Thursday, August 30, 2012

Nerde Eski Topçular...

Gheorghe Hagi, 1989 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Steaua Bükreş formasıyla Galatasaray karşısında..2 numaramız İsmail galiba..Ya da Semih de olabilir..




Ulubatlı Souness (Graeme Souness), Sampdoria formasıyla Juventus karşısında..Arka planda da Platini göze çarpmakta.Sene 1985...




Aslan Yürekli Gerets (Eric Gerets), 1981 yılında Standart Liege'de oynarken..Egemen Korkmaz'a benziyor değil mi?





Luis Figo, Sporting Lizbon'da henüz kariyerinin başındayken kıvır kıvır saçlarıyla dikkat çekiyor.Yıl 1995...





Kendisi futbolcu olmasa da bu resmi hoşuma gitti.Reggae efsanesi Bob Marley, ilginçtir ki 1977 yılında futbol oynarken ayak parmağında açılan bir yaradan dolayı deri kanseri olmuş, bu da 1981 yılında ölümüne yol açmıştır..


The Little Things Vol:2 - In The Woods ... - Strange In Stereo Promo CD


Nadir bulunan bir Promo CD olsa gerek ama onu benim gözümde değerli yapan bu değil..Norveçli Black/Avant-Garde/Progressive Metal grubu In The Woods'un (Kendilerini saygıyla anıyoruz) Omnio başyapıtından 2 sene sonra çıkardığı Strange in Stereo, belki ikinci bir Omnio değildir ama grubun bir başka derin, karanlık ve mükemmel albümüdür.(Zaten grup Strange in Stereo'dan sonra bir toplama albüm ve bir konser albümü yayınlayıp dağılmıştır) Elimdeki Promo CD'si, grubun o zamanlardaki plak şirketi İngiliz Misanthropy Records tarafından basılmış..Misanthropy Records'un 2000 yılında kapanmış olduğunu düşünürsek artık bayağı zor bulunabilen bir CD olsa gerek..Neyse, başta da belirttiğim gibi beni ilgilendiren nadir bulunması değil..Çok sevdiğim, yıllardır ara ara dinlediğim bir albüm olduğu için burada da paylaşayım dedim...


Sunday, August 26, 2012

The Little Things Vol:1 - Finlandia Vodka


Daha önce de belirtiğim gibi Finlandia Vodka, şu ana kadar içmiş olduğum en lezzetli votkadır.Hem sadesi hem de meyveli çeşitleri birbirinden nefis olan içkinin üreticileri sanırım Türkiye pazarına yatırım yapmayı düşünüyorlar ki böyle çekici bir kutu üretmişler.Sadece Türkiye için hazırlanan kutuların içinden bir tane 70'lik şişe (sade) ve "Saf Buzul Suyu" veya "Gece Yarısı Güneşi" temaları ile Finlandiya'yı hatırlatan bir votka bardağı çıkıyor.Satın aldığınızda "The Very Tired Rooster" veya "Ratatosk" adları verilmiş bardaklardan birisine sahip oluyorsunuz.(Birincisini Cerenciğim bana hediye aldığında içinden The Very Tired Rooster çıkmıştı.Bu yüzden ikincisini alırken özellikle içine baktım ve Ratatosk da benim oldu) Tasarımı Klaus Haapaniemi adında Finlandiyalı bir sanatçı tarafından yapılan bu bardakları ve bu özel seti kaçırmayın derim..Migros ve Carrefour'da halen bulunabilmekte ancak sınırlı sayıda kalmış...


En Büyük Heavy Metal


Türkiye'nin heavy metal ile ilk tanıştığı zamanlardan bir fotoğraf.Açılan pankart 80'lerin havasına ne kadar uyuyor değil mi?Saf, içten, abartısız..

Kaynak: Türkiye'de Ağır Müziğin Geçmişi

Monday, August 20, 2012

Bolt Thrower - War Master (1991)

