaya başlarsın..Belki de kendine bir çeki düzen vermeli ve şikayet etmekten vazgeçmelisin..Öyle ya, aç değil açıkta değilsin, neden susup herkesi sevmeye çalışmıyorsun?

Saatler geçer; etraftaki boş konuşmalar artar, anksiyete sinsice yükselir..Odaklanmak zorundasındır..Zamanı boşvermek istersin..Çevrendeki ve kendi içindeki hemen herşeyin donmuş olduğunu göz önünde bulundurursan belki zamanın kendisi de donmuştur..Ölü şehire hoş geldin, burada karanlık ve ışık birbirinden ayırt edilemez…

Tuesday, December 09, 2014

Bir Zamanlar Ben

Bundan yaklaşık 15 yıl önce günlüğüme aşağıdaki yazıyı yazmışım.."İlerde dönüp bakmak hoş olacak" demişim ama şimdi baktığımda biraz efkarlandım..


7 Ocak 2000/Cuma

ICE-UP (Arkadaşınızın şu aralar yediği naneler)
("Bana ne?" diyebilirsiniz tabi ama bence güzel birşey.İlerde dönüp bakmak hoş olacak)

Dinlediklerim:

NEVERMORE/The Politics Of Ecstasy (1996) 7/10
WASP/The Crimson Idol (1991) 8.5/10
ICED EARTH/The Dark Saga (1996) 10/10
ANTHRAX/Among The Living (1987) 7/10
ICED EARTH/Alive In Athens-Live (1999) 9/10
SENTENCED/Down (1996) 9/10

İzlediklerim:

Deep Blue Sea (Mavi Korku) 10/10
Life (Müebbet) 7.5/10
Bowfinger (Yaw bunu izleyeli bayağı oluyo ama neyse) 8/10
The House On The Haunted Hill (Lanetli Tepe) 7.5/10

Okuduklarım:

AGATHA CHRISTIE/Ve Perde İndi 10/10
GAME PRO/Ocak Sayısı 7.5/10

Oynadıklarım:

Nba Live 2000 10/10
D 5/10
Fifa 2000 4/10
Fighting Force 2 6/10
Dune 2000 8.5/10
Test Drive 6 8/10

Kısa kısa:

- Öncelikle herkesin Şeker Bayramını ya da bu yazıyı okuduğunuz zamana göre değişiklik olabileceğinden geçmiş Şeker Bayramını kutlarım.Şekersiz kalmamak lazım..Şekerlerden, özellikle bonbon denilen zararlı şeylerden bir türlü vazgeçemiyorum..

- Sentenced'ın yeni albümü Crimson 16 Ocak'ta geliyor.Ben albüm için şimdiden kampa girdim.Frozen'dan bile daha sağlam olduğu söyleniyor..En güzel haber de bugün Atlantis Müzik'te albümün kaset formatında da basılacağını duymam oldu..

- Galatasaray'ın (Bizim) bir türlü ilk onbire giremeyen oyuncusu Tugay'ın bugün resmen Glasgow Rangers'lı olduğunu öğrendim.İnşallah orada futbolunu oynar da "Avrupa'ya gidip birkaç ay içinde tıpış tıpış eski kulübünün yolunu tutan futbolcular" kervanına katılmaz.

-PC'leri ve interneti olan arkadaşlar, Half-Life'ın multiplayer olarak oynandığında inanılmaz zevkli bir hal aldığını biliyor musunuz?

- Başıma bu da mı gelecekti...Fizik labaratuarında Geometri sınavı olarak tarihe geçen 15 kişiden biri olmaktan gurur duyuyorum.Ulan bi de sınav iyi geçse ha.Harbi çuvalladık..

- Ne derece doğru bilmiyorum ama bazılarına göre biz aslında henüz 21.yüzyıla girmemişiz.21.yüzyıl, 2001 yılının ilk gününden itibaren başlayacakmış..

