Friday, October 02, 2009

Trajediler Mezarlığı

Bu "hayat" denilen, içine ne amaçla dahil olduğumuzu asla bilemediğimiz ve bilemeyeceğimiz döngünün içinde bulunduğumuz mekanlar ve zamanlar ne kadar sınırlı..Gücümüz fazla bir şeye yetmiyor..Zamanın akışını değiştirebiliyor muyuz?Ne kadar zenginliğe sahip olsak, ne kadar süper bir yaşamımız olsa, bize karşı ne kadar, sevgi, saygı duyulsa da de bir gün "büyük uyku" ya dalıp bu evrenden sonsuza kadar kaybolmayacak mıyız?Göz açıp kapayana kadar geçen bu saçma paradokslarla dolu döngünün içinde kim için ne kadar önem taşıyoruz?Önem veren veya önem verilen kişi olmayı hak etmek için neler yapmak gerekir?Birilerini ve/veya birşeyleri nasıl ve ne amaçla önemsediğimizi merak ediyorum..Soyut olan kavramlar üzerinden kesin konuçlara varmak imkansız..Üstelik tanrı bizi "görecelilik" diye bir ayrıştırıcı özellik ile yaratmış...Kendi adıma olay çok basit..Hala öğrenemedim; neden aslında hiçbirşeyi hak etmeyen, bana hiçbir hiçbir anlamda faydası dokunamayacak kişiler için fedakarlıklar göstermeye, durumu idare etmeye devam ediyorum ki?Ya da ucundan kenarından dahi olsa hiçbirşeyi paylaşamayacağımı bildiğim kişilerle neden yakın olmayı deniyorum acaba?İstediğim bu değil..Öyle bir noktadayım ki neyi istemediğimi gayet iyi biliyorken neyi istediğimden ise emin olamıyorum...Bu günlerde sadece bir parça huzurun eksikliğini mi duyuyorum yoksa elimdekilerin kıymetini bilmeyip boş yere sızlanıyor muyum?Neden hiçbirşey gerçek gibi gözükmüyor gözüme ve hiç kimseden tam anlamıyla emin olamıyorum?Yalnız olduğumu, hatta çoğu zaman hemen herşeyden kaçarak, uzaklaşarak benliğimi içe hapsettiğimi, böylelikle de kendime işkence ettiğimi kabul ediyorum..Ama acaba yanlızlığımdan bir tek ben mi sorumluyum yoksa bunda farklı yaşamsal faktörlerin da etkisi var mı?Sorulacak soru şu: "Acaba kendimi herşeyden soyutladığım için mi dünya bu kadar karanlık ve soğuk bir yer olarak görünüyor yoksa bu ruhsuz dünya üzerinde yaşayan abuk subuk insanlar yüzünden mi hissediyorum bu yalnızlığı"?Ayrıca böylesine arabesk edebiyatı yapmak ne ölçüde doğru?...Kendimi bildiğimden beri kendimi yargılıyorum ve eksiklerimin, yapamadıklarımın bilincindeyim..Ya günün birinde gerçekten kendimi kaybetmek isteseydim ve böyle çok uzaklara gidebilseydim..Tek bir kişi sahici bir gözyaşı döker miydi?Trajedilerin yattığı mezarlığa tek başıma uğurlanmayı istemiyorum..Hatta trajedileri boş tabuta yerleştirip o tabutun çivisini çakmak ve güvenli bir yere doğru uzaklaşmak istiyorum..Ne yapmam lazım durumu biraz olsun kurtarmak için?!

Friday, September 25, 2009

Kadın-Erkek İlişkileri Üzerine Harika Bir Yazı

Flying Dutchman'ın blogundan alınmıştır.Son zamanlarda okuduğum en keyifli yazılardan biri.Yazanın ellerine sağlık.


İLİŞKİLERDE TOP 10 İĞRENÇ ERKEK MODELİ:


1-Kereste Adam: "Lumber-man" de diyebilirsiniz bu adama. Hani kız arkadaşı "hayatım David Cronenberg'in son filmine gidebilir miyiz?" diye sorduğunda "ya Dilek şirketten 2 tane Maskeli Beşler bileti verdiler ya ne koronası, Opel Corsa Toyota Corona eheheheh" diye espri yapan öküz adam var ya işte o. Bu tiplerin Mustafa Kemal Atatürk'ün özdeyişine atıf yaparsak hayat damarı yoktur. Sanat anlayışı olabildiğince tekdüze olan bu adamı bir kitapevinde Rus romanlarının önüne götürseniz devreleri istop edebilir. Müzik, sinema, resim, kitap, sosyal hayat onlar için Polat Alemdar'ın bakışında gizlidir.

2-Hemzemin adam: Hani ortamlara akmak için sürekli arkadaş çevresini kullanan, ama amiyane tabirle sevgili yapınca arkadaşlarını silen ve taviz üstüne taviz veren "satıcı" var ya işte o adam. Bu adam ilişkisi yokken erkek arkadaşlarıyla kanka modundadır. Ne zamanki bir kızla tanışır, adamı bulmak mümkün olmaz. 10 senedir tanıdığın adam birden bir sevgi böceğine dönüşür. Ben yılların heavy metal dinleyicisinin sırf kız arkadaşına yaranmak için Hande Yener konserinde "hataaaayı ben en başındaa yaaaaptım" diye çığırdığını bilirim. Başında yaptın tabi, biz de başında yaptık seni adam bildik. Joe'nun deyimiyle bu adamların genellikle götü de yere yakındır o yüzden adı "hemzemin adam"dır.

3-Canciğer adam: Bu da 2 numaranın tam tersidir işte. Sevgilisi onun hayatında "interim coach" gibidir. Yani geçici kontratla işe alınır. Onun için kız arkadaşıyla yemeğe gitmek, aktiviteye katılmak, vakit geçirmek bir Play Station turnuvasından, bira ve patates eşliğinde maç seyretmekten, arkadaşarıyla masa üstü FRP oynamaktan aldığı tadın onda birini vermez. Bu adamların neden bir sevgilisi olduğunu merak ederim hep. Telefonunda son aranan 10 numaranın ilk 5 tanesi hala Ahmet, Hüseyin, Barış, Talat, Mahmut'sa niye sevgili yaptın arkadaşım. Blog yazarlarından birisinin sevgilisine "senden önce futbol vardı" dediğini de burdan açıklar ismini tahmin etmeyi artık size bırakırım. Baş harfi "tunchay".

4-Faşist adam: Bu adamın faşizmi siyasi anlamda değil, zevkler ve renkler anlamında. Şahsen bunun çok sık rastlamasam da bayan versiyonuna sinir olurum, erkeğin nasıl irrite edebilir olduğunu tahmin ediyorum. Her zevkini partnerine aşılamaya çalışan erkektir bu adam. Dinlediği müziği "al bak şunu dinle" diyerek ve sevgilisinin kulağına kulak pisliği taşlaşmış mp3 kulaklığını takarak, gittiği ve beğendiği Tarantino filmini zorla kız arkadaşına 3 defa izleterek hatta oturup bir de "bak bak çok beğeneceksin, bu da bir şov canım" diye Manchester United-Arsenal maçını izleterek sap olmaya doğru emin adımlarla giden adamdır bu. Arkadaşlar yıllardır anlayamadığınız şeyin artık farkına varın, kadınlar bizim hoşlandığımız şeylerin % 80'inden hoşlanmıyorlar.

5-Re-union adamı: Her zora düştüğünde camianın en simge adamını hocalığa getiren takım gibidir bu adamlar. Yıllar boyu unutamadıkları ve uzun sürmüş bir aşkları olur. Bir türlü unutamazlar ve biten yeni her ilişkisinden sonra telefon defterinden ilk olarak o oturaklı ilk ilişkideki kızı ararlar. Hatta bazıları üçüncü denemeden de sonuç alamayınca "yeter ulan artık siliyorum seni hayattan, bitirdin beni" diyip, telefonundan ilgili kızın numarasını siler ancak 3 ay sonra terkedildiğinde en iyi arkadaşını arayıp "yaaa Nazlı'nın numarayı silmişim Alper neydi ya sende varmı ühühühühü" diye dilenir. Ama futbol tarihinde kaç re-union işlemiştir ki gerçek hayatta da işlesin. Yaa yaaaa


6-Elde var bir adamı: İtiraf edeyim listede en sinir olduğum adam budur. Şu blogu okuyan 2.000 kişiden 1.500 tanesi bunu yapmıştır, "yapmadım" diyenin alnını karışlarım. Bir kız arkadaş vardır. Derken bir başka kızdan elektrik almaya başlanır, derken o elektrik platonik aşka dönüşür. Ama elektrik alınan kıza gidip söylenene ve cevap alınana kadar o anda beraber olunan sevgili elde tutulur. Sebebi, olur da yeni aday bizi refüze ederse eldekini kaybetmeyelim kaygısıdır. Olumlu sonuç alınırsa eski sevgiliye güle güle denir, olumsuz sonuçta ne şiş yanar ne kebap. Ha bahanesi ne olursa olsun büyük aşağılıklıktır belirteyim. Şimdi o 1.500 kişi tek tek kız arkadaşlarının ismini ve telefonunu bıraksın, bir dost olarak arayacağım kendilerini.

7-İlişkilerin Marxisti: Bu güruhun korkulu rüyaları 4 tanedir. 1-Sevgililer günü 2-Evlilik,tanışma vs. yıldönümü 3-Yılbaşı 4-Sevgilinin doğum günü. Bir ay önceden bu özel günler için titreme gelir bu arkadaşlara. Hediye almayı bilmezler, hediye alacak paraları yoktur (zengin fakir farketmez, bir yere harcarlar olsa da), yılların eskitemediği emektar düşünceye başvururlar. "Ya Pınar zaten hediye nedir ki, bunlar hep tüketim toplumunun tuzağı, yani niye illa ben o günde sevgimi belirteyim ki..niye...niye ya....365 günden niye bugün? Pınar? Niye bakmıyosun?". Pınar o sırada Slayer'dan "God Hates Us All"u söylemeye başlamıştır bile..Tanrım neden..neden ben.

8-4S Adamı: Bu 4S'nin açılımını söylemeyeceğim bilen biliyor. Usturuplu çevirisi "kaçan kovalanır"dır. Bu adam kız arkadaşıyla ilgilenmez, arayıp sormaz, SMS'e cevap vermez yani tam anlamıyla umursamaz havadadır. Gidip sorarsın "niye böyle yapıyorsun, bak kız etrafında pervane" diye, cevap klasiktir "soğuk yapıyorum abi, 4S kuralı, kendini çok vermeyeceksin karşı tarafa, üzülen sen olursun". Vay eşek vay. Bu herif aynı zamanda bir kızı elde edene kadar ona değer verip, amacına ulaşınca başka mecralara yelken açan iğrenç adamla da paralellik içerir. 3 ay önceki aşk çocuğu sözüm ona "cool" adama dönüşür ama biz paspas olduğun günleri de biliriz.

9-Polis memuru: İşten çıkarken arayan, 2 dakika sonra "çıktın mı?" diye teyit için tekrar arayan, 4 dakika sonra "servise bindin mi?", 36 dakika sonra "evde misin?" diyerek telekomünikasyona boğulan model. Kazara trafik varsa ve eve gitme biraz geciktiyse aldatılma psikolojisi bünyede tavan yapar ve ortalığı birbirine katarlar. Kardeşim şu kadını bir rahat bırak yahu. Onun için kendisiin olmadığı e içinde erkeklerin de bulunduğu her toplantı, gece, organizasyon sara nöbeti gibidir. Nedir bu telaş hiç anlamam.

10: Üçüncü adam: İşte en sevdiğim adam. Sona bıraktım. Sağ el adamı. Eküri adam. Ne derseniz deyin. Hani çiftin yanında dolaşan üçüncü ve sap adam vardır ya. İşte o. Favorimdir benim. Bu arkadaşın hayatı boyunca kızarkadaşı ya olmamıştır ya da olanı da 2 hafta sürmüştür. Bu yüzden de yaşadığı ambele sonucu ortamlarda sadece kendi anlayacağı espriler yapar. Doğru dürüst bir ilişkisi olmadığı için "ulan ben erken kalkayım şu gençler yalnız kalsın" diye bir alışkanlıkları da yoktur. Çiftin peşinde kuyruk gibi dolaşırlar. Arada "iyi ki berabersiniz ya çok mutlu oldum sizin için" tarzı laflar ederler. Bu arkadaşların yegane dert ortakları Jenna Jameson'dır, Sylvia Saint'tir, Briana Banks'dir. Nedense de isimleri İsa, Hamdi, Hakkı,Necdet gibi düz isimlerdir. Severim ama bu üçüncü adamları, hepimiz de bu kişiliğe bürünmüşüzdür.

Wednesday, August 12, 2009

Bunlara Uyuz Olurum

- Karnını doyurmak için herhangi bir yerde minimum on lira, arkadaşlarıyla veya sevgilisiyle bir gecelik içki için elli lira harcayıp bir müzik CD'sine yirmi lira vermeyenlere, "Müzik için para harcamaya ne gerek var" diye düşünenlere, müziği sadece mp3 formatında dinleyen onlarca yüzlerce insana...

- Kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanan, herkesin kendilerinin peşinde koştuğunu düşünen, aslında beyinsiz erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını bastırmak için kendilerine aşırı ilgi göstermeleri nedeniyle havalara girmiş olan, genel kültürü sıfırın altında olan ve hiçbirşeyden memnun kalmayan karaktersiz türk kızlarına...

- Para söz konusu olunca babasını bile tanımayan, çıkarı uğruna adam kullanan her türlü şerefsiz insan evladına, çalıştırdığı elemanı köle gibi gören her patrona...

- Dinci sermayeye, halkın manevi duygularını sömürüp din üzerinden politika yapanlara, siyaseti ticaret aracı olarak kullananlara, mevcut hükümete, allahın belası heriflere hala oy verip başımızdan eksik etmeyenlere...

- Toplu taşıma araçlarında bir türlü arkalara yürümeyip kargaşaya sebep veren şuursuz yolculara...