Genellikle yavaş ve orta tempoda icra ettikleri agresif death metal soundunu enfes melodiler ile dinleyicinin beynine kazıyan Bolt Thrower, yolundan hiç sapmadan 80'lerden günümüze kadar gelen bir İngiliz metal devi. Değişimlerden uzak durması grubun her albümünde kendini tekrarladığı anlamına gelmesin; Bolt Thrower, her albümünde bir önceki albümlerinin üzerine bir şeyler koyabilmiş ve yaratıcılığını hiçbir zaman kaybetmemiş bir grup. Öyle ki 2005 yılında çıkan Those Once Royal albümlerinden sonra "Henüz bundan daha iyisini yapamadıkları"gerekçesiyle yeni bir kayıt yayınlamadılar. Grubun yeni albümünün ancak öncekilerden daha iyisini yaptıklarına ikna olduğunda yayımlanacağı duyuruldu. Bolt Thrower'a saygı duymak için yukarıda belirtilen nedenler yeterli aslında. Yıllardır metal fanlarının ya çok seveceği ya da nefret edeceği, tavizsiz, safkan death metal yapıyorlar. Genellikle yavaş ve orta tempolu soundları ve çok brutal olmayan vokalleri nedeniyle kimi çevreler tarafından "Easy listening death metal"grubu olarak görülse de bence bu görüşe katılmak mümkün değil. Death Metal mutlaka çok brutal olmak zorunda değil; kuvvetli bir armoni, ustaca yazılmış melodiler ve şarkı sözleri ile de gayet güzel icra edilebilir kanımca. Bu arada grubun şarkı sözlerinin genellikle savaşlar, savaşta verilen kayıplar ve Warhammer 40K oyunu ile ilgili olduğunu söyleyelim... War Master albümüne geri dönecek olursak...Elimde 1991 yılında Earache Records tarafından piyasaya sürülmüş ilk baskı CD'si bulunan ve 5.parçası (Destructive Infinity) bonus track olarak yer alan albüm, baştan aşağı kaliteli melodiler ile bezenmiş ve genellikle ağır tempoda başlayıp ortalarına doğru hızlanan parçalarla dolu enfes bir albüm. 90'lı yılların başında çıkmış olmasına rağmen produksiyonu gayet sağlam. Her enstrümanın temiz biçimde duyulduğu; gitarlarda Gavin Ward ve Barry Thompson, davulda Andy Whale, bas gitarda Jo Bench (Bu arada Jo Bench, bir metal grubunda bas gitar çalan ender bayan müzisyenlerden) ve vokallerde Karl Willets'ten oluşan kadrosuyla grubun üçüncü albümü olarak yayımlanmış. Unleashed (Upon Mankind) introsu ile açılan War Master'ın başındaki kısım aslında bütün albümün kısa bir özeti gibi. Ağır, tehditkar bir havada ve düşük tempoda başlayan parça; ortalarına doğru hızlanıp dineyiciyi gaza getirmekte.2.parça olan What Dwells Within, kanımca hem albümün hem de Bolt Thrower tarihinin en baba parçalarından biri. Nefis gitar melodileri ile tam bir oldschool death metal ziyafeti sunuyor. The Shreds of Sanity ile doyurucu ikram devam eder. Bu parça aksak gitarları ve davulları ile bence albümün klas parçalarından biridir.. Profene Creation, hem yavaş hem de hızlı tempoda mükemmel melodiler içeren bir başka Bolt Thrower güzelliğidir. Albümün 6.parçası olan Final Revelation ise kısa, vurucu, fırtına gidir. Ne zaman başlayıp ne zaman bittiği anlaşılmaz. Albüm ile aynı adı taşıyan parça da yine güçlü ve agresiftir. İnsanlığın yok oluşu ve yeni bir kurtarıcının (War Waster)gelişi ile ilgili sözleriyle dikkat çeker: "..Now once more..We rise to fall Man's destruction..In the final war Nothing's left..Of the human race The planet's end..Our destiny oblivion" Albümün sonunda yer alan iki sıkı parça (Rebirth of Humanity ve Afterlife) ile bu nefes kesen death metal yolculuğu sona erer. Son parçadaki kapanış solusu tam anlamıyla epiktir. Bolt Thrower'ın metal müzik dinleyicileri için bir nimet olduğuna inanıyorum. Bu grup bence ölüm müziğini sevme sebebi, İngiliz metaline saygı duyma gerekçesi...20 küsür seneden beri hiçbir trende aldırış etmeden bildikleri, sevdikleri tarzdan hiç uzaklaşmadan yolunda ilerleyen adamlardan bahsediyorum. Günümüzün metalcore, drone gibi zırvalıklarının yanında hala ışıl ışıl parıldayan bir isim Bolt Thrower. Var oldukları için şükrediyorum ve Those Once Royal'dan daha iyisini yapabilmelerini temenni ediyorum, aksi halde maalesef death metal efsanelerinden birinin sonuna tanıklık edeceğiz...