- Okulun ilk döneminin bitmesine yirmibir gün kaldı.Özgürlüğe doğru günleri saymaya devam...


ICE BORSA ENDEKSİ

(+) WRITE-UP YAZMAK
Zevkli bir uğraş olduğu için

(+) SENTENCED
Bizi daha fazla bekletmedikleri için

(+) AMERİKAN&İTALYAN KARIŞIK SANDWICH
Kantindeki en ucuz ve doyurucu besin maddesi olduğu için

(+) OKUL
Bitmesine az kaldığı için

(+) BAYRAM
Sayesinde iyi para kopardığım için


(-) CEVAT
Adamla üçüncü senem, onuçüncü kırık notumu almaya hazırlanıyorum..

(-) NON SERVIAM VE ORGANİZATÖRLER
Hep fazla ilgilenmediğim doom, black vs gruplarını getirdikleri için

(-) EUROPE
Final Countdown gibi bir parçayı rezil hale soktukları için

(-) ORLANDO MAGIC
Geçen Cuma maçlarını izlemek için sabahın üçünde kalktım, kendi sahalarında New York Knicks'den fark yediler

(-) İZMİT İSMETPAŞA STADI-NUMARALI TRİBÜN
Gittiğim ilk deplasman maçında berbat izlenimler bıraktığı için

Saturday, July 26, 2014

İKİBİN Lira Ederi Olan Plak

Hayatımda yediğim en saçma laflardan birini 2000 yılında ergen rockçı edalarıyla etrafta dolaşırken mahallemin bıçkın delikanlılarından birinden yemiştim..Liseden mezun olmamın ardından kanı rock müzikle kaynayan(!) hemen her genç insanın yaptığı gibi saçımı uzatmaya başlamış, ancak ne kısa ne de uzun sayılabilecek bir bir saça sahip vaziyette Kadıköy'ün birtakım muhafazakar vatandaşlarının ikamet ettiği sokağımızda yürürken an itibariyle yol kenarında arkadaşlarıyla bol küfürlü bir muhabbetin içinde bulunan ve bir baltaya sap olması mümkün olmayan genç yanıma yaklaşmıştı..

Delikanlı beni bir süre süzdükten sonra "VAAY BEATLES ÖZENTİSİ NAAABER?" demişti..

Cevap vermeden oradan sıvışmayı tercih etmiştim..


Yıllar sonra Atlantis Müzik'te şu aşağıda resimleri yer alan plağı gördüğümde aklıma nedense bu saçma hikaye geldi..

Vokal olarak David Bowie, şarkı isimleri bazında İbrahim Tatlıses ve imaj itibariyle tabi ki Beatles'i andıran ve kariyeri boyunca sadece bir albüm çıkarmış olan Silüetler'in toplamda 500 adet basıldığı söylenen plağının üzerinde 2000 TL etiketi vardı ve plağın şu andaki piyasa değeri 1000 ila 4000 lira arasında değişiyordu..

Trend bağımlısı, gösteriş budalası, maymun iştahlı bir tüketim toplumuyuz..Bundan 7-8 sene önce yüzlerine bile bakılmayan long pileylere bir anda patlayan retro fetişizmi sayesinde anlamsız bir tutkuyla bağlanabilen ve müziğin kendisi yerine koleksiyonun büyüklüğüne değer veren ve sırf zor bulunuyor diye yıllar önce unutulmuş bir albüme fahiş bedeller ödeyebilecek insanlarla aynı memlekette yaşıyoruz..

Bu arada Issız Adam filmi tahminimce plakların şu anda depresif ergenler tarafından bile bu derece sevilip sayılmasının en önemli sebebidir..Anılaar beni rahaat bıraakııın...







Monday, December 30, 2013

Black Gives Way To Blue

Kaderde en yakınımdaki bazı insanlara yeteri kadar ilgi ve sevgi gösterememiş olmanın yaşattığı ağır vicdan azabını çekmek ve "İşallah bu gün öncekinden daha iyi olur" diye umutlanmak ve bu esnada yeni yılın nasıl geldiğini hiç anlamamak da varmış..