- Güçbela yurtdışına transfer olup üç gün geçmeden yuvaya dönen uyumsuz türk futbolcularına…

- Her şeyin altında önce olumsuz bir şeyler arayan, kötüyü iyiden fazla hatırlayan, insanları anında yargılayan yerleşmiş toplum zihniyetimize…

- Yanlarında kimseyi istemeyen, her şeyi baş başa yaşamak isteyen çiftlere…

- Sadece kendilerini yalnız hissettiğinde arayan, araya bir kız veya erkek arkadaş girince insanın yüzüne bile bakmayan sözde arkadaşlara…

- Ali Şen’e, Aziz Yıldırım’a, Mahmut Uslu’ya, Ercan Saatçi’ye, Nihat Özdemir'e, Hakan Ünsal’a, Emre Belözoğlu’na, Selçuk Yula’ya…


UYUZ OLURUM!!!

Thursday, July 30, 2009

ElusiveCure'un Sevdiği Albümlerden Bir Demet

Öncelikle..

Bu yazı "Gelmiş geçmiş en baba albümler" yazısı değildir..Sadece Serhat Kongur adlı şahsiyetin metal ve rock türlerinden sevdiği bazı albümleri topladığı bir derleme yazısı ve uzun süredir haklarında birşeyler yazmak istediği albümleri değerlendirme çabasıdır.

Bu nedenle eğer okuyacak olursanız lütfen "Black metale niye Darkthrone koymamış bu adam, abi Megadeth'in So Far..'dan üçyüz kat daha güzel albümleri var" gibi yorumlar yapmayınız..

Yıllara göre gelmiş geçmiş en baba albümler yazısını ileride yazmayı düşünüyorum bu arada...


THRASH METAL

OVERKILL-HORRORSCOPE (ATLANTIC RECORDS 1991)

Söylenebilecek fazla bir şey yok.Bence bu evrenin gördüğü en sağlam thrash metal albümlerinden biridir bu.The Edgar Winter Group coverı olan “Frankenstein” ın dışındaki tüm parçalarda kafanızı yerinden söküp beyninizi duvarlara fırlatma isteği uyandıracak acayip riffler bulunuyor.Albümün tamamına hakim olan bir enerji, asla düşmeyen bir tempo, Bobby ağabeyimizin önceki albümlerden bariz öne taşıdığı vokal performansı, mükemmel şarkı sözleri..Gerçekten bir acayip albüm bu...

DOKTOR KONGUR’UN FAVORİLERİ: Coma, Infectious, Blood Money, Thanx For Nothing, Horrorscope, Nice Day For A Funeral

SLAYER-SEASONS IN THE ABYSS (DEF AMERICAN 1990)


14.yaşgünümde bir büyüğümüzden hediye gelen bu albümü sanırım 64 yaşına kadar falan dinlerim (O kadar ömrüm olur mu o ayrı tabi)Mükemmel melodiler, hayvan gibi sololar, davulda Dave Lombardo’nun baş döndüren performansı, Tom Araya’nın karanlık hatta “Dead Skin Mask” teki hisli vokali…Tek kelimeyle kusursuz..

DOKTOR KONGUR’UN FAVORİLERİ: Spirit In Black, Expendable Youth, Dead Skin Mask, Skeletons Of Society, Seasons In The Abyss

METALLICA-RIDE THE LIGHTNING (ELEKTRA 1984)

Başlığımız thrash değil de herhangi bir metal türü olsaydı listeye alacağım ilk Metallica albümü kara kapaklı, yılanlı albüm olurdu (Bakınız birkaç satır aşağısı).Ama Metallica'nın eski dönemlerinden favori albümüm Ride The Lightning'dir..Bu arada 30 sene öncesinden bahsediyoruz, nasıl bir yaratacılıktır bu?Hele ki Creeping Death diye bir parça yazmışsınız, yıllarca okul koridorlarında bağırttınız beni “So let it be written” ve “Die by my hand” diye..Şu bir gerçek ki da herkes ömrünün belli bir dönemindeMetallica dinlemiş ve kendilerinden etkilenmiştir..”Abi bence Metallica’nın rock hali daha güzel” diyenleri de tez zamanda bu albümün kapağında bulunan elektrikli sandalyeye bağlarlar işallah…

DOKTOR KONGUR’UN FAVORİLERİ: Fight Fire With Fire, For Whom The Bell Tolls, Trapped Under Ice, Escape,Creeping Death...ee daha ne kaldı ki?

MEGADETH-SO FAR,SO GOOD…SO WHAT? (CAPITAL RECORDS 1988)

Dave Mustaine, Metallica’dan ayrılmamış olsaydı bu dünya böylesine muhteşem bir albümden mahrum kalacaktı..Kalmamalıydı..”Sinirli” Mustaine yaratıcılığını konuşturdu, gitar büyücüsü Friedman yoktu henüz kadroda ama Jeff Young’da bu albümde sıkı bir gitarist olduğunu kanıtladı.Chuck Behler de bir Nick Menza olamazdı ama olduğu kadardı..Giriş parçası “Into The Lungs of Fire” ve Cliff Burton’ın ölümü için yazılan “In My Darkest Hour”'da tüyleriniz diken diken olurken “502” ve “Liar” ise içinizdeki öfkeyi körükleyen ateşten yapılmış parçalardı.Bir de müthiş “Anarchy In The U.K” coverını unutmamak lazım.

DOKTOR KONGUR’UN FAVORİLERİ: Into The Lungs Of Hell, Mary Jane, In My Darkest Hour, Liar

TESTAMENT-PRACTICE WHAT YOU PREACH (MEGAFORCE/ATLANTIC 1989)


Öncelikle bu albümü zamanında bana bulaştırmış olan ustam MAC’e saygılarımı sunuyorum buradan...Bence Testament’i Testament yapan bu albümdür.The Legacy'den sonraki albümlerinde birkaç dikkat çekici parça dışında vasat işler yapan ve cılız bir sounda sahip olan grubun bu nefis albümünde tek bir tane bile boş şarkı yoktur.Baştan sona mükemmel melodilerle dolu olan bu çalışmada (Ee Alex Skolnick olunca kadroda böyle oluyor tabi) bir de “The Ballad” adında gerçekten ballad olmayı hak etmiş bir şarkı bulunmaktadır.Bu arada albümde yer alan “Sins Of Omission” adlı parçayı ülkemizdeki rock barlar çok sevmektedir.Yıllardır barlara giderim ama bu parçadan başka bir Testament parçası çalındığını hatırlamıyorum…

DOKTOR KONGUR’UN FAVORİLERİ: Practice What You Preach, Perilous Nation, Blessed In Contempt, Greenhouse Effect, Sins Of Omission, Nightmare



DEATH METAL


DEATH-SYMBOLIC(ROADRUNNER RECORDS 1995)

Bu müzik kaydına “albüm” diyemiyorum, dilim varmıyor.Hakikaten bir sanat eseri olarak adlandırmak lazım bunu..Daha ilk parçasının ilk saniyelerindeki gitar riffi bile “ohaaa” dedirten, ama o riffin üzerine her geçen saniye değişik varyasyonlar koyan, yeri geldiğinde dinleyiciyi kafa sallamaya mecbur bırakan, yeri geldiğinde de insanı hüzne sürükleyen bir “şey” den bahsediyorum..Bazen bazı şeyleri tarif etmekte kelimeler yetersiz kalıyor, farkındayım…

DİNLEMESİ FARZ OLANLAR: Symbolic, Empty Words, Sacred Serenity, 1000 Eyes, Crystal Mountain

AT THE GATES-SLAUGHTER OF THE SOUL (EERACHE RECORDS 1995)

Birileri Swedish mi dedi?Ben de tam ondan bahsedecektim, lafı ağzımdan aldınız..Tahminimce bu albüm doğrudan veya dolaylı olarak yaklaşık 1500 grubu etkilemiştir..Herhalde her İsveçli death metal grubu en az bir kere ”Keşke bizim de böyle bir albümümüz olsaydı” diye düşünmüştür.Baterist Adrian Erlandsson’un kolları bu albümün kaydı sırasında kopmadıysa bir daha asla kopmaz zaten..Hani derler ya “Bu albüm sırf bilmemne şarkısı için bile alınır”, evet sadece Blinded By Fear için bile alınır, ama geri kalanının da bünyede ağır tahribat yaptığı gerçeğini akıldan çıkarmamak lazım…

DİNLEMESİ FARZ OLANLAR: Blinded By Fear, Cold, Under A Serpent Sun, Suicide Nation, World Of Lies, Nausea


IN FLAMES-WHORACLE (NUCLEAR BLAST 1997)

Bu da İsveç’in modern death metal jenerasyonuna ait harika bir albüm..Her parçası akılda kalıcı, bundan öteye ne söylenebilir ki zaten..”Bir melodik death metal albümü nasıl olmalıdır?” konulu bir tez yazmam gerekse kaleme bile dokunmam, bu albümü doğrudan hocamın masasının üzerine bırakırım..Ah be çocuklar neredeseniz şimdi, neden saçma sapan yollara sapmayı tercih ettiniz?

DİNLEMESİ FARZ OLANLAR: Jotun, Gyrascope, Dialogue With The Stars, Jester Script Transfigured, Morphing Into Primal, Episode 666


BOLT THROWER-THOSE ONCE ROYAL (METAL BLADE RECORDS 2005)

Soru: Her albümlerinde bir önceki albümlerinin üzerine bir şeyler koyan ve death metal'den taviz vermeyerek ilerlediği müzikal doğrultudan hiç sapmayan bir grup söyleyiniz…(100 Puan)

Cevap: Ama bu çok kolaydı hocam..Tabi ki de Bolt Thrower!

Açıklama: Şimdilik İngiliz Death Metal’inin ulaştığı son nokta.Tamam sözlerin hep savaşla ilgili olması eleştirilebilir ama bu muhteşem melodiler orada dururken kim takar sözleri hocam!Dinlemeyen bizden değildir!

Sonuç: Tamam otur.100 veriyorum sana..Ama cıvıklaşma hemen..

DİNLEMESİ FARZ OLANLAR:At First Light, The Killchain, Anti Tank(Dead Armour)


KALMAH-SWAMPLORD (SPIKEFARM RECORDS 2000)

Nasıl bir debut albümdür bu.Sanırım Kalmah elemanları albümü çıkarttıkları sırada henüz kıraathaneye girecek yaşta bile değillerdi.Hatta belki de suratlarında sayıları günden güne artmakta olan sivilcelerle uğraşıyorlardı..Ama akıl yaşta değil baştaydı..Elemanlar tek kelimeyle hayvanoğlu hayvan metal icra etmişti..Bana göre Swedish death metaline komşu ülke Finlandiya’dan verilmiş en sert karşılıktır bu albüm…

DİNLEMESİ FARZ OLANLAR:Evil In You, Withering Away, Black Roija, Dance Of The Water, Hades



BLACK METAL

VINTERLAND-WELCOME MY LAST CHAPTER (NO FASHION RECORDS 1996)

Darkthrone, Marduk veya Mayhem black metal tarihnde kült gruplar olarak gösterilebilir.Ama hiçbirisi Vinterland’ın bu ilk ve şu ana kadarki tek albümünü dinlerken hissettirdiklerini hissettiremedi bana…Daha ilk şarkının ilk tınısından itibaren yayılmaya başlayan depresif hava..Var oluşa meydan okuyan scream vokaller..Her yerin karla kaplı olduğunu ve etrafta hiçbir canlının bulunmadığını hayal ettiren bir atmosfer..Kış müziği…Bir Şubat gecesinde deniz kenarında yürürken ve boş boş dalgalara doğru bakarken bu dünyadan bir gün göçüp gideceğinizi aklınıza getiriyorsanız kulaklarınızda bu albüm var demektir…

DİNLEMEYEN NORVEÇ’DE ÇIĞ ALTINDA KALSIN: Our Dawn Of Glory, I’m An Other In The Night, As I Behold The Dying Sun, Still The Night Is Awake


DRUDKH-BLOOD IN OUR WELLS (SUPERNAL MUSIC 2006)


“Black metal yavaş tempoda icra edilemez” tezini çürüten olağanüstü bir albüm.Karanlık ve hiçlik birbirlerine hiç bu kadar güzel karıştırılmamış idi..Albümün konsepti Ukrayna tarihinden hikayeler.Şarkılar uzun ama asla tekdüze değil..Tempo iniş çıkışları, melodi zenginliği, kapkaranlık ortam…Bir black metal sevdalısı daha ne ister ki?

DİNLEMEYEN NORVEÇ’DE ÇIĞ ALTINDA KALSIN: Furrows Of Gods, When The Flame Turns To Ashes, Solitude, Ukranian Insurgent Army


WINDIR-1184 (HEAD NOT FOUND 2001)

Valfar’ın meçhul bir dağda donarak ölmeden önce insanlık tarihine bağışladığı en önemli eser.Her bir melodi üzerinde uğraşılmış ve hiçbir riff öylesine çalınmamış gibi.Araya katılmış olan folk ezgileri de tadından yenmiyor.Windir gibi bir başka grup daha aklıma gelmiyor..Neden olmadığının cevabı da bu CD’nin içinde…R.I.P Valfar

DİNLEMEYEN NORVEÇ’DE ÇIĞ ALTINDA KALSIN: Todeswalzer, 1184, Dance Of Mortal Lust, Journey To The End


OLD MAN’S CHILD-THE PAGAN PROSPERITY (CENTURY MEDIA RECORDS 1997)

Biliyorum şimdi çatlak sesler yükselecek..Yok efendim bu black metal miymiş, bu albümü benim 15 yaşımdaki power metal hayranı oğlum bile sevebilirmiş falan filan..Yıllardan beri bu tür saçma eleştirileri duydum ama inatla bunlara aldırmıyorum ve The Pagan Prosperity’yi hala gelmiş geçmiş en başarılı melodik black metal albümlerinden biri olarak görüyorum..