Tuesday, August 07, 2012

İçki Koleksiyonu - 9 / Bushmills Irish Whiskey


Jameson'ın eşsiz tadını keşfettikten ve Tullamore Dew'u bulduktan sonra kolay kolay başka İrlanda viskisi içemeyeceğimi düşünüyordum. (En azından Türkiye'de yaşadığım müddetçe) Ancak sevgili arkadaşım Murat Ceylan (Holy Murat), doğum günümde bana Almanya'dan getirdiği litrelik Bushmills'i hediye edince çok şaşırdım ve sevindim. Şu an itibariyle şişenin dibini görmüş durumdayım (Bütün şişeyi bir oturuşta bitirmedim tabi ki, biraz zaman aldı) ve Bushmills hakkında biraz bilgi vermek istiyorum..

Dünyanın en eski damıtımevi olarak bilinen Old Bushmills damıtımevinde üretilen ve yumuşak bir içime sahip olan Bushmills'i diğer İrlanda viskilerinden ayıran özelliği çeşitli tahıl viskilerinin harmanlanmasıyla üretilmesi. En az 7 yıl meşe fıçılarda bekletildikten sonra şişeleniyor. (Benim içtiğim standart 7 yıllığıydı ancak 10,16 ve 21 yıllık olanları da var ve ne kadar lezzetli olabileceklerini düşünmek istemiyorum)

Bushmills'i kokladığınızda burnunuza vanilya, meyve ve baharat aromalarının karışımı olan hafif bir koku geliyor. Damakta ise sıcak, tabakalar halinde, bal tatlılığında bir lezzet bırakıyor. Son olarak içtiğiniz sıvı gırtlağınızdan midenize doğru inerken de yine baharat aromalı taze bir tat duyuyorsunuz.

Bushmills, klasik bir İrlanda viskisi. Tatlı, meyve ve baharat aromalı, içimi hafif. İrlanda viskilerini seviyorsanız bulduğunuz yerde gözü kapalı alın, ki zaten bulabilmeniz bayağı düşük bir ihtimal (Yurt dışına seyahat ediyorsanız ayrı tabi) Ama yok "Ben viskimi sert severim, içtiğimde duman tadı almak isterim" diyorsanız sizinle yazı dizimizin bir başka bölümünde buluşuruz, hatta bir keresinde buluşmuşuz sanırım..





Tuesday, July 31, 2012

Anneler Babalar Dikkat



Yorumsuz...

The Adventures of Sherlock Holmes



Bu güne kadar pek çok Sherlock Holmeskitabı okudum.Çocukluğumda polisiye romanlara fena halde bağlanmamı sağlayan yazar Agatha Christie'dir, onun hemen ardından da Sir Arthur Conan Doyle gelir.Müthiş bir gözlem yeteneğine sahip, kimsenin farkına varamadığı küçük detaylardan doğru sonuçlara ulaşabilen, garip zevkleri olan Sherlock Holmes karakteri; onunla ilk tanıştığım andan itibaren beni etkisi altına almıştır..

Geçenlerde "Neden elimin altında Internet varken Sherlock Holmes ile ilgili televizyon dizilerine bir göz atmıyorum ki?" diye bir düşünce belirdi kafamda.Sinemaya uyarlanmış birkaç hikayesini izleme fırsatı bulmuştum ama dizileri ile ilgili bilgi sahibi değildim.Torrent sitesinde Sherlock Holmes diye arama yaptığımda karşıma çıkan ilk sonuçlardan biri "The Adventures of Sherlock Holmes" adında bir televizyon dizisi oldu, indiriverdim...

İndirirken dizinin tarihine bakmamışım.2010 yılında çekilen TV serilerinden biri ile karşılaşmayı bekliyordum ama elimde 1984-85 yılları arasında İngiltere'de çekilmiş olan 2 sezonluk bir Sherlock Holmes dizisi vardı.Bu, ilk başta kafamda soru işaretleri oluşturmuş olsa da daha ilk bölümü izlerken doğru bir seçim yapmış olduğuma karar verdim.

Dizide Sherlock Holmes'u canlandıran Jeremy Brett, bu rol için mükemmel bir seçim olmuş...Mimikleri, karizmatik ve bir anda yükselip alçalan ses tonu ile "Ben Sherlock Holmes'u canlandırmak için yaratılmışım" mesajı veriyor..Romanlardaki mistik atmosferin ekranda da hissedilmesini sağlıyor..Dr.Watson rolündeki David Burke de tam olması gerektiği gibi: Az ama öz konuşuyor, ince bir espiri kabiliyetine sahip ve tam gerektiği zamanlarda Holmes'a yardımcı oluyor..

Toplam 2 sezon ve 14 bölüm olarak çekilmiş olan dizide şu an 1.sezonun 6.bölümünü izlemekteyim.Diziyi bütün Sherlock Holmes fanlarına gözü kapalı tavsiye ediyorum.