Allahın düşmanıma yaşatmamasını temenni ettiğim bu zamanlarımda şu aşağıdaki parçaya ve parçanın yer aldığı albüme fena halde tutuldum..

Bir şekilde bekleyişin sona ereceğini ve yeni taze başlangıçın o kadar uzakta olmadığını haykırıyor..

Sen ne güzel grubumuzdun Alice In Chains, Staley'siz de olsa aramıza tekrar hoşgeldin..

Bu dinazorları buraya kim koydu sahiden?

Thursday, December 29, 2011

Time Chasing Time




Hayatta bazı günlerin aradan çıkmasını istersiniz.Yakın gelecekte önemli bir hedefiniz olmamasına rağmen zamanın akıp gitmesini dilersiniz.Önünüzdeki saatlerin neler getireceğine dair hiçbir tahmininiz yoktur ama yine de zamanın geçmesini, hayatınızda küçük de olsa bazı değişiklikler olmasını arzularsınız…Bugün de sanırım bunun gibi çabucak aradan çıkması gereken bir günü yaşıyorum.(En azından çabucak akşam olsa da işten çıksam diyorum.)Üstelik iki gün sonra yılbaşı olmasının bununla bir ilgisi yok.Belki yıl sonuna doğru azalan iş yükümün ve dün gece düzenlenen saçma yılbaşı kokteylinin alakası olabilir ama...Hafta içi alkollü, gürültülü bir organizasyona katıldığınızda sanki hafta sonuymuş gibi ertesi gün işe gitmenizin gerekmeyeceği hissine kapılıyorsunuz.Tabi ki sabah olup da paşa paşa işinize geldiğinizde işe yeniden adapte olma sürecinde sorunlar yaşanabiliyor.Sıkıcı bir gün...Akşam olsa da Mephisto’dan İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler ‘i alabilsem ve Ceren’le Mission Impossible - Ghost Protocol’u izleyebilsek..Cumartesi gelse de Cathedral – Forest of Equilibrium’u arşivime katabilsem ve Burak’la PES kapışsak..Sahi ya cumartesi yılbaşı..Pek heyecan duymuyorum sanırım bununla ilgili..Jameson Irish Whiskey’mi ve vanilyalı tütsümü alıp eve kapanabilirim yılbaşında.Ya da Alper’in evindeki“Ali İhsan Varol’la Doğru mu Yanlış Mı?” konulu yılbaşı etkinliğine katılabilirim…Her neyse..Reklam ve sıkılmışlık kokan bir yazı oldu bu da..

Monday, May 03, 2010

Vay Anam Vay Neler Dönmüş Serhat

(Başlıktan da anlaşılacağı üzere) boşlamışım seni blog.4 senelik kader arkadaşım, elim bir klavyeye uzanabilse ne harikalar yaratacaktım belki de.Bir başlayabilseydim ne yazılar döktürecektim..demek isterdim, ama öyle olmadığını ikimiz de biliyoruz değil mi blog?Seni kandıramam sevgili dostum..Bu arada seninle konuşmaya çalışırken aklıma Mental Central Dialog geldi blog:

- I can't find any answers?
- Are there any answers?
- I can't find any answers?
- Are there any answers?
- I can't find any answers?
- Are there any answers?
- .........