DİNLEMEYEN NORVEÇ’DE ÇIĞ ALTINDA KALSIN: The Millennium King, Soul Possessed, My Demonic Figures, Return Of The Night Creatures, What Malice Embrace


ULVER-NATTENS MADRIGAL (CENTURY MEDIA RECORDS 1997)

Gelmiş geçmiş en “raw” black metal eseri bu olsa gerek.Dünyanın en garip albüm kayıtlarından birine sahip olan bu albüm için boşuna “ormanda kaydedilmiş” iddiaları atılmıyor bence.Nattens Madrigal'daki gitar tonları sanki yerin dibinden geliyor, davullar sanki baştan sona bir oturuşta hiç ara vermeden çalınmış gibi, vokali ve bas gitarı duymak imkansız…Ama Ulver böyle karambol bir kaydın içine mükemmel melodiler sıkıştırmayı başarmış.Bir müzik eserinde böyle karanlık bir atmosfer kolay kolay yaratılamaz.Tam anlamıyla kült bir black metal albümü.(Bu arada albümü kulaklıkla dinleyince 10.dakikadan sonra kısmi işitme bozukluğuna neden oluyor, tarafımca denenmiştir)

DİNLEMEYEN NORVEÇ’DE ÇIĞ ALTINDA KALSIN: Hymn 1-Wolf And Fear, Hymn 2- Wolf And The Devil, Hymn 4-Wolf And Man, Hymn 6-Wolf And Passion



HEAVY METAL


JUDAS PRIEST-PAINKILLER (COLUMBIA/SONY 1990)



Bir albüme 10 üzerinden 10 verilecekse bunu ilk hak eden albümlerden biri bu albüm olmalı..Tek kelimeyle kusursuz bir heavy metal lezzetidir.İçinde barındırdığı her şarkı akılda kalıcı unsurlar içermekte, isim parçası da yıllarca hatırlanacak olan bir heavy metal marşı olma özelliği taşımaktadır.Rob Halford ne demiş: ”Rock müzik Amerika çıkışlı olabilir ama heavy metal’i İngilizler yaratmıştır” Eh doğru demiş galiba…

AND THE GODS MADE HEAVY METAL: Painkiller, All Guns Blazing, Night Crawler, One Shot At Glory


METALLICA-METALLICA (ELEKTRA 1991)


Modern heavy metal diye kavram olduğunu varsayarsak bunun en başarılı örneklerinden biri bu albüm olurdu.1991 yılında bu kara kapaklı albüm ile beraber tüm dünyada Metallica çağı başlamıştır..Ride The Lighting için yazdıklarımı tekrarlamak istemiyorum..Tek bildiğim öncekilerden farklı bir kategoriye sokmak gerekse de bu yılanlı albümün belki de şu güne kadar toplamda en fazla dinlediğim metal albümü olduğudur..

AND THE GODS MADE HEAVY METAL: Enter Sandman, Sad But True, Holier Than Thou, Wherever I May Roam, My Friend Of Misery



IRON MAIDEN-FEAR OF THE DARK(EMI RECORDS 1992)


“İşte çocukluğumun Iron Maiden albümü” desem doğru olur sanırım.Bu albümün kasetini aldığım günü daha dün gibi hatırlıyorum.Bebeydim daha.O güne kadar Iron Maiden’ın bazı albümlerini dinleyip hepsini sevmiştim ve üstelik kadrosundakilerin isimlerini bile ezberlemeyi başarmıştım.Brus Dikinson, Sitiv Heris diye hava atıyordum ortalıkta.Neyse, yıllar yılı en sevdiğim Iron Maiden albümü olma özelliğini taşıdı bu albüm.(The X-Factor ile tanışana kadar)Be Quick Or Be Dead'de gaza geldim, Wasting Love’da ayrıldığım kızları düşünüp hüzünlendim, Afraid To Shoot Strangers’da da “Abi bundan daha güzel melodiler yaratılır mı yaratılamaz mı?” diye kafa yordum..

AND THE GODS MADE HEAVY METAL: Be Quick Or Be Dead, Afraid To Shoot Strangers, Wasting Love, The Fugitive, Fear Of The Dark


QUEENSRYCHE-EMPIRE (EMI RECORDS 1990)

Yine “Ne varsa eskilerde var” diyeceğim.Evet Operation: Mindcrime de mükemmel bir albümdü ve daha “heavy” idi belki ama Queensryche’ın en iyisi Empire olmuştur benim için..Mindcrime'dan sonra tarzda hafif bir değişiklik, progressive’e doğru bir kayma söz konusuydu..Beni ağlatmayı başarmış sayılı parçalardan biri olan “Another Rainy Night(Without You)” ve gelmiş geçmiş en hoş rock balladlarından biri olan “Silent Lucidity”'yi içeriyordu albüm..Baştan aşağı nefis ve biraz da karanlık bir çalışma idi..Bu arada 1990 yılında dünyada en fazla satan rock/metal albümünün de bu olduğunu belirtmek gerekir..

AND THE GODS MADE HEAVY METAL: The Thin Line, Jet City Woman ,Another Rainy Night(Without You), Empire, Silent Lucidity, Anybody Listening?


MERCYFUL FATE-INTO THE UNKNOWN(METAL BLADE RECORDS 1996)


İşte cidden underrated olmuş bir albüm.Değeri asla bilinememiş, kimsenin varlığından haberi dahi olmamış, ”Melissa” ile “Don’t Break The Oath”'ın isimlerinin arkasında tozlu bir köşede kalıvermiş bir heavy metal mücevherinden bahsediyorum..King Diamond’un en sevdiğim albümü “The Eye”'ı bile gölgede bırakacak müthiş bir albümdür bu..Hank Shermann adlı hayvanoğlu gitarist belki de altı telden çıkartılabilecek en muazzam heavy metal rifflerini bulup çıkartmıştır.Bunun üzerine King’in o sadece kendisinin çıkartabildiği çığlıklarını da eklersek tadından yenmez..Mercyful Fate Re-Union istiyorum, var mı destek veren?


AND THE GODS MADE HEAVY METAL: The Uninvited Guest, The Ghost Of Change, Into The Unknown, Holy Water, Kutulu(The Mad Arab Part Two)



DOOM&GOTHIC METAL



IN THE WOODS…-OMNIO (MISANTHROPY RECORDS 1997)

1998 senesine ait bir Non Serviam dergisinde “En çok acı veren 10 albüm” diye bir liste vardı ve birinci sırada bu albüm bulunmaktaydı.O zamanlar bu albümü dinleme şansım olmadı ama aklımda hep “Çağlan Tekil’e göre en acı veren albüm“ diye kaldı.Aradan birkaç sene geçti.Bir arkadaşım “Olum benim bir tanıdığım Omnio’yu almak için İtalya’ya gitmişti” deyince artık bir şekilde bu albümü edinmem gerektiğini fark ettim..Açıkçası ilk dinlediğimde pek bir etki bırakmamıştı.Ama sonra yine Çağlan Tekil’in hakkında “İçine girmesi zor, girdikten sonra çıkması daha zor bir albüm” demiş olduğu geldi…Sonuç itibariyle haklıymış…Şu ana kadar bir albümün içine yerleştirilmiş en karanlık atmosfer bu CD'nin içinde yatıyor.Gerçekten çok sakat bir albüm, tarif etmek için psychodelic kelimesi yetersiz kalıyor.Kimse yerin dibine girmiş gibi hissetmek istemez ama olur ya günün birinde hakikaten kaybedecek bir şeyiniz kalmadığına inanırsınız, bir tütsü yakın ve bir şişe şarap açın, CD playerınıza da bu albümü koyun..Dibe ulaşmanın nasıl bir şey olduğunu kavrayacağınıza garanti veririm…

SAĞLIKLI KALPLERDEN UZAK KALASICALAR: 299 796 km/s, I Am Your Flesh, Weeping Willow, Omnio(Pre), Omnio(Post)


SENTENCED-FROZEN (CENTURY MEDIA RECORDS 1998)


Sentenced hiçbir zaman gerçek anlamda bir gothic metal ya da bir doom metal grubu olmadı.Ama açıkçası bu albümü koyacak başka bir kategori bulamadım.Bunun dışında, birçok hatıramın içinde olan ve blogumda daha önce birçok kez yer verdiğim bu albüm hakkında söyleyebilecek fazla bir şey bulamıyorum.Öyle ya da böyle, hayatımın son on küsür senesinde bu albüm hep biryerlerde duruyordu..Gerek hissettirdiği duygusal patlamalar, gerek arada bir uyandırdığı kaçıp gitme dürtüleri gerekse tatmin edilemeyen arzuların ifadesi olarak…R.I.P Miika Tenkula

SAĞLIKLI KALPLERDEN UZAK KALASICALAR: Farewell, Dead Leaves, The Suicider, The Rain Comes Falling Down, Drown Together, Mourn


PARADISE LOST-ICON (MUSIC FOR NATIONS 1993)


Evet belki bu albüm listedeki diğer albümler kadar acı veren bir albüm değil.Ama günümüzde gothic metal diye bir kavramdan söz edebiliyorsak bunun ortaya çıkışında Paradise Lost’un bu albümünün (ve bundan öncekilerinin) payı çok büyüktür.Her grubun ulaştığı bir son nokta olur ya; grup bir daha asla o albüm kadar iyi bir albüm yapamaz, Paradise Lost elemanları bence o noktaya daha 20'li yaşlarının başlarında ulaştılar (Bu arada Draconian Times, muhteşemlik bazında Icon’ı oldukça zorlayan bir albümdür bu, ama O noktaya ulaşamamaktadır) Acaba böyle melankolik grupların genellikle İngiltere'den çıkması bu ülkenin havası yüzünden midir?

SAĞLIKLI KALPLERDEN UZAK KALASICALAR: Embers Fire, Remembrance, Joys Of The Emptiness, Dying Freedom, Widow, Colossal Rains, True Belief


TIAMAT-WILDHONEY (CENTURY MEDIA RECORDS 1994)


Psychodelic poetry
..Bu albümü en iyi anlatan tanımlama bu galiba..Tiamat’ın death metal grubu olma sevdasından vazgeçip atmosferik platformlara zıplamasının ilk adımı olan bu albüm içinde eşsiz güzellikte parçalar barındırmaktadır.Aynı zamanda zamanında Century Media’ya The Gathering’in Nighttime Birds albümü ile beraber en çok parayı kazandırmış albümdür.İddia ediyorum ki dünya üzerindeki en kalpsiz kişiyi bulup getirseniz, Gaia adlı parçadan etkilenmeme ihtimali yoktur.En azından şarkıdaki soloyu dinlerken varoluşumuzun anlamını bir kere olsun merak eder?

SAĞLIKLI KALPLERDEN UZAK KALASICALAR: Whatever That Hurts, The Ar, Gaia, Do You Dream Of Me?


DECORYAH-FALL-DARK WATERS (METAL BLADE RECORDS 1996)


Decoryah, Allah’ın unuttuğu gruplardan..Finlandiya’lı üçlü, Metal Blade ile yedi albümlük anlaşma imzalamalarına rağmen sadece iki albüm ve bir EP çıkartıp dağıldı.Dağılmadan önce de böyle bir şahesere imza atmışlar.Kariyerlerine doom metal çizgisinde başlayan grup bu albümde gothic metal ve atmosferik rock’ın sınırlarını zorlamış.İçinde birbirinden karanlık dokuz parça bulunan albümde müthiş duygusal vokaller (hem bayan hem bay)dokunaklı gitar ve keman melodileri ve çok sakat şarkı sözleri mevcut…Neden iyiler hep genç ölmek zorunda peki?

SAĞLIKLI KALPLERDEN UZAK KALASICALAR: Fall-Dark Waters, Envisioned(-Waters?), Endless Is The Stream, She Came To Me In The Form Of Water




80’S HARD&HEAVY



EUROPE-THE FINAL COUNTDOWN (EPIC 1986)


Bu albümün 80’ler denince ilk aklıma gelen albüm olmasının nedeni sadece o malum pop-metal klasiği değil..Bir albümdeki her şarkının akılda kalıcı olmasını nasıl açıklayabiliriz?Europe bunu nasıl başarmış bilemiyorum ama kelimenin tek anlamıyla albümde boş yok.Duyduğunuz her melodi, işittiğiniz her Joey Tempest vokali öyle ya da böyle etkiliyor sizi.Müziğin müzik olduğu zamanlarından kalma, hala parlayan bir elmastır bu albüm benim için..Çok özlüyoruz…..

OLDSCHOOL BÜNYELERİN İLAÇLARI: The Final Countdown, Rock The Night, Carrie, Ninja, Cherokee, Heart Of Stone, Love Chaser


POISON-OPEN UP AND SAY…AHH! (CAPITOL RECORDS 1988)

Kızlar, soğuk bira, deniz, güneş, eğlence…Bu albümü dinlerken aklıma hep bunlar gelmiştir.Keyifli müzik aynen böyle yapılır işte!Zaten 2.parça bütün albümü (hatta belki de bütün seksenli yılları) özetliyor: Nothin’ But A Good Time..Bu arada ülkemizdeki rock barlara birilerinin bir hatırlatma yapması lazım, Poison’un yaptığı tek güzel şarkı Every Rose Has It’s Thorn değildir….

OLDSCHOOL BÜNYELERİN İLAÇLARI: Love On The Rocks, Nothin’ But A Good Time, Back To The Rocking Horse, Look But You Can’t Touch, Fallen Angel, Every Rose Has It’s Thorn


KINGDOM COME-IN YOUR FACE (POLYDOR 1989)


Evet, Kingdom Come’ın debut albümü de oldukça başarılıydı.Ama bu albümle onun bayağı bir ilerisine geçmeyi başardılar..Lenny Wolf, tanrı sana nasıl bir ses vermiş?En rock n’ roll parçaya bile sesiyle melankoli katıyor adam..Bu arada yıllar önce Stargazer adlı büyülü parçayı çalarak Kingdom Come ile tanışmamı sağlayan Volkan adlı Şebek Dergisi yazarına teşekkür ediyorum buradan.(Soyadını unuttum be adam!)