Yok henüz delirmedim blog..Hayat aşığıyım ve aynı zamanda hayat savaşçısıyım.Her gün ikisinin dengeli bir karışımını yaşamaktayım..Aklım negatiften pozitife ve / veya pozitiften negatife doğru çift yönlü hiç bitmeyen düzensiz akışlara şaşar oldu.Yoksa boş akışlar mı bunlar blog?Eninde sonunda sona ermeyecek mi bu oyalayıcı koşuşturmaca?Akarsudan hızla akan görkemli sular en sonunda denizlere ulaşıp sessizce ortadan kaybolmayacaklar mı?Hayır çok fazla Decoryah dinlemiyorum bu aralar ama az önceki pastoral benzetmelerimi sular vasıtası ile yapmış bulundum..Bu arada şarkı sözleri temalarından biri Sular olan bir grup sırf bu yüzden bile ilgi çekmiyor mu blog?Cevabını bildiğim sorular sorma huyumdan vazgeçemiyorum blog..Dakikalarca devam edebilirim..Ha, dakika demişken bakalım sizinle birlikte olamadığımız dakikalarda neler olmuş İzmir Alsancak Stadında ee şey "Melankomik" hayat sahnemde:

- Birkaç *!!*^! organizatörün ve sayıları azımsanamayacak hırbo metalcilerin katkılarıyla günlerce hayalini kurduğum Flosam&Jetsam konseri iptal oldu.Aşağılarda bi yerlerde bir yazı vardı konuyla ilgili. Daha da söyliyecek bir şeyim yok.

- Altı ay boyunca eğitim danışmanlığı görevini yürüteceğim ey blog.Görev tanımım değişti.Sürpriz oldu..

- Bir zamanlar çok yakın olduğum ama uzun süredir hiç konuşmadığım bir insanın doğum günü mesajı gönderdim ama cevap gelmedi blog..Vicdansızlaştı mı bu insan yoksa cidden kalbini çok fena kırmış olabilir miyim?Eğer öyleyse ne yapabilirim durumu düzeltmek için?En iyisi bir mesaj daha atıp "Artık benimle konuşacak hiçbirşeyin kalmadı sanırım?" tarzı bişeyler yazayım..Yine cevap gelmezse kabulleneceğiz artık durumu..

- Fenerbahçe doğru düzgün birşey oynamadan şampiyon mu olacak be blog?Cidden Bursaspor çok daha fazla hak etti bunu..Ne olur bir sefer de daha zayıf olan kazansa..

- Ben neden hep beş maddelik listeler yapıyorum be blog?

Saturday, October 31, 2009

Feeling Guilty of Being Alive

KENDİMİ SUÇLU HİSSEDİYORUM:

- 27 yaşında olup da sanki 77 yaşındaki biri gibi sürekli kendime "Ah nerede o eski günler" diye sorup durduğum, zamanın tadını çıkarmak yerine geçmişe bağlandığım, özlediğim yıllarla ilgili hatıralarımı paylaşacak kimse bulamadığım ve onları içimde yok olmaya mahkum ettiğim için...

- Bir yandan bu dünyadan hiç bir zaman iyi bir yer olmasını beklemezken bir yandan da yaşamın akışı içinde hak ettiğimi sandığım iyiliklerin karşılığını almayı bekleyip kendi içimde ikileme düştüğüm için...

- Daha Cuma günü sona ermeden Pazar gecesini düşünüp durup dururken huzurumu kaçırdığım, anın kıymetini bilmeyip hep ilerisi için endişe duyduğum, herşeyi uzun vadede düşündüğüm, bu günübirlik dünyada kalıcı zevkler aradığım, "Ya tam olsun ya da hiç olmasın" diye zarar verici bir düşünce biçimine sahip olduğum için...

- Etrafımda iğrenilecek bazı insanlar olduğunu bilmeme rağmen sırf gerginlik çıkmasın diye her seferinde kendimi dizginlediğim, bu güne kadar içimi bastırılmış duygular ile iyice doldurduğum için…

- İnsanlara hak etmedikleri değerleri verme konusunda büyük başarı sahibi olduğum, gerçekten değer verilmeyi hak eden azınlığı da bir şekilde kendimden uzaklaşmayı başardığım için...

- Her gün kendi kendime sorduğum sorulara yenilerinin eklenmesine rağmen bu sorulara verilecek yanıtlar konusunda en ufak bir ilerleme kaydedemediğim, sıradan bir işi yaparken bile aklımın bir köşesinde "Ne için?" cinsinden soruların sorulup durmasına engel olamadığım için...

- Normal insanlar gibi olamadığım, yapamadığım, kimseye birşey kanıtlamak ya da hiçbir yoldan kimseyi etkilemek peşinde olamadığım ,hala müziğe ve bilgisayar oyunlarına para verdiğim ama doğru dürüst giyinmesini bile öğrenemediğim için…

- Dünyada her gün masum insanlar ölürken, insanlar açlık çekerken, başlarını sokacak ev ve karınlarını doyuracak para bulamazken, bir yandan doğa yavaş yavaş yok olurken ben tüm bunların ötesinde karamsarlığın pençesine düşüp egoistçe sadece kendimi kurtarmak istediğim için…


Evet Suçlu Hissediyorum!

Friday, October 02, 2009

Trajediler Mezarlığı

Bu "hayat" denilen, içine ne amaçla dahil olduğumuzu asla bilemediğimiz ve bilemeyeceğimiz döngünün içinde bulunduğumuz mekanlar ve zamanlar ne kadar sınırlı..Gücümüz fazla bir şeye yetmiyor..Zamanın akışını değiştirebiliyor muyuz?Ne kadar zenginliğe sahip olsak, ne kadar süper bir yaşamımız olsa, bize karşı ne kadar, sevgi, saygı duyulsa da de bir gün "büyük uyku" ya dalıp bu evrenden sonsuza kadar kaybolmayacak mıyız?Göz açıp kapayana kadar geçen bu saçma paradokslarla dolu döngünün içinde kim için ne kadar önem taşıyoruz?Önem veren veya önem verilen kişi olmayı hak etmek için neler yapmak gerekir?Birilerini ve/veya birşeyleri nasıl ve ne amaçla önemsediğimizi merak ediyorum..Soyut olan kavramlar üzerinden kesin konuçlara varmak imkansız..Üstelik tanrı bizi "görecelilik" diye bir ayrıştırıcı özellik ile yaratmış...Kendi adıma olay çok basit..Hala öğrenemedim; neden aslında hiçbirşeyi hak etmeyen, bana hiçbir hiçbir anlamda faydası dokunamayacak kişiler için fedakarlıklar göstermeye, durumu idare etmeye devam ediyorum ki?Ya da ucundan kenarından dahi olsa hiçbirşeyi paylaşamayacağımı bildiğim kişilerle neden yakın olmayı deniyorum acaba?İstediğim bu değil..Öyle bir noktadayım ki neyi istemediğimi gayet iyi biliyorken neyi istediğimden ise emin olamıyorum...Bu günlerde sadece bir parça huzurun eksikliğini mi duyuyorum yoksa elimdekilerin kıymetini bilmeyip boş yere sızlanıyor muyum?Neden hiçbirşey gerçek gibi gözükmüyor gözüme ve hiç kimseden tam anlamıyla emin olamıyorum?Yalnız olduğumu, hatta çoğu zaman hemen herşeyden kaçarak, uzaklaşarak benliğimi içe hapsettiğimi, böylelikle de kendime işkence ettiğimi kabul ediyorum..Ama acaba yanlızlığımdan bir tek ben mi sorumluyum yoksa bunda farklı yaşamsal faktörlerin da etkisi var mı?Sorulacak soru şu: "Acaba kendimi herşeyden soyutladığım için mi dünya bu kadar karanlık ve soğuk bir yer olarak görünüyor yoksa bu ruhsuz dünya üzerinde yaşayan abuk subuk insanlar yüzünden mi hissediyorum bu yalnızlığı"?Ayrıca böylesine arabesk edebiyatı yapmak ne ölçüde doğru?...Kendimi bildiğimden beri kendimi yargılıyorum ve eksiklerimin, yapamadıklarımın bilincindeyim..Ya günün birinde gerçekten kendimi kaybetmek isteseydim ve böyle çok uzaklara gidebilseydim..Tek bir kişi sahici bir gözyaşı döker miydi?Trajedilerin yattığı mezarlığa tek başıma uğurlanmayı istemiyorum..Hatta trajedileri boş tabuta yerleştirip o tabutun çivisini çakmak ve güvenli bir yere doğru uzaklaşmak istiyorum..Ne yapmam lazım durumu biraz olsun kurtarmak için?!