OLDSCHOOL BÜNYELERİN İLAÇLARI: Do You Like It, Who Do You Love, Just Like A Wild Rose, Overrated, Mean Dirty Joe, Stargazer


SURVIVOR-VITAL SIGNS (SCOTTI BROTHERS 1984)


İğrenç bir kapak ve plak şirketinin altında saklı gelmiş geçmiş en baba AOR albümlerinden biri..Hani diyorlar ya 80’ler müziğin kalpten yapıldığı yıllardı diye..Bu lafı ne zaman duysam aklıma ilk önce bu albüm geliyor.Çıkalı çeyrek asır kadar olsa da zamana meydan okuyor.Sanırım ömrüm yeterse böyle 50'li yaşlara falan geldiğimde hala arada bir bu albümü dinliyor olacağım.Bu arada Eye Of The Tiger da neymiş?Vital Signs'da çok daha iyileri var..

OLDSCHOOL BÜNYELERİN İLAÇLARI: I Can’t Hold Back, High On You, First Night, The Search Is Over, Popular Girl, It’s The Singer Not The Song


FOREIGNER-INSIDE INFORMATION (ATLANTIC RECORDS 1987)


Elemanları Atlantik’in iki ayrı ucunda bulunduğu için Foreigner adını seçen grup 70’ler sonunda ve 80’ler başında dünya müzik piyasasında önemli bir yere sahipti.I Want To Know What Love Is, grubun soundunu tam olarak yansıtmasa da en bilinen parçalarıydı.Grubun orijinal kadrosuyla yaptığı son albüm olan Inside Information, leziz balladlarla ve cidden sıkı hard rock parçalarıyla dolu mükemmel bir albüm.Şu eski güzide grupların sadece tek parçalarını bilmekle kalmasak ne güzel olur..

OLDSCHOOL BÜNYELERİN İLAÇLARI: Heart Turns To Stone, Say You Will, Counting Every Minute, Inside Information, Face To Face, A Night To Remember



POP&ROCK&OTHERS



NEW ORDER-LOW-LIFE (FACTORY RECORDS 1985)

Ülkemizde Joy Division ne kadar popüler ise de, Ian Curtis’in ölümünden sonra yola New Order adı altında devam etmeye karar veren bu İngiliz çocuklar o kadar az biliniyor.New Order, pop ile rock müziği en muazzam şekilde harmanlamayı başarmış gruplardan biri..Low-Life da grubun çok eskilere dayanan tarihinde yaptıkları en başarılı işlerden biri..80’lerin karanlık yüzünü merak ediyorsanız bu albüme kulak verin..

GREATEST HITS: The Perfect Kiss, This Time Of Night, Sunrise, Sooner Than You Think, Sub-Culture


KILLING JOKE-NIGHT TIME (FG RECORDS 1985)


Killing Joke; 80’li yıllarda kendine özgü post punk soundunu oturtarak kalplerimizde özel bir yer edinen, 90’lı yıllarda ise endüstriyel müziğe yönelen bir İngiliz grubu..(O halini de beğeniyle takip ediyoruz gerçi)Ama bu albüm baştan aşağı vurucu parçalarla dolu.Muhtemelen Killing Joke’un en bilinen şarkılarının toplanmış olduğu albüm.Belki de “gece vakti”nin ne anlama geldiğini en iyi anlatan albümlerden biri….

GREATEST HITS: Night Time, Darkness Before Dawn, Love Like Blood, Tabazan, Eighties


CAMOUFLAGE-VOICES&IMAGES (ATLANTIC RECORDS 1988)

Almanların Depeche Mode’u olarak görülen Camouflage, daha bu ilk albümünden bu övgüyü neden hak ettiğini kanıtlıyor.Melankolik vokaller, ürpertici synth-pop melodileri, insanı merakta bırakan şarkı sözleri..Hepsi bu şahane albümün içinde gizli..

GREATEST HITS: That Smiling Face, Helpless Helpless, Neighbours, The Great Commandment, Strangers Thoughts, Where Has The Childhood Gone


A-HA-HUNTING HIGH AND LOW (WARNER BROS 1985)


Bu kategoride hep birbirinden karanlık albümlere yer vermişim.Bu da onlardan biri, yine bir debut albüm..Tek farkı grup elemanlarının Norveç’li olmaları..Norveç orjinli bir müzik grubunun neşeli bir albüm yapmasını bekleyemeyiz değil mi?Onlar da aynen beklentilerimize uygun davranmışlar…Bu albüm yıllar yılı dinlenebilecek bir dark pop klasiği..

GREATEST HITS: Take On Me, Hunting High And Low, Blue Sky, Living A Boy’s Adventure Tale, The Sun Always Shines On T.V, I Dream Myself Alive, Here I Stand And Face The Rain

PET SHOP BOYS-ACTUALLY (EMI 1987)


It’s A Sin'i hepimiz ne kadar çok severiz değil mi?İnsanın ruhunu okşayan bir parçadır.Ama bu İngiliz ikili bununla yetinmeyip hit üzerine hit eklemişler bu albüme..Toplam on şarkıdan altısının single olarak çıktığı bir albümden bahsediyoruz, kolay mı?

GREATEST HITS: What Have I Done To Deserve This?, Shopping, Rent, It’s A Sin, Heart, King’s Cross

Monday, June 29, 2009

Pozisyon İcabı

Geçenlerde PES oynarken Become A Legend modunda değişik bir tecrübe yaşadım..Sahada bütün futbolcuların gözü önünde takım arkadaşımla itiş kakış işlerine girerek gerçek bir efsane olmayı hak etttim.İşte o görüntüler:

(Not:Sahada yapılan sahada kalır,takım arkadaşımla saha dışında gerçek birer dostuz)




Monday, May 18, 2009

2009 Model Türkiye

2009 yılının Türkiye'si denince benim aklıma bunlar geliyor:


HOŞGÖRÜSÜZLÜK Yapılan hatalara tahammül edememek..Her zaman herşeyin doğrusunu kendinin bildiğini sanmak..Asla "Bir de karşı tarafı dinleyelim" dememek.Diğer insanları zerre kadar umursamamak, olayları hep kendi perspektifinden görmek ve değerlendirmek..Acımasızca eleştirmek; insanları sadece dış görünüşleri, hayat felsefeleri, müzik zevkleri ya da siyasi görüşleri yüzünden anında yargılamak, bunların üzerinden genellemeler yapmak...Kendi gibi olmayan ya da düşünmeyen insanlara bir gram saygı göstermemek...İyiyi değil de hep kötüyü öne çıkarmak, hatırlamak..Çabucak sinirlenmek, sudan sebepler uğruna kavga çıkarmak..Bilip bilmeden her şeye muhalefet olmak..Her lafın altında bir fesatlık aramak..Güvensizlik denizinde boğulmak..


BENCİLLİK Ne olursa olsun mutlaka önce kendi çıkarını kollamak..Paraya tapmak, dünyada paradan daha önemli hiçbirşey olmadığınına inanmak..Kazancını arttırmak uğruna başkalarının hakkını yemek..Sahip olduklarınla yetinmemek, herşeye ve hepsine sahip olmadan rahat edememek..Kişisel menfaatler uğruna adam kullanmak, arkadan iş çevirmek ama bundan en ufak bir utanç duymamak.."Düzen bu şekilde kurulmuş, büyük balık küçük balığı yutar" diyebilmek..Hiç vicdan azabı duymadan adam satmak..İşi olana kadar "aramak" sonra yüzüne bakmamak..İşler yolunda giderken ayrı, gelir azaldığında ayrı davranmak..Menfaat için zamanında yüzüne bile bakmadığın kişilerle muhabbet kurmak..


ADALETSİZLİK Emek harcayanın, dürüstçe çalışarak belli mevkilere gelmek isteyenin engellemelerle karşılaşması, hatta aç kalması..Hatır uğruna işten hiçbir şey anlamayan insanların göreve getirilmeleri..Her yerde torpilin iş bitirmesi, hatta herkes torpilli olduğundan daha yüksek yerden torpili olanın diğerlerine üstünlük sağlaması..Gelir dağılımındaki eşitsizlik..Sonu gelmeyen haksız çıkarlar, hortumlamalar, rüşvetten elde edilen gelirler, yolsuzluklar..Devlete nerdeyse sıçtığımız bok için bile vergi ödememiz, ancak ödediğimiz bu vergilerin karşılığında hangi hizmeti aldığımızı asla bilemememiz..Zenginin illegal yollardan gittikçe daha da zenginleşmesi, fakirin emek harcadığı halde gittikçe daha zor koşullarda yaşamını sürdürmeye çalışması..İşverenlerin çalışanlarını köle gibi çalıştırmaları, onlara zerre kadar değer vermemeleri..Acımasızca düzenlenen mesai saatleri..Sigortasız adam çalıştırmak ve bundan vicdan azabı duymamak..”Bu olmazsa nasıl olsa bir başkası aynı paraya aynı işi yapar, isterse defolup gitsin” mantığı..


TOPLUMSAL ÇARPIKLIK Ülke gittikçe kan ağlıyorken, işsizlik oranı sürekli artıyorken, üretimde kendi kaynaklarımızı kullanamıyorken, ekonomide dışa bağımlı bir hale gelmişken, kendi siyasetimizi oluşturmak adına hiçbir çaba göstermiyorken ve dış ülkelerin her dediğini yapar duruma gelmişken iktidar partisinin yedi yıldır ülkenin başında olması..İnsanların hala seçimlerde bu patlak ampule oy vermeleri..Terörün hala devam etmesi, PKK ile mücadelenin sadece dağdaki teröristi öldürmek olmaması gerektiğinin bir türlü anlaşılamaması..PKK’ya yapılan yardımların ve doğudaki uyuşturucu trafiğinin önüne geçilememesi.Hala DTP gibi bir partinin mecliste bulunabilmesi ve göya demokratik olarak varlık gösterebilmesi..Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kalkmaması..Kendilerini müslüman olarak ifade eden insanların aslında müslümanlığa en büyük zararı vermeleri..Dini araç olarak kullanarak maddi çıkar etmek ve bunun günahından rahatsızlık duymamak..Dini aynı zamanda bir baskı aracı olarak kullanmak..Korkutarak insanların inançlarına şekil vermeye çalışmak..Medyanın halk üzerindeki inanılmaz etkileyici gücü..İnsanların soru sormak, araştırmak yerine sağdan soldan duydukları şeylere inanmaları..Aklın ve bilimin yerini gittikçe boş inançların ve söylentilerin alması..Adeta uyutulmuş bir şekilde yaşamaya alışmış olmak..

Friday, May 15, 2009

Destructive Signs



Oldu da kendinize zarar vermek istediniz:



1 - Öncelikle Temmuz ayının 15’ini falan bekleyin.Hava sıcaklığı gölgede 30 derece civarı olsun.Bir sabah yataktan kalkar kalkmaz Burzum’un "Rundgang um die transzendentale Säule der Singularität" adlı yirmibeş dakikalık toplam iki melodiden oluşan parçasını açın ve repeat’a alın.Tahminimce onbeş-yirmi dinlemeden sonra beyniniz büzüşmüş, çevrenizde olan bitenlere tepki veremez hale gelmiş olacaksanız..

2 - Üzerinde “İ…ne kanarya olamazsın şampiyon” yazan bir tişört bastırın ve üzerinizde o tişört varken Fenerbahçe Stadı’nın hemen altında bulunan Fenerium mağazasına gidin.Ordaki görevlilere “Hocam hatırlar mısın onbeş sene önce Ulubatlı Souness bayrak dikmişti bu stadın tam ortasına” deyin ve ardından “Doksanıncı dakikaaada nasıl koydu Madidaa,ulan i..e kanaryaa” bestesini söylemeye başlayın…..Muhtemelen sizi anında paketleyip o bayrağın dikildiği santra yuvarlağının içine gömeceklerdir..o:p>



3 - Bir sabah biraz geç uyanın (Şöyle 12'ye doğru) ve sabah kahvaltısı için Kadıköy'de Karaköy İskelesi'nin önünde bulunan Cem Büfe’nin yolunu tutun.Oradan iki tane hardallı amerikanlı sosisli ve yarım ekmek tavuk (martı) döner yiyin.Yanında da sıcak oralet için.4-5 saat sonra öğlen yemeği için Fikirtepe’deki Onikiler Kebap ve Lahmacun Salonu'na uğrayın.Tanesi bir milyon lira olan lahmacunlardan iki tanesini yanında şalgam suyuyla midenize indirin.Sonra dışarı çıkıp hemen karşıda bulunan pideciye uğrayıp 750 bin liralık kır pidelerinden iki tane götürün(Ama kıymalı, daha doğrusu soğanlı olsun)Akşam yemeği için seçimi size bırakıyorum.Zaten bu yediklerinizden sonra mide fesadı geçirmezseniz şanslı sayın kendinizi..

o:p>

Friday, March 13, 2009

Arnold Civardagezer

Arkadaşım BIF...Bu doğrudan sana yazılmış bir posttur.Üzerine alınabilirsin.


"Güle güle git, gülerek geçir zamanını orda ve gülerek geri gel..Seni özleyeceğiz..Siz de bizi özleyin anacığım..Rock Pub'ı hatırla, yüksek promilli geceleri hatırla, ıslak sokakları hatırla..Her zaman yanında olan ve olacak olan bu gençleri bir kalemde silip atma..Çünkü biz silip don giymiyoruz..Heh Heh..Gelirken Avusturya'nın yerel içkilerinden getirmezsen de yerel seçimlerde oyumu Arnold Civardagezer'e veririm ha!Ona göre!"

Lower The Flags, A Good Man Has Passed

On sene önce falandı..

Bu blog sitesi daha hayata gözlerini açmamıştı. İnternet henüz emekleme dönemini yaşıyordu. Zamane gençleri bu teknoloji nimetini sohbet programlarına takılıp kızlarla tanışmak amacıyla kullanıyordu..

İnsanlar müzik dinlemek için Kaset ve CD gibi elle tutulur cisimlerden faydalanıyordu. Şimdiki gibi bilgisayarın başına oturup rastgele albümler indirip kalitesiz dijital müzik dinlemiyorduk..