Tuesday, December 16, 2008

Free Falling

Vay vay 4 Eylül'den beri yazmamışım.Hiç bu kadar ara verdiğimi hatırlamıyorum.

Sonuç itibariyle (Ne kadar kestirme bir ifadedir bu) tam tamına 72 günü hiçbir şey yazmaya gerek duymadan geçirmişim.Acaba üretememekten kaynaklanan bir mesele mi bu, yoksa üşendim mi?Belki de gerizekalı Telekom'un sırf internetten futbol maçları linkleri veriliyor diye Blogger'ı kapatmaya çalışması içimdeki hevesi yok etti.Ama nasıl olmuşsa site tekrar açılmış, buna da şükür...

Nostaljik moddayım tam şuanda (Ne zaman olmadım ki)Yarabbim neden özlüyorum ben geçmişi bu kadar?Neden bu kulunu yaşadığı ana sıkı sıkı bağlı biri olarak yaratmadın?Geri gelmeyecek anlara bu kadar özlem duymama neden izin veriyorsun?80'lerin sonunu ve 90'ları geçtiğimiz yıldan daha net hatırlıyorum..Nasıl olabilir böyle birşey?Herşeyin ilki mi güzeldi gerçekten, gözümüzü açıp hayatın gerçeklerinin farkına varmaya başladıktan sonra sürekli bir düşüşe mi geçtik acaba?Ve hala düşmekteyiz galiba, hiçliğin içine doğru...Arada bir bu sonsuz düşüş esnasında bir kol uzanıyor ve bizi güvenli bir yere çekiyor.O anlarda zaman duruyor sanki, eskiden sorun olarak karşımıza çıkan şeyler küçülüyor.Tam sorunlar yok olma aşamasına gelmişken, tam düştüğümüz bu kadar mesafeyi yukarıya doğru tırmanarak kapatabileceğimize inanmışken bizi güvenli yere çekmiş olan kol bizi bir anda tekrar hiçliğin içine doğru serbest bırakıyor."Nasıl oldu, benim suçum ne şimdi bu kadar mı kolay?" ve benzeri soruları sormamıza vakit bile bulamadan her bir saniye yeniden anlamsız, bomboş gelmeye başlıyor."Ama bu sefer emindim, bu benim kurtuluşum olacaktı, yine kendimi kandırdım" gibi söz öbekleri ardı ardına sıralanıyor..Serbest bir şekilde düşmeye devam ediyoruz.Bu hayat oyununda ne yazık ki uçurumun kenarına gelip ayağın kaydıktan sonra bir daha yukarılara ulaşmak imkansız.Ben o uçurumun kenarına bilmem kaç sene önce geldiğimi hissediyorum.Kendi isteğimle gelmedim, farkında olmadan getirildim..Şuan bildiğim şey şu, evet düşmekteyim..Dibe ulaşmak için ne kadar mesafe kaldığını kestiremiyorum ama istediğim, daha doğrusu ihtiyaç duyduğum birşey var...Bu hep böyle gitmeyecek, bir kol uzanıp çekecek beni..O kolu karşımda gördüğüm anda sıkıca sarılacağım ve hiç bırakmayacağım.Hatta kolay kolay yapamadığım bir şeyi yapacağım bu sefer, o bana doğru bir adım atmadan ben ona doğru bir adım atacağım...

Thursday, May 29, 2008

Terhisten Sonrası

Bahane arıyorum..Kendi kendime verdiğim sözleri uygulamaya başlamayı ertelemek için bahane arıyorum.Biliyorum, özüm değişmedi.Askerliği onbeş ay bile yapsaydım karakterim değişmeyecekti.(Ki çoğu insan tarafından beş ay askerlik askerlikten sayılmıyor, POŞET'iz biz).Bu süre içinde inançlarımda bir sarsılma olmadı..Sadece hayatı daha fazla sorguladım yeniliklere ihtiyaç duyduğumu farkettim.Yeni başlangıçlara yakın olduğumu hissettim."Neden olmasın?", "Çok geç değil"'ler ile geçti askerliğim..Tabi bunlar bir anda olmadı.Umut ışıkları, karşılaştığım zorlukları aşıp biraz düzlüğe ulaşınca kafamda belirmeye başladı.Biraz ortama alışınca, neyin ne olduğunu anlayınca ve özlem duymaya başlayınca her sabah daha da büyüyen umutlarla uyanıyor oldum..Sahip olduklarımı fark etmeye başladım, buna göre geçmişte "Belki de gereğinden fazla ağladığıma" kanaat getirdim.

Uzadıkça uzayan ve sonunda belli noktalarda birleşen düşüncelerimin ve arzularımın sayesinde hayatımın geleceğimle ilgili kararlar alabileceğim bir noktasında bulunduğumu fark ettim.Gelecek gerçekten birşey ifade ediyordu artık, yaşamaya değer bir hayata sahip olabilirdim.Askerliğin sonuna doğru yaklaştıkça içimdeki heyecan büyüdü, hele son günlerin bir an önce geçmesi, zamanın tükenmesi için kendimce yöntemlere başvurdum.

Ve zaman tükendi..Şafak doğan güneş oldu.Askerliğimin üzerinden bu beş aylık süre zarfında neler yaşadığımı sakin kafayla düşünebilecek ve verdiğim sözleri adam akıllı değerlendirebilecek kadar zaman geçti.Şu an yolun neresinde olduğumu tam olarak bilemiyorum.Kafamdakileri uygulamaya geçirmek konusunda sıkıntı yaşıyorum.Bunda geçirmiş olduğum operasyonun etkisi olabilir..Beş ay neredeyse hiç doğru dürüst dinlenme şansı bulamadan bir de gelir gelmez ağır ilaçlar kullanmaya başlamak bünyeye iyi gelmedi.Kafamdakileri silip atmadım, hatta askerden döndükten sonra yapmaya söz verdiğim işlerden birkaç tanesini yerine getirdim bile..Yeniden girdiğim ortamlarda yabancılık çekmedim, askere sanki daha dün gitmişim gibi geldi.Üstelik arayıp soranım da boldu..Bunlar ruh sağlığı açısından pozitif şeyler..Öyleyse derdim ne şu anda?Sanırım biraz daha zamana ihtiyacım var..Zaman istiyorum..Zaten kısmen oturmuş olan hayat düzenimin zamanla daha sağlamlaşacağını, bunun yanında hayatımda birtakım yeni başlangıçlar olacağını hissediyorum.Olacak birşeyler ama ne zaman olacak onu bilmiyorum..Şuan şaşkoloz bir durumdayım, dikkatimi toplamam pek kolay olmasa da uzaktan yaklaşanı hissedebiliyorum.Aşama aşama olacak herşey, yeter ki daha önce düştüğüm ve içinden binbir güçlükle tırmanıp tekrar yüzeye çıktığım uçurumlara düşmeyeyim.Bu uçurumlar ayağımın altında bulunmasınlar artık veya bulunsalar bile onları fark edeyim de düşmeden önlemlerimi alayım..Aklımdan anlaşılmaz düşünceler geçiyor..Ama hayat da zaten anlaşılmaz değil mi?

Friday, October 19, 2007

Thorn In My Side?