Şebek Heavy Metal Fanzin diye haftalık yayımlanan bir dergi vardı. Her Pazartesi sabahı, beni yıllarca okuluma taşıyan 12A otobüsüne binmeden önce Kadıköy'deki Karaköy vapur iskelesinin önündeki gazete bayilerinden bir adet Şebek dergisi alırdım..Onbeş yirmi dakikalık otobüs yolculuğu sırasında dergiye aç kurtlar gibi saldırırdım..Hayatımda doğru dürüst hiçbir sorumluluk almam gerekmeyen bir yaştaydım..Ama cins insanım ya işte..Kardeşim kızlarla falan takılsana..Gez toz, değişik yerler gör, yeni insanlar tanı...Hayır, bunları pek yapmıyordum.Belki de nedensiz yere bunalım takılan içine kapanık bir varlıktım..Sosyal eylemlerde bulunmak, delikanlılık çağımı dolu dolu yaşamak yerine kabuğumdan pek çıkmamayı tercih ettim. Kendimi en çok kaptırdığım şey "Müzik" oldu..Müzik, bana hiçbir zaman arkasını dönmeyecek sıkı bir arkadaş gibi geliyordu..Hissettiğim veya hissedemediğim birçok duygunun kusursuz biçimde ifade ediliş şekli oluyordu müzik..

Şebek Heavy Metal Fanzin, birçok rock ve metal grubundan haberdar olmamı sağlamıştır. Dergide iyi puanlar verilen albümleri -Genellikle çekme kaset olarak, paramız olduğunda da orjinal kaset ve CD formatında- edinmek için hafta sonları Kadıköy Akmar Pasajı'nın yolunu tutardık...

1998'in Ekim ayıydı..Sonbahar yaprakları yavaş yavaş düşmeye, okuldaki notlarım S.O.S vermeye başlamıştı. Hayatıma kısa bir süre önce girmiş olan -ismi lazım değil- kişi ve müzik beni hayata bağlıyordu..Yine bir Pazartesi sabahı Şebek'i elime aldığımda önünde gözleri kapalı, donmuş bir insan resmi olan gri kapaklı bir albüm ile karşılaştım. Sentenced'ın Frozen albümüydü bu ve albüme verilen notlar oldukça yüksekti. Alışılmışın çok dışında bir metal albümü olduğu, kalp rahatsızlığı olanların uzak durması gerektiği falan yazıyordu..

Nasıl olduysa o zaman cebimde para vardı..Gittim bugünün parasıyla 25 lira falan vererek albümün orjinal CD'sini aldım..Meğerse bu, hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriymiş..

Eve gider gitmez CD'yi müzik setine koydum. Albüm, daha ilk saniyelerinden itibaren yoğun, kasvetli bir atmosfere sahipti..Acayip bir hüzün duygusu doldurdu odamı bir anda..Nasıl bir müzikti bu? Bunalım metal desen değil, gothic metal hayatta olamaz, doom'la uzaktan yakından ilgisi yok..Albüm, her an ölecekmiş gibi duran bir insanın son anlarında paylaşmak istediklerinin notalara dökülmüş haliydi sanki..Parçalar insanı farklı diyarlara götürüyordu..Eğer ilk şarkıyı insanın doğumu olarak düşünürsek son şarkıya kadar geçen süre içinde binlerce kere ölüp diriliyor ve son şarkıda ebedi huzura kavuşuyordunuz..Farewell, Dead Leaves, The Suicider, The Rain Comes Falling Down, Drown Together ve hele hele Mourn gibi baştan aşağı yok edici parçalarla doluydu albüm..

O dönemlerde metal müzikte Sentenced öncesi ve Sentenced sonrası vardı benim için...

Zamanlar değişti..Bir anda die-hard fanı olduğum Sentenced "Crimson" adında bir albüm daha çıkardı, hatta bardaktan boşanırcasına yağmur yağan bir Ekim günü İstanbul'a geldi, eskiden düğün salonu olan acayip bir mekanda birkaçyüz fanıyla buluştu..Ben de oradaydım, Almanya'dan sipariş etmiş olduğum Frozen tişörtümü gururla üzerimde taşıdım..Tarih 21 Ekim 2000 idi, karşımdaki ufacık sahnede sarı saçlı şirin bir adam duruyordu..Miika Tenkula olmalıydu bu..Grubun gitaristi, bütün o hüzünlü nağmeleri enstrümanından çıkarmayı başaran aşmış insan...

Yıllar geçti..Sentenced,"The Cold White Light" gibi fena olmayan ama eskileri aratan ve "The Funeral Album" gibi vasat bir albüm çıkarttıktan sonra dağıldığını açıkladı..O sırada Rock the Nations müzik festivali için bir kez daha ülkemize gelmişlerdi.

Miika Tenkula şişmişti...Geçen birkaç sene içinde duba gibi olmuştu..King Alcohol diyorlardı onun için...Bir yandan içiyor, bir yandan da kortizon tedavisi görüyordu..Zaten Finlandiyalıların nasıl içtiklerini belirtmeye gerek var mı?

Grubun yazdığı ölümcül ve intiharsal şarkı sözlerinden bu adam sorumluydu..Maalesef kendi ölümünden de sorumlu oldu..

Geçen gün Facebook'a girdiğimde elemanın birinin "What are you doing right now?" penceresine "R.I.P Miika Tenkula" yazmış olduğunu gördüm..Google'da arattırdım.."34 yaşındaki Finlandiyalı müzisyen evinde ölü bulundu" yazan bir sayfa çıktı. Hemen kapattım sayfayı. Fazlasını öğrenmeye ihtiyacım yoktu..

Zaten sen bu dünyada yaşamıyordun ki?

Tuesday, February 10, 2009

That Smiling Face

Bütün bu sözler benim gözümde bir kurtuluş değil
Hiçbir zaman gülümseyişinin dibindeki aşktan emin olamadım
Hiçbir zaman haklı mı haksız mı olduğumdan emin olamadım
Hiçbir zaman olup bitenlerden emin olamadım
Sadece yanımda durduğunda hissettiğim bütün bu aşktan...

Hiçbir zaman benimle geçirdiğin zamandan emin olamadım
Hiçbir zaman aşkın sadece bir zaman kaybı olup olmadığından emin olamadım
Bütün bu sana söylemeye çalıştığım sözlerden...

Yanımda durduğunu,kollarıma doğru geldiğini hayal ediyorum,
Ama hayır, binlerce kere hayalini kurmaya katlanamam...


Camouflage/That Smiling Face(1988)

Tuesday, January 06, 2009

Son Durumlar

2000'lerin ilk on yılını deviriyoruz yavaş yavaş..Aslında içinde bulunduğumuz yılları sayıyla ifade etme zorluğu yaşıyoruz.Mesela 80'li yıllar veya 90'lar falan demek kolay da, 00'lı yıllar demez kimse..İkibinli yıllar desek o zaman da mesela 2019 da ikibinli bir yıl oluyor.Ortaya anlam karmaşası çıkıyor.Yetkili merciler düşünmemişler mi hiç bu konuda?

- Geçen gün Bif ile şunu konuşmuştuk..Şu anda adım başı 80'ler, 90'lar partileri yapılıyor..(Ayrıca ne ilginçtir ki bu partilere gidenlerin yüzde sekseni o yıllarda doğmamış olanlar)Acaba biz evlenip çoluk çocuğa karıştığımızda, köprünün altından çok sular akmış olduğunda mesela 10'lar 20'ler partileri falan yapılacak mı?Hiç zannetmiyorum..Çünkü ortada bir parti varsa orada ilk sırada olması gereken şey müziktir.Şöyle bir hafızanızı yoklayın..Genel anlamda müzik denince ilk aklınıza gelen parçalar hangi yıllardandı?Benim aklıma 60 ve 70'lerden klasikler, 80'lerden bolca synth pop şarkısı, 90'lardan da pop-rock tarzında bazı unutulmaz parçalar geliyor..Sonrası yok..2000'li yıllardan aklıma kazınmış olan, yıllara meydan okuyacak on tane bile şarkı hatırlamıyorum..İlerisi için de ümitli değilim..Galiba ölümün çaresinin bulunacağı, Mars'ta kolonilerin kurulacağı zamanlarda insanlar hala 80'ler partileri yapıyor olacaklar...

- İnsan işsiz olunca ne yapıyor?Aslında pek çok şeyi yapamıyor ama tembelliğe alıştığı kesin..Örneğin gece yarıları ayakta olup öğlen uyanmaya alışıyor..İşte böyle gecelerin birinde "Yaşasın yarın iş yok bu iki filmi tekrar izleyebileceğim" diye kendi kendime sevindim, utanmadan aylak aylak gezmenin tadını çıkardım..İlk filmimiz Cine 5'te yayınlanmasına şaşırdığım The 25'th Hour idi..Edward Norton nasıl oynuyor bu filmde (Zilleri takıp şiki şiki yapmıyor tabi)Filmin başdöndürücü bir senaryosu var.Hikaye sondan başa doğru ilerlerken bir anda vites değiştiriliyor ve tam gaz ileri gitmeye başlıyor.Daha ne olduğunu anlayamadan araya duygusal sahneler giriyor ve sonra bir anda filme şiddet hakim olmaya başlıyor.Böyle ustaca bir senaryo ve kurgu görmedim desem yeridir..Bir de Mulholland Drive vardı buna benzer ama o filmden birşey anlamak için dahi olmanız gerekiyordu...

İkinci filmimiz ise TNT ekranlarında tekrar izleme şansı bulduğum, 90'lı yılların unutulmazlarından Speed idi..İnsan o olağanüstü action sahnelerini, Dennis Hopper'ın canlandırdığı süper kaçık bombacı karakteri, bomba yüklü otobüsteki insanların hallerini, araya sıkıştırılmış ince Amerikan espirilerini izlemeye doyamıyor.Galiba "Bir action filmi nasıl olmalı?" sorusuna verilebilecek en güzel yanıtlardan biri bu film..Filme tek eleştirim ise şu: "Koskoca ABD'de bu kadar tamamlanmamış otoyol ve demiryolu olur mu üstat?"

- Buraya iç dünyamla ilgili şeyleri aktarıyorum genelde.Ama şu İsrail-Hamas kapışması hakkında kendimi birkaç şey yazmak zorunda hissediyorum.Öncelikle İsrail ile Filistin arasında değil, İsrail ile Hamas arasında olan bir çatışma bu.Ve bir insan olarak Filistin'in sivil halkı için üzülüyorum.Gazze halkı dehşeti yaşıyor, sürekli korku içinde.Bu bizim de başımıza gelebilirdi, barış içinde geçirdiğimiz her günün kıymetini bilmeliyiz..Birileri ordaki masum insanlara yardım etmeli..Ancak şunları da unutmamak gerekir:

Hamas çok barışsever bir örgüt mü?Saçma ideolojileri uğruna İsrail halkının üzerine roket göndermekten çekinmiyorlar.Geçmiş yıllarda İsrail'de sayısız bomba patlatıp yüzlerce kişiyi katlettiler.O zaman neden tepkisiz kaldı herkes?Türkiye'nin sırf müslüman ülke diye Filistin için kendini parçalamasına anlam veremiyorum.Filistin'in bize şu güne kadar ne faydası olmuş ki?Üstelik Hamas'ın ilerde şartlar değiştiği taktirde Türkiye'de de terör eylemleri düzenleme ihtimali var.Onlar; müslüman geçinen, islam uğruna savaş verdiğini zanneden ama islam'ı bütün dünyaya kötülemekten başka bir işe yaramayan tehlikeli bir cahiller ordusu.Kesinlikle yok edilmesi gereken bir örgüt ve zaten İsrail'in çabası da bu yönde.Kim durup dururken komşu ülkesini işgal eder?Bir de bu AKP hükümetine söyleyecek söz bulamıyorum.Ağır biçimde eleştirdikleri İsrail, Türkiye'nin en çok silah satın aldığı ülkelerden biri..Madem bu kadar karşısınız onlara, o halde hiçbir ticari ilişki içine girmemeniz lazım..

Tuesday, December 16, 2008

Free Falling

Vay vay 4 Eylül'den beri yazmamışım.Hiç bu kadar ara verdiğimi hatırlamıyorum.

Sonuç itibariyle (Ne kadar kestirme bir ifadedir bu) tam tamına 72 günü hiçbir şey yazmaya gerek duymadan geçirmişim.Acaba üretememekten kaynaklanan bir mesele mi bu, yoksa üşendim mi?Belki de gerizekalı Telekom'un sırf internetten futbol maçları linkleri veriliyor diye Blogger'ı kapatmaya çalışması içimdeki hevesi yok etti.Ama nasıl olmuşsa site tekrar açılmış, buna da şükür...

Nostaljik moddayım tam şuanda (Ne zaman olmadım ki)Yarabbim neden özlüyorum ben geçmişi bu kadar?Neden bu kulunu yaşadığı ana sıkı sıkı bağlı biri olarak yaratmadın?Geri gelmeyecek anlara bu kadar özlem duymama neden izin veriyorsun?80'lerin sonunu ve 90'ları geçtiğimiz yıldan daha net hatırlıyorum..Nasıl olabilir böyle birşey?Herşeyin ilki mi güzeldi gerçekten, gözümüzü açıp hayatın gerçeklerinin farkına varmaya başladıktan sonra sürekli bir düşüşe mi geçtik acaba?Ve hala düşmekteyiz galiba, hiçliğin içine doğru...Arada bir bu sonsuz düşüş esnasında bir kol uzanıyor ve bizi güvenli bir yere çekiyor.O anlarda zaman duruyor sanki, eskiden sorun olarak karşımıza çıkan şeyler küçülüyor.Tam sorunlar yok olma aşamasına gelmişken, tam düştüğümüz bu kadar mesafeyi yukarıya doğru tırmanarak kapatabileceğimize inanmışken bizi güvenli yere çekmiş olan kol bizi bir anda tekrar hiçliğin içine doğru serbest bırakıyor."Nasıl oldu, benim suçum ne şimdi bu kadar mı kolay?" ve benzeri soruları sormamıza vakit bile bulamadan her bir saniye yeniden anlamsız, bomboş gelmeye başlıyor."Ama bu sefer emindim, bu benim kurtuluşum olacaktı, yine kendimi kandırdım" gibi söz öbekleri ardı ardına sıralanıyor..Serbest bir şekilde düşmeye devam ediyoruz.Bu hayat oyununda ne yazık ki uçurumun kenarına gelip ayağın kaydıktan sonra bir daha yukarılara ulaşmak imkansız.Ben o uçurumun kenarına bilmem kaç sene önce geldiğimi hissediyorum.Kendi isteğimle gelmedim, farkında olmadan getirildim..Şuan bildiğim şey şu, evet düşmekteyim..Dibe ulaşmak için ne kadar mesafe kaldığını kestiremiyorum ama istediğim, daha doğrusu ihtiyaç duyduğum birşey var...Bu hep böyle gitmeyecek, bir kol uzanıp çekecek beni..O kolu karşımda gördüğüm anda sıkıca sarılacağım ve hiç bırakmayacağım.Hatta kolay kolay yapamadığım bir şeyi yapacağım bu sefer, o bana doğru bir adım atmadan ben ona doğru bir adım atacağım...