Yalnızlıktan kaçamıyorum..Nereye gidersem gideyim, kimlerle birlikte olursam olayım tek başımayım.

Oysa ki anlatmak istediğim ne kadar çok şey birikiyor içimde.Paylaşılmak üzere birçok acı tatlı hatıra bekliyor.Ama olmuyor, sanki bütün söylemek istediklerimi bir dolabın içine atıp kapısını kilitlemişim.Dışarıya hiçbir şey sızmıyor, sanki içimde 24 saat benliğimi denetleyen mekanizmalar var.Bu bedenden içeriye her türlü umutsuzluk, özlem, karamsarlık girişine izin var ama bunların çarelerinin bulunup dışarı atılmaları yasaklanmış sanki..Sürekli alan ama hiç satamayan esnaf gibiyim.Tek farkı içeri buyur ettiğim şeylerin parayla satın alınamayan ve ruh sağlığıma zarar verebilecek şeyler olmaları.Kaç kere "Keşke hayattaki tüm sıkıntılarımın kaynağı para ve onun getirip götürdükleri olsaydı" diye içimden geçmiştir.Ama olmuyor ve bundan sonra da olmayacak.Bu, benim seçtiğim bir yol değil, belki de kaderimde sürekli dikenli yollar üzerinde ilerlemek var..Arada bir birileri omuz atıyor ve yolun dışına itiliyorum.Düştüğüm yerden doğrulup tekrar yola dönmek biraz zamanımı ve enerjimi alsa da genellikle bunu başarabiliyorum..Bazen de gözlerim kapalı yürüdüğümden yolda önümde sabit duran engelleri görmüyorum ve yanlarından geçmek varken dosdoğru onlara çarpıyorum .."Kim koydu bu engelleri buraya?" diye sormanın yersiz olduğunu düşünüyorum çünkü zorluklarla karşılaşmasaydık başarının, tatmin olma hissinin ve rahatlamanın ne anlama geldiğini bilemeyecektik..Her seferinde yerden kalkıyorum ve "Bir daha o kadar sersemce davranmayacağım, insanlara güvenmeyeceğim o kadar, tehlikelerin farkında olacağım" diye kendime söz verip devam dikenli yolda ilerlemeye devam ediyorum..Verilen sözler çabucak unutuluyor..

Bazen de yolumun üzerinde hiçbir engel gözükmüyor..Beni yolun dışına atacak hiçbir güç yok etrafta..Biraz ilerde gecenin karanlığında bir ışık görünüyor.Dümdüz ilerlesem, hiçbir yöne sapmasam o ışığa ulaşacağım.Ancak ben anlamsız bir şekilde boş yolda dümdüz ilerlemek yerine dahili yollara giriyorum.O kapkaranlık, soğuk yan yollarda tamamen kayboluyorum.Ufukta da o ışık gözükmez oluyor artık..Kolayı zora çevirmiş oluyorum...Fırsatları kaçırdığımı hissediyorum, bu da tarifi imkansız boşluklar yaratıyor içimde...

Evet, yol hala dikenli ve taşlı.Arada mola verip kafamı dağıtabileceğim istasyonlar olmasaydı gerçekten bitmiştim..

Bu vesile ile bir teşekkür listesi hazırlıyorum:

- Müzik
- Alkol(Şimdilik olumsuz etkilerini bir kenara bırakmak zorundayım)
- Futbol&Basketbol (+ Bu sporları icra ederken birlikte ter akıttığım arkadaşlarım)
- Adventure, strateji, action, spor oyunları ve komedi, gerilim, korku filmleri.
- Kendileriyle konuşunca bir parça huzur bulduğum arkadaşlarım..Değer verilenler..Sık sık akla ve Akmar'a(!)gelenler: Alper, Cem, Mutlu, Bihter, Murat, Zeliha, Evrin...

Teşekkürler!Siz olmasaydınız iyice dibe vurmuş olurdum..