Thursday, September 04, 2008

Fahrenheit (The Game)



"Welcome To A New Form Of Video Games"...Fahrenheit'ı yapan Atari firmasının sloganı bu..Bunun ne anlama geldiğini anlamam için oyunun ilk beş dakikasında gördüklerim yetti. Aslına bakarsak uzun zamandan beri bir bilgisayar oyunu hakkında birşeyler yazma ihtiyacı duymamıştım ancak oyun o kadar güzel ki hakkında birkaç satır karalamadan olmazdı..Tek kelimeyle süper ve bir o kadar da alışılmadık bir oyunla karşı karşıyayız sevgili oyunseverler (Pardon kendimi Game Show yazarı zannettim bir an için)

Alper adlı vatandaş "60 YTL verip orjinalini aldım Fahrenheit'ın olum" deyince önce her anlayışsız insanın vereceği tepkiyi verip "Manyak mısın o parayla neler yapılırdı neler, anan gene saçını başını yolacak ay sonu" demiştim. Ama şimdi huzurlarınızda sözlerimi geri alıyorum ve Alper'i verdiği doğru karardan dolayı tebrik ediyorum. Orjinaline verdiğiniz parayı sonuna kadar hak eden bir oyun bu..

Aslında konu çok da orjinal değil. Lucas Kane adlı Amerika'nın sıradan bir bankasında çalışan kendi halinde bir insan evladı, bir anda kendisini kontrol altına alan ilahi bir gücün etkisiyle bir cinayet işliyor. Kendine geldiğinde olup bitenlere inanamıyor, ama artık çok geç tabi..Artık polisten kaçmak ve bu cinayeti neden işlediğini öğrenip vicdanıyla hesaplaşmak zorunda. Bu arada oyunda sadece Lucas'ı yönetmiyoruz. Lucas olarak polisten kaçarken bir yandan da Tyler ve Carla adlı iki polis memuru ile Lucas'ı yakalamaya çalışıyoruz. Yani iç içe ilerliyor hikaye. Güzel fikir!

Oyunlarda hep ekstra serbestlik, tek bi çözüm yolundan fazlasını arama ve bulma isteği duyan bir oyunsever olarak Fahrenheit beni fazlasıyla memnun etti. Oyunda verdiğiniz kararlar kaderinizi ve bunun sonucunda oyunun sonunu değiştiriyor. Düz bir şekilde ilerlemek zorunda değilsiniz. Oyunda karşınıza çıkan karakterlere söylediğiniz her söz, karar anlarında yaptığınız her seçim daha sonra başınıza gelecek olayları olumlu veya olumsuz olarak etkiliyor.

Belki saçma ama oyun içinde gereksiz görünen ayrıntılarla ilgilenmeyi severim. Sıradan objelerle, önemsiz karakterlerle etkileşime girmek hoşuma gider. Fahrenheit'da etrafı kurcaladığımda yapacak birsürü iş buldum..Örneğin tuvalete girmek, kahve içmek, televizyon izlemek, müzik dinlemek, gitar çalmak, hatta kız arkadaşınızla sevişmek gibi...Cinayeti araştıran polisi kontrol ederken arada kafa dağıtmak için basketbol bile oynayabiliyorsunuz. Ve işin güzel tarafı bütün bunları da siz yönetiyorsunuz. Bu şekilde oyun sadece bir oyun olmaktan çıkıyor, farklı insanların yaşam kesitlerini sunan bir hikayeye hatta bir filme dönüşüyor."Oyun değil de sanki film" sözü en çok Fahrenheit'a yakışıyor..

Ayrıca verdiğiniz kararların oyundaki karakterlerin moral durumunu değiştirmesi de çok ustaca düşünülmüş. Hatalı kararlar verdiğinizde karakterinizin morali bozuluyor. Sürekli yanlış işler yapmaya devam ederseniz kontrol ettiğiniz karakter depresyona girip sonunda intihar ediyor. İlgi çekici bir fikir daha..Tabi karakterinizi iyi hissettirecek fırsatlar da etrafta bolca var. Sadist ruhlu biri değilseniz kimse intihar etmek için bir sebep bulmuyor oyunda..

Sözün özü mükemmel bir oyun. Hem de sadece dört disket...Hemen çektirmek için gidin Yazıcıoğlu Pasajı'na...Grand Computer'da 10 oyun çektirene 1 oyun bizden kampanyası varmış...Oyunu oynamak için gerekli kafa ayarını yaparken yıldız tornavida kullanmaya dikkat edin ama...(Nostalji rüzgarları esti bir an)

Thursday, August 14, 2008

Forgive Me For What I Become



" Judge me for who I am
Relieve me for what I am
Remember me for what I was
Forgive me for what I become"

Monday, August 04, 2008

Y Kuşağıyım&90'ları Özlüyorum

80'LERDE DOĞANLARIN 90'LARI ÖZLEME SEBEPLERİ:


1 - O yıllarda 2000'lere geldiğimizde teknolojide neler değişecek, yaşamımız hangi alanlarda kolaylaşacak diye kafa yoruyorduk.Gerçekten iletişim çağı başlayacak mıydı?Günlük yaşamımızda ne gibi değişiklikler olacaktı?Zaten iletişim kurmak daha basit hale gelmeye başlamıştı, Internet hayatımıza girmişti, Mirc gibi nefis bir sohbet programı vardı..Ama insan aklının sınırlarını zorlayacak teknolojik gelişmelerle karşılaşmamız mümkün müydü?Sanal alem gerçekten o kadar fantastik bir yer miydi yoksa herkesin olduğundan farklı göründüğü yalan bir dünya mıydı?İnsanın bilgisayar başından kalkmadan çeşitli işlerini halletmesi mümkün müydü?Bu kadar kolay olabilir miydi herşey?---> Bütün bunları düşünmek insanı heyecanlandırıyordu..

2 - Bilgisayar oyunları teknolojisi nereye kadar ilerleyecekti?Playstation 1'den daha öte bir konsol üretilebilecek miydi?Soul Reaver, Tomb Raider 4, Resident Evil 3, Winning Eleven, Gran Turismo gibi mükemmel oyunların daha iyileri yapılabilecek miydi?O yıllarda kaliteli oyunlar çıkıyordu..Oyun yapımcıları, ilgi çekici oyun konuları bulmakta sıkıntı çekmiyordu.(Sonraki yıllarda oyun konularındaki yaratıcılık gittikçe azaldı, senaryo bakımından birbirinin kopyası oyunlar üretilmeye başlandı)

3 - Yeni bir albüm çıktığında doğruca Akmar pasajına koşardık.Sevdiğimiz grupların albümlerini gördüğümüzde içimizi bir heyecan kaplardı.Maddi durumumuz çok parlak olmasa da kıyıdan köşeden artan paraları biriktirip kaset ve CD alırdık.Hatta bayram harçlıklarımızı bile albümlere yatırırdık.Doğal olarak 90'larda internetten kolayca albüm indirmek mümkün değildi.Müzik dinlemek belli bir emek ve fedakarlık gerektiriyordu..Sentenced, Frozen gibi bir albüm çıkardığında depresif metal müzik adına son noktayı koymuş muydu?Anathema, Tiamat, Rotting Christ, Sentenced gibi grupların Akmar Pasajı'na imza gününe geldiklerini görmek ne kadar heyecan vericiydi..Amorphis'in Tuonela albümü, death metalden uzak olsa da ne güzel bir albümdü..Non Serviam, Şebek gibi rock-metal müzik ağırlıklı dergileri bayilerden çıkar çıkmaz almak ne büyük bir zevkti..Hafta sonu Akmar Pasajı'na girdiğimizde diğer tarafından çıkana kadar kalabalıktan beş dakika bunalmak bile zevkliydi..Her yerde siyah giyinmiş insanları görmek güzeldi..Konuşmasak bile dilimizin ortak olduğunu biliyorduk..Etrafta gerçek anlamda bir metal tayfası vardı..Saçma sapan satanist suçlamalarına karşı koymak egomuzu tatmin ediyordu..İnsanların bize ters ters baktıkları anlarda "Biz burdayız, bir yere gitmeye niyetimiz yok" mesajı vermek bizi güçlü hissettiriyordu..Heavy Metal vardı etrafta..Bu müziği gerçekten dinleyen insanlar vardı..Türk metal müzik tarihinde gerçekleşen ilkler vardı..Overkill, Kreator, Samael, Rotting Christ, Moonspell gibi gruplar konser vermeye gelmişti..Ufak tefek aksaklıklar dışında muhteşem konserler izliyorduk..

4 - Mahalle kültürü diye bişey vardı.Mahallenin gençleri bir araya gelip çeşitli aktivitelerde bulunabiliyordu.Trafikte günümüzdeki kadar araç bulunmadığı için mahalle maçları organize edebiliyorduk.Cep telefonu diye birşey olmadığı halde insanlar kendiliğinden belli noktalarda belli amaçlar uğruna bir araya gelebiliyorlardı..Bir çeşit görünmeyen bağ vardı aramızda..İnsanlar arasındaki ilişkiler yüz yüzeydi, samimiydi...

5 - Bıçkın delikanlıların çoğu Caddebostan, Moda gibi rahat ve huzurlu yerleri keşfetmemişlerdi daha..Arkadaşlarınla oralara gittiğinde etrafta seni rahatsız edecek tipler gezmezdi..Bu kadar insan yoktu piyasada..Sokaklar daha güvenliydi..

Friday, July 18, 2008

MSN İncileri

MSN'de bir tarihte hangi amaca hizmet ettiği bilinmeden yazılan aptal, saçma, şaibeli, tartışmalı ve komik mesajlardan bir seçme yaptım:



11.09.2007

00:04:16

From:earlymorningambulance *Bowiesm

To:Elusive Cure


"Kendini ödeyen telefon geldi."



12.10.2007

00:43:45

From:earlymorningambulance *Bowiesm

To:Elusive Cure


"kapı açılmasını duyunca nası giyindiğimi bilmemne hatırlamıom "





24.12.2006

21:32:59

From:Elusive Cure

To:Bowiesm


"benim babam içerdi sonra televizyonda açık bi film varsa oturup ağlardı"




13.02.2007

12:04:50

From:Bowiesm

To:Elusive Cure, pst


"ben de serhatlara gidip tırnaklarımı kesicem"




13.03.2007

00:59:47

FRom:[c=63]Willow[/c]

TO:Elusive Cure, [u][b]Alreth[/b][/u], Bowiesm *mınçıka


"fly) says (16:51): ooo gülümsemeniz bir harika"






30.06.2007

21:36:55

From:alperbalkis@hotmail.com

To:Elusive Cure

"bu ilaydaya adanmış yeni emesenim"
"bölece emesenden konuşurken aynı zamanda resime bakmaya ihtiyaç duymuorum"




09.11.2007

16:35:24

From:aslan

To:Elusive Cure


"löböf otuz metreden sert ve düzgün bir vuruşla topu kendi filelerine gönderiyor 3-0"





04.12.2007

19:49:59

From:† Pipich - In Christ alone my hope is found! (L)Chubby Chutie (L) - www.myspace.com/bjorgp

To:Elusive Cure


"ur very handsome and sexy"
"rocker"





10.07.2007

00:02:55

From:Elusive Cure

To:Spirit Crusher....., earlymorningambulance *Bowiesm, bonus_witchery@hotmail.com


"bugün can inandım gelip öptü beni lan"






10.07.2007

00:18:47

From:Elusive Cure

To:earlymorningambulance *Bowiesm, bonus_witchery@hotmail.com


"ben senin pause edilmiş filim maceralarını anlatıyomuyum"




26.11.2006

21:11:21

From:cem victorious

To:Elusive Cure


"ve zihni şahinden bir muz orta"




22.07.2008
00:27:20
From:[i](~)Salisbury<๏̯͡๏)>>[/i]
To:Quintessence


"hipodromlardan blues festivallerine..dile kolay"

Thursday, May 29, 2008

Terhisten Sonrası

Bahane arıyorum..Kendi kendime verdiğim sözleri uygulamaya başlamayı ertelemek için bahane arıyorum.Biliyorum, özüm değişmedi.Askerliği onbeş ay bile yapsaydım karakterim değişmeyecekti.(Ki çoğu insan tarafından beş ay askerlik askerlikten sayılmıyor, POŞET'iz biz).Bu süre içinde inançlarımda bir sarsılma olmadı..Sadece hayatı daha fazla sorguladım yeniliklere ihtiyaç duyduğumu farkettim.Yeni başlangıçlara yakın olduğumu hissettim."Neden olmasın?", "Çok geç değil"'ler ile geçti askerliğim..Tabi bunlar bir anda olmadı.Umut ışıkları, karşılaştığım zorlukları aşıp biraz düzlüğe ulaşınca kafamda belirmeye başladı.Biraz ortama alışınca, neyin ne olduğunu anlayınca ve özlem duymaya başlayınca her sabah daha da büyüyen umutlarla uyanıyor oldum..Sahip olduklarımı fark etmeye başladım, buna göre geçmişte "Belki de gereğinden fazla ağladığıma" kanaat getirdim.

Uzadıkça uzayan ve sonunda belli noktalarda birleşen düşüncelerimin ve arzularımın sayesinde hayatımın geleceğimle ilgili kararlar alabileceğim bir noktasında bulunduğumu fark ettim.Gelecek gerçekten birşey ifade ediyordu artık, yaşamaya değer bir hayata sahip olabilirdim.Askerliğin sonuna doğru yaklaştıkça içimdeki heyecan büyüdü, hele son günlerin bir an önce geçmesi, zamanın tükenmesi için kendimce yöntemlere başvurdum.

Ve zaman tükendi..Şafak doğan güneş oldu.Askerliğimin üzerinden bu beş aylık süre zarfında neler yaşadığımı sakin kafayla düşünebilecek ve verdiğim sözleri adam akıllı değerlendirebilecek kadar zaman geçti.Şu an yolun neresinde olduğumu tam olarak bilemiyorum.Kafamdakileri uygulamaya geçirmek konusunda sıkıntı yaşıyorum.Bunda geçirmiş olduğum operasyonun etkisi olabilir..Beş ay neredeyse hiç doğru dürüst dinlenme şansı bulamadan bir de gelir gelmez ağır ilaçlar kullanmaya başlamak bünyeye iyi gelmedi.Kafamdakileri silip atmadım, hatta askerden döndükten sonra yapmaya söz verdiğim işlerden birkaç tanesini yerine getirdim bile..Yeniden girdiğim ortamlarda yabancılık çekmedim, askere sanki daha dün gitmişim gibi geldi.Üstelik arayıp soranım da boldu..Bunlar ruh sağlığı açısından pozitif şeyler..Öyleyse derdim ne şu anda?Sanırım biraz daha zamana ihtiyacım var..Zaman istiyorum..Zaten kısmen oturmuş olan hayat düzenimin zamanla daha sağlamlaşacağını, bunun yanında hayatımda birtakım yeni başlangıçlar olacağını hissediyorum.Olacak birşeyler ama ne zaman olacak onu bilmiyorum..Şuan şaşkoloz bir durumdayım, dikkatimi toplamam pek kolay olmasa da uzaktan yaklaşanı hissedebiliyorum.Aşama aşama olacak herşey, yeter ki daha önce düştüğüm ve içinden binbir güçlükle tırmanıp tekrar yüzeye çıktığım uçurumlara düşmeyeyim.Bu uçurumlar ayağımın altında bulunmasınlar artık veya bulunsalar bile onları fark edeyim de düşmeden önlemlerimi alayım..Aklımdan anlaşılmaz düşünceler geçiyor..Ama hayat da zaten anlaşılmaz değil mi?

Saturday, May 24, 2008

Olasılıksız

(Kitaptan alıntı)


"Eğer bir parayı fırlattığımızda bunu etkileyen tüm fiziksel faktörleri hesaplayabilseydik (elin açısı, yerden yüksekliği, parayı fırlatmak için ne kadar güç kullanıldığı, rüzgar veya hava akımı, paranın alaşımı..gibi) o zaman paranın yazı mı tura mı geleceğini yüzde yüz bilebilirdik.Çünkü bu para da diğer her şey gibi Newton’un mutlak olan fizik kurallarından etkileniyor."


"Hiçbir yere boşuna gitmezsin.Gittiğin yer ya fiziksel ya duygusal ya da psikolojik etkenlerin bir sonucudur.Aynı şey herkes için geçerlidir.Bu yüzden yürürken bir arkadaşına şans eseri rastlamak şans gibi gözükse de değildir.Diyelim ki hem senin aklından geçenleri ve beynini hem de arkadaşınınkileri okuyabilen bir bilgisayar olsun.Eğer o bilgisayar aynı zamanda tüm dünyadaki tüm çevresel koşulları da bilse, o zaman nerede ve nasıl karşılaşacağımızı da bilirdi.Yani şans eseri karşılaşma aslında şans eseri olan bir şey değil, tahmin edilebilir bir gerçektir.Böyle bir bilgisayar olmadığı için böyle bir olayı önceden göremeyiz ya da bilemeyiz.Ama bu, olayı bilinemez kılmaz, sadece bizim bilemediğimizi gösterir."


"Bir an için doğanın tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek -ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek- aynı anda evrendeki en büyük varlıkları ve en küçük atomları da hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de aynen geçmiş gibi gözlerinin önündedir.Yani biri eğer fizik kurallarını ve bir an için evrendeki her şeyin konumunu bilirse o kişi olan her şeyi bilebilir ve gelecek tüm tarihi de bilebilir.Hiçbirşey imkansız değildir ama belirli şeyler olasılık dışıdır, olasılıksızdır."

Thursday, May 22, 2008

Öylesine Bir Pop-Rock Klasikleri Listesi

Nostalji Modu On:


You’re My Heart You’re My Soul(MODERN TALKING)
In The Heat Of The Night(SANDRA)
You’re A Woman(BAD BOYS BLUE)
Self Control(LAURA BRANIGAN)
Heaven And Hell(C.C.CATCH)
It’s A Sin(PET SHOP BOYS)
Life Is Live(OPUS)
Rock Me Amadeus(FALCO)
Take My Breath Away(BERLIN)
Heaven Is A Place On Earth(BELINDA CARLISLE)
You Came(KIM WILDE)
Touch Me(SAMANTHA FOX)
Wild Boys(DURAN DURAN)
She Bop(CYNDI LAUPER)
Shattared Dreams(JOHNY HATES JAZZ)
Broken Wings(MR.MISTER)
Big In Japan(ALPHAVILLE)
Boys Boys Boys(SABRINA)
The Great Commandment(CAMOUFLAGE)
We Close Our Eyes(GO WEST)
Walk Like An Egyptian(BANANARAMA)
La Isla Bonita(MADONNA)
I Just Died In Your Arms Tonight(CUTTING CREW)
Ravishing(BONNIE TYLER)
Hot Summer Nights(GLORIA ESTEFAN)
Lead Me On(TEENE MARIA)
Beat It(MICHAEL JACKSON)
Russian Lullaby(E-TYPE)
Casablanca(VANESSA JAY)
Who Needs Love(Like That)(ERASURE)
Listen To Your Heart(ROXETTE)
You Spin Me Right Round(DEAD OR ALIVE)
Hello Again(THE CARS)
Shout(TEARS FOR FEARS)
Sweet Dreams(Are Made Of This)(EURYTHMICS)
Jungle Life(TARZAN BOYS)
Somebody’s Watching Me(ROCKWELL)
Rasputin(BONEY M)
She Works Hard For The Money(DONNA SUMMER)
Irgendwie Irgendwo Irgendwann(NENA)
Black Planet(THE SISTERS OF MERCY)
In The Army Now(STATUS QUO)
We Didn’t Start The Fire(BILLY JOEL)
Land Of Confusion(GENESIS)
Enjoy The Silence(DEPECHE MODE)
True Faith(NEW ORDER)
Love Like Blood(KILLING JOKE)
Free Falling(TOM PETTY AND THE HEARTBREAKERS)
December(ALL ABOUT EVE)
She’s A Maniac(MICHAEL SAMBORA)
Another Day In Paradise(PHIL COLLINS)
Take On Me(A-HA)
Invincible(PAT BENETAR)
All That She Wants(ACE OF BASE)
Black Or White(MICHAEL JACKSON)
Frozen(MADONNA)
Careless Whisper(GEORGE MICHAEL)
Let’s Get Loud(JENNIFER LOPEZ)
Livin De La Copa(RICKY MARTIN)
Sex Bomb(TOM JONES)
Spanish Guitar(TONY BRAXTON)
Scotman’s World(SCOTMAN JOHN)
Go West(PET SHOP BOYS)
Wannabe(SPICE GIRLS)
Boombastic(SHAGGY)
I Turn To You(MELANIE C)
I See You Baby(GROOVE ARMADA)
Umbrella(RIHILLA)
Don’t Speak(NO DOUBT)
Losing My Religion(REM)
My Favorite Game(CARDIGANS)
Everything I Do(BRYAN ADAMS)
Strange World(K.E)
Don’t Merry Her(THE BEAUTIFUL SOUTH)
Jesus He Knows Me(GENESIS)
Big Time Sensuality(BJÖRK)
Wicked Game(CHRIS ISAAC)
Missing(EVERYTHING BUT THE GIRL)
Forever Not Yours(A-HA)
Come Undone(DURAN DURAN)
Zombie(THE CRANBERRIES)
Wonderwall(OASIS)
Girls&Boys(BLUR)

80'lerden Playlist Derlemeleri

Gaz Playlist:

The Final Countdown(EUROPE)
Mighty Wings(CHEAP TRICK)
Cherry Pie(WARRANT)
Burning Heart(SURVIVOR)
There’s No Easy Way Out(ROBERT TEPPER)
All She Wrote(FIREHOUSE)
Dream Warriors(DOKKEN)
You Give Love A Bad Name(BON JOVI)
Fallen Angel(POISON)
Sweet Obsession(BONFIRE)
Do You Like It(KINGDOM COME)
Straight For The Heart(TOTO)
Soul Survivor(ASPHALT BALLET)
Kickstart My Heart(MOTLEY CRUE)
Come On Feel The Noise(QUIET RIOT)
Mad About You(SLAUGHTER)
Love Changes Everything(HONEYMOON SUITE)
Don’t Stop At The Top(SCORPIONS)
Welcome To The Jungle(GUNS N’ ROSES)
Go(ASIA)
Hang Tough(TESLA)
Wild Child(WASP)
Break Down The Walls(STONE FURY)
Let Go(Q5)
Slip Of The Tongue(HOUSE OF LORDS)
River Of Pain(THUNDER)
Crazy Nights(LOUDNESS)
Wicked Sensation(LYNCH MOB)
Destiny(MC AULEY SCHENKER GROUP)
Summer Sun(SHOOTING STAR)
Never Use Love(RATT)
Everlasting Flame(JOHN NORUM)
Boys In Heat(BRITNY FOX)



Romantik Playlist:


Love Of A Lifetime(FIREHOUSE)
Desperate Dreams(SURVIVOR)
Stop Loving You(TOTO)
Walk In The Shadows(QUEENSRYCHE)
Is This Love(WHITESNAKE)
What Love Can Be(KINGDOM COME)
Heaven In Your Eyes(LOVERBOY)
When The Children Cry(WHITE LION)
Real Love(SLAUGHTER)
Carrie(EUROPE)
Lovers(FATE)
You Make Me Feel(BONFIRE)
Every Rose Has It’s Thorn(POISON)
Send Me An Angel(SCORPIONS)
Seawinds(ACCEPT)
Living On The Borderline(Q5)
The Flame(CHEAP TRICK)
A Tale That Wasn’t Right(HELLOWEEN)
Alone Again(DOKKEN)
Burning For Love(HONEYMOON SUITE)
18 And Life(SKID ROW)
Time(MC AULEY SCHENKER GROUP)
What About Love(HEART)
Love Song(TESLA)
Savage Heart(PRETTY MAIDS)
The Price(TWISTED SISTER)
Summer’s Rain(SAVATAGE)
When It’s Love(VAN HALEN)
Nobody’s Fool(CINDERELLA)
Crying(VIXEN)
I Saw Red(WARRANT)
When I See You Smile(BAD ENGLISH)
Love Bites(DEF LEPPARD)

Retrospektif (Askerde Karalamışım)

Yıllara göre sırayla ilk aklıma gelen olay/kişi/nesneler

1985

ALBÜM/NEW ORDER-LOW LIFE
ALBÜM/CHEAP TRICK-STANDING ON THE EDGE
ALBÜM/A-HA-HUNTING HIGH AND LOW

1986

ALBÜM/EUROPE-THE FINAL COUNTDOWN
FILM/TOP GUN
FELAKET/ÇERNOBİL

1987

ALBÜM/HELLOWEEN-KEEPER OF THE SEVEN KEYS:1
ALBÜM/WHITESNAKE-1987
ALBÜM/MSG-PERFECT TIMING

1988

FUTBOL/GALATASARAY-NEUCHATEL XAMAX (5-0)
ALBÜM/METALLICA-...AND JUSTICE FOR ALL
EĞİTİM/İLKOKUL BAŞLANGIÇ(GAZİ M.K.PAŞA İLKOKULU)

1989

SİYASET/BERLİN DUVARI'NIN YIKILMASI
FUTBOL/GALATASARAY AVRUPADA YARIFİNAL
FUTBOL/GALATASARAY-FENERBAHÇE:3-4

1990

ŞARKI/WARRANT-CHERRY PIE
TATİL/SİLİVRİ
FUTBOL/DÜNYA KUPASI İTALYA 90

1991

ALBÜM/METALLICA
ALBÜM/OVERKILL-HORRORSCOPE
TELEVİZYON/STAR(MAGIC BOX)

1992

BİLGİSAYAR/COMMODORE 64+DATA SET
DERGİ/64'LER
EĞİTİM/FKM DERSHANESİ

1993

EĞİTİM/ANADOLU LİSESİ GİRİŞ(ÜSKÜDAR ANADOLU LİS.)
FUTBOL/GALATASARAY ŞAMPİYONLUK(SON MAÇ 8-0 GALİBİYET)
EĞİTİM/İLKOKUL MEZUNİYET(GAZİ M.K.PAŞA İLKOKULU)

1994

BİLGİSAYAR/AMIGA 500
OYUN/CANNON FODDER
DERGİ/AMIGA

1995

FİLM/SEVEN
OYUN/SENSIBLE WORLD OF SOCCER 1995-96
TATİL/YELKENKAYA

1996

TATİL/ALTINOLUK
FUTBOL/EURO 96(ALMANYA ŞAMPİYONLUK)
FİLM/BRAVEHEART

1997

İŞ/STÜDYO NOTİS
SİYASET/28 ŞUBAT
OYUN/FİFA&NBA 97 PARTİLERİ

1998

HOBİ/INTERNET CAFELER VE MIRC
KONSER/KREATOR&SAMAEL
ALBUM/SENTENCED-FROZEN

1999

DOĞAL FELAKET/MARMARA DEPREMİ
KONSOL/PLAYSTATION 1
KONSER/OVERKILL

2000

FUTBOL/GALATASARAY UEFA KUPASI
TATİL/ÇEŞME
EĞİTİM/ÜNİVERSİTE GİRİŞ VE ÇIKIŞ(AFYON İŞLETME)

2001

İŞ/HERMES İLETİŞİM
OYUN/COUNTER STRIKE
TERÖR/İKİZ KULELERE SALDIRI

2002

EĞİTİM/ÜNİVERSİTE GİRİŞ(İSTANBUL Ü. SOSYOLOJİ)
VEFAT/NEZİHE KONĞUR
FUTBOL/JAPONYA&KORE 2002(TÜRKİYE'NİN 3.LÜĞÜ)

2003

İŞ/EFOR ARAŞTIRMA
SAĞLIK/LASER AMELİYATI(GÖZ)
BİLGİSAYAR/PC

2004

FESTİVAL/ROCK İSTANBUL(SOLAR BEACH)
KONSER/SEBASTIAN BACH
BİLGİSAYAR/MSN MESSENGER

2005

TATİL/AYVALIK
FESTİVAL/ROCK REPUBLIC
GEZİ/ÇANAKKALE

2006

EĞİTİM/ÜNİVERSİTE MEZUNİYET(İSTANBUL Ü. SOSYOLOJİ)
İŞ/ATLANTİS MÜZİK
ORGANİZASYON/HAGGARD&SODOM KONSER

2007

TATİL/İZMİR ÖZDERE
İŞ/SİGORTA BAŞLANGICI
DİĞER/ASKERLİK

Tuesday, May 06, 2008

Coming Home

Hayatıma verdiğim 5 aylık molanın bitmesine on gün kaldı.

Askerlik, birşeylerin değerini anlamak için harika bir fırsatmış.

Daha önce kendi kendime yarattığım bütün trajedinin ne kadar anlamsız olduğunu gösteren bir yerdi burası..

Yazması çok kolay, uygulaması biraz zor ama: "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak"

Uzun zaman sonra kendime verdiğim ilk söz bu...

Thursday, November 08, 2007

Valfar, ein Windir




Hayatimda hiç görmediğim, zaten artık hiç bir şekilde görme şansımın bulunmadığı bir insan:Tarje Bakken..

Valfar diye tanınmış metal camiasında..Windir adındaki Norveçli black metal grubunun herşeyi imiş..Grubun nerdeyse bütün şarkı sözleri ve karanlık besteleri onun elinden çıkmış...


Daha 26 yaşına girmeden trajik biçimde hayatını kaybetmiş..Üzerine birçok şarkı sözü yazdığı, kutsal olarak gördüğü Sogndal topraklarında amansız bir tipide donarak göçmüş bu dünyadan..Hayata veda ettiği 2004 Ocağına kadar her biri Black Metal tarihinde önemli yere sahip olan dört albüm kaydetmiş..

Gerçekten yazık olmuş diye düşünüyorum..Yaptığı müzik ile hissettiğim veya özlemini duyduğum bir çok şeyi anlatan bir müzisyenmiş..Gerçi yazdığı sözleri Norveççe oldukları için anlamam imkansız, ama müzik zaten ortak duyguların ifade ediliş şekli değil mi?Müzisyen; hissettiklerini notalara döker, dinleyici de bundan etkilenir..Ben Windir'in müziğinde hayatımın karanlık tarafına ait birçok ayrıntı yakaladım.

25 senelik ömrümde asla Black Metal üzerine atıp tutacak biri olmamama rağmen beni aldı götürdü Valfar..Üst üste on kez falan Soknardalr adlı parçayı dinledim geçen gün..Nasıl bir duygu yoğunluğudur bu?Beni ilk kez Sentenced / Frozen dinlediğim zamanlara götürdü..

Senin için gerçekten üzülüyorum Valfar..Ayrı dünyalarda bulunmamıza rağmen hep içimde var olan ama bir türlü ifade edemediğim soğuk hislerime ve ruhumun karanlık köşelerine dokunduğun için sana yakınlık duyuyorum..Bir şekilde müzik üretecek kapasiteye sahip birisi olsaydım eminim ki yapacaklarım senin yaptıklarına yakın olurdu..Hangi dil olduğu önemli değil..Hüznümü yakaladın içimde be adam..Bütün karanlık hislerimi bir forma soktun..Bir gün bir yerlerde buluşacağız elbet..Soknardalr da bunu anlatmıyor mu zaten!




Friday, October 19, 2007

Thorn In My Side?

Yalnızlıktan kaçamıyorum..Nereye gidersem gideyim, kimlerle birlikte olursam olayım tek başımayım.

Oysa ki anlatmak istediğim ne kadar çok şey birikiyor içimde.Paylaşılmak üzere birçok acı tatlı hatıra bekliyor.Ama olmuyor, sanki bütün söylemek istediklerimi bir dolabın içine atıp kapısını kilitlemişim.Dışarıya hiçbir şey sızmıyor, sanki içimde 24 saat benliğimi denetleyen mekanizmalar var.Bu bedenden içeriye her türlü umutsuzluk, özlem, karamsarlık girişine izin var ama bunların çarelerinin bulunup dışarı atılmaları yasaklanmış sanki..Sürekli alan ama hiç satamayan esnaf gibiyim.Tek farkı içeri buyur ettiğim şeylerin parayla satın alınamayan ve ruh sağlığıma zarar verebilecek şeyler olmaları.Kaç kere "Keşke hayattaki tüm sıkıntılarımın kaynağı para ve onun getirip götürdükleri olsaydı" diye içimden geçmiştir.Ama olmuyor ve bundan sonra da olmayacak.Bu, benim seçtiğim bir yol değil, belki de kaderimde sürekli dikenli yollar üzerinde ilerlemek var..Arada bir birileri omuz atıyor ve yolun dışına itiliyorum.Düştüğüm yerden doğrulup tekrar yola dönmek biraz zamanımı ve enerjimi alsa da genellikle bunu başarabiliyorum..Bazen de gözlerim kapalı yürüdüğümden yolda önümde sabit duran engelleri görmüyorum ve yanlarından geçmek varken dosdoğru onlara çarpıyorum .."Kim koydu bu engelleri buraya?" diye sormanın yersiz olduğunu düşünüyorum çünkü zorluklarla karşılaşmasaydık başarının, tatmin olma hissinin ve rahatlamanın ne anlama geldiğini bilemeyecektik..Her seferinde yerden kalkıyorum ve "Bir daha o kadar sersemce davranmayacağım, insanlara güvenmeyeceğim o kadar, tehlikelerin farkında olacağım" diye kendime söz verip devam dikenli yolda ilerlemeye devam ediyorum..Verilen sözler çabucak unutuluyor..

Bazen de yolumun üzerinde hiçbir engel gözükmüyor..Beni yolun dışına atacak hiçbir güç yok etrafta..Biraz ilerde gecenin karanlığında bir ışık görünüyor.Dümdüz ilerlesem, hiçbir yöne sapmasam o ışığa ulaşacağım.Ancak ben anlamsız bir şekilde boş yolda dümdüz ilerlemek yerine dahili yollara giriyorum.O kapkaranlık, soğuk yan yollarda tamamen kayboluyorum.Ufukta da o ışık gözükmez oluyor artık..Kolayı zora çevirmiş oluyorum...Fırsatları kaçırdığımı hissediyorum, bu da tarifi imkansız boşluklar yaratıyor içimde...

Evet, yol hala dikenli ve taşlı.Arada mola verip kafamı dağıtabileceğim istasyonlar olmasaydı gerçekten bitmiştim..

Bu vesile ile bir teşekkür listesi hazırlıyorum:

- Müzik
- Alkol(Şimdilik olumsuz etkilerini bir kenara bırakmak zorundayım)
- Futbol&Basketbol (+ Bu sporları icra ederken birlikte ter akıttığım arkadaşlarım)
- Adventure, strateji, action, spor oyunları ve komedi, gerilim, korku filmleri.
- Kendileriyle konuşunca bir parça huzur bulduğum arkadaşlarım..Değer verilenler..Sık sık akla ve Akmar'a(!)gelenler: Alper, Cem, Mutlu, Bihter, Murat, Zeliha, Evrin...

Teşekkürler!Siz olmasaydınız iyice dibe vurmuş olurdum..

Monday, September 24, 2007

All The Right Reasons

Bir anlamı olmalı..

Hayır, sürekli sorulan soruların değil..Sözlerin, hislerin bir anlamı olmalı.Değer verip birileriyle birşeyler paylaşıyorsan bu konularda gerçekten hiç şüpheye düşmemiş olmak gerek."Benim kimsem yok ama yine de anlatmam, paylaşmam lazım içimdekileri" yaklaşımı yanlış.Ama ihtiyaç sonucu ortaya çıktığı için bir noktaya kadar kabul edilebilir..

Ama sözler havada kalıyorsa, yapılamayacak olanlar vaat ediliyorsa, kısacası güven kırılıyorsa bünye artık isyan ediyor.Bu tepki başlarda kendini sessiz çığlıklar şeklinde gösteriyor..Ama giderek bir çığ haline geliyor.Yaşamda karşıtlık felsefesi veya diyalektik diye bir şey bence gerçekten var.Kötü olmadan iyi olmanın ne anlama geldiğini anlayamıyorsun mesela..Zayıf duruma düşmeden güçlü hissetmenin nasıl birşey olduğunu bilemiyorsun..Herşey karşıtlarından güç alıp aşama kaydediyor, sonunda gerçek anlamına ulaşıyor..

Ne kadar hayat tecrübesine sahip olsan da salakça herzaman herşeyin iyi gitmesi bekliyorsun..Daha da önemlisi, anlatabileceklerinin karşındakilerin anlayabileceği kadar olduğu aklından çıkıyor..(Mevlana çok doğru söylemiş)Bazı insanlarla gereğinden fazla samimi oluyorsun (Sırf aynı zaman ve mekan paylaşıldığı için)Çoğu zaman beyin isyan ediyor ama kalp onu dinlemiyor..Yalanlar duymana, içinden gelen seslerin seni uyarmalarına rağmen sırf iyi geçinmeye devam etmek adına hiçbirşey olmamış gibi davranıyorsun..Israrla doğuştan gelen sakin ve uzlaşmacı tavrını kaybetmiyorsun..Sakin kafayla düşünme fırsatı bulduğunda birer birer birikmiş olan haklı nedenlerini keşfediyorsun..Haklı nedenlerinle düşmanlarına saldırmak, hiç durmadan konuşmak ve savunma yapmak gereği duyuyorsun..Ama bir bakıyorsun ki yorgun bedenin bu oyunlara karşı koyamayacak hale gelmiş, yediğin yemeği sindirir gibi uykunda da duyduğun yalanları sindiriyorsun..Azap dolu uykular bekliyor..Boğucu gerçeklerden uykunda dahi kaçış yok..Onlar bütün gece boyunca seni kovalıyor.Son bir çabayla sağlam olduğunu zannettiğin bir barınağa sığınıyorsun..Sabah oluyor bir şekilde, güneş doğuyor..Tek bir şey düşünebiliyorsun: "Bir gün daha idare edelim bakalım.."

Sunday, September 02, 2007

On The Sunday Of Life

Olabildiğince saçma geçirilen bir Pazar günü yaşadım.Şu şekilde gelişti olaylar:

- Akşamdan kalmış olmamın etkisiyle dükkanın anahtarını içerde unutmuş olduğumu fark etmem..

- "Türk insanı Pazar günü yataktan kalkmaz " önermesinin bir kez daha doğru olduğunun anlaşılması.Bu yüzden elimde kahveyle saatlerce dükkanın kapısını açacak anahtarcıyı beklemem..

- Bu esnada Rock'n'Coke festivalinde şirketimizi temsil etmekte olan patronun araması ve çok da kibar olmayan bir dille bu güne kadar o anahtarın bir kopyasının yapılmış olmasının gerektiğini hatırlatması..

- “Kısmet bugüneymiş” diye cevap vermem ve anahtarcıyla giriştiğim sıkı olmayan pazarlık neticesinde öğlene doğru dükkanı açmayı başarmam..

- Camda yazan “ECM 18 YTL" yazısı üzerine birkaç yaşı 40’ı aşkın müzik koleksiyoncusunun içeri girmesi ve sırf ucuz diye Jazz CD'lerine hücum etmeleri..

- Seçim zamanı çoktan geçtiği halde Kadıköy’de kimin organize ettiği bilinmeyen bir mitingin düzenlenmesi..Kime ne faydasının dokunacağının asla anlaşılamaması..Ama yolların kapanması..İnsanların yürümek zorunda bırakılmaları..

- Dükkana fazla insan girmediği için sıkılmak..Kafayı masaya koyup uyku pozisyonuna geçmek..Ulver'in Themes From William Blake’s: The Marriage Of Heaven And Hell albümünü dinlemek…Bir kez daha "Aşmış bu adamlar!" demek..

- Sevilen arkadaşlardan birinin (Bihter) ziyarete gelmesi..Yalnız birisi olmadığıma kanaat getirmek ve yalnızlığı bir süreliğine unutmak..

- Dükkana takılmayı alışkanlık haline getirmiş olan tayfanın akşama doğru yine dükkana akın etmesi.Bütün şarkıları sanki birbirinin kopyası olan Jazz albümleri dinlemek..Müzik kültürüne yeni bir şeyler katamamak…

- Rock'n Coke'da yaşanan rezillikleri öğrenmek..Üzerine dedikodu çevirmek..

- Böyle ölü bir günde Akmar’da en yüksek ciroyu yapmak..Ama bunun şahsıma herhangi bir getirisi olmayacağını bilmek..

- Önceki gece doğru dürüst uyunmadığı için bir an önce eve dönme isteği duymak.Ama ani bir kararla gelirken bir büyük Binboa Votka almak ve bilgisayar başında takılmak..Uykusuzluğu biraz daha ertelemek.

- Saatin iki buçuğu göstermesi ve MSN'de konuşacak kimse bulamamak..