Fikir sahibi olmak isteyenler aşağıdaki linkten ilk bölümü izleyebilirler:


The Adventures of Sherlock Holmes 1.Sezon 1.Bölüm


Bu arada Sherlock Holmes ekranlarda başrolde yine Jeremy Brett'in yer aldığı The Return of Sherlock Holmes (1986-1988), The Casebook of Sherlock Holmes (1991-1993) ve The Memoirs of Sherlock Holmes (1994) serileri ile gözükmeye devam etmiş, ancak usta aktörün 1995 yılındaki ölümü ile sessizliğe bürünmüş..


Saturday, July 21, 2012

İçki Koleksiyonu - 8 / Domecq 1820 Brandy De Jerez



Şu ana kadar içtiğim en değişik içkilerden birisi bu, Domecq 1820 Brandy De Jerez.. Brendi, yanık şarap olarak nitelendirilen ve genellikle üzüm,elma,kiraz gibi meyvelerin şaraplarının damıtılıp fıçılarda bekletilmesiyle üretilen, şarap tadında ancak şaraptan daha yüksek alkol derecesine sahip bir içkidir. Sadece Fransa'nın Bordeaux şehrinde yer alan Cognac bölgesinde üretilen brendilere konyak adı verilir, daha doğrusu konyak adı sadece bu bölge sınırları içinde kullanılmak üzere lisanslanmıştır.(Konuyla ilgili "Her konyak aynı zamanda bir brendi'dir ancak her brendi aynı zamanda bir konyak değildir" diye özlü bir söz vardır)

Bir şişe Napoleon French Brandy alma düşüncesiyle girdiğim tobacco shop'taki satıcının "Elimde bir İspanyol brendisi var, ben içmedim ama içen arkadaşlarım bayağı methettiler" demesiyle kararım değişti ve bir denemeye karar verdim Domecq 1820'yi..İlk yudumu aldığımda bir an kırmızı şarap içtiğimi zannettim ama boğazımdan geçen sıvının bıraktığı hafif yanıklık hissi gerçeği anlamamı sağladı. Bu şarap değildi; üzüm, fındık, badem ve çeşitli kuru meyve aromalarını içinde barındıran sert bir içkiydi. Yaklaşık 2 asırdır İspanya'da üretilen Domecq 1820, ilginçtir ki damıtılma işlemlerinden sonra Amerikan meşe fıçılarında bekletilen bir brendi çeşitiydi. "Bir başka İspanyol içkisi söyle" deseler cevap veremem ancak Brandy De Jerez denemesinden memnun kaldığımı belirtmem lazım. 1 litrelik şişelerde satılması, fiyatının aşırı pahalı olmaması, günün her anı ,özellikle de yemeklerden sonra tatlı ile beraber tüketilebilecek bir içki olması sebebiyle Domecq 1820'yi ağzının tadını bilen herkese tavsiye ediyorum. Yavaş yavaş, içindeki meyve tatlarının keyfine vararak, şarap bardağında ve sek olarak tüketmenizi öneriyorum..


DEĞERLENDİRME PUANI:7/10

Saturday, July 14, 2012

An Offering of Reasons



Savatage...Birçok kişi için anlamı sözlüklerde bulunmayan acayip bir kelime..Bazıları için bir metal grubu..Benim için ise güzel, hüzünlü, mutlu, acı birçok duyguyu yaşamamı sağlayan; 80'lerden 2000’lere kadar Heavy Metal adına muhteşem eserler çıkarmış bir efsane, en içten şarkı sözü yazan ve en başarılı konsept albümler hazırlayan müzik gruplarından biri…

Grubun ilk adı "Avatar" idi. 80'lerin başında bir süre faaliyetlerine bu isimle devam ettiler. Daha sonra AvatarSavage ile birleştirip "Savatage" ismini kullanmaya karar verdiler. 1983'te ilk albümleri "Sirens" yayınlanırken bu albümde grubun en son kadrosundan sadece Jon Oliva'nın ismi yer alacaktı..

Savatage diskografisinde 80'li yılları çabuk geçmek istiyorum çünkü bence grubun çığır açtığı, metal müzikte belirgin farklılıklar yarattığı dönem 90'lı yılların hemen başında "Streets" albümüyle başlayan ve milenyumun bitişine kadar süren dönemdir. Tabi ki Savatage’in 80'li yıllarda bugünkü Power ve Progressive metalin yaratıcısı olan gruplardan biri olarak oldukça özgün işler yaptığını inkar etmiyorum. Sirens dan sonraki Power Of The Night (1985), Fight For The Rock (1986), Hall Of The Mountain King (1987) ve Gutter Ballet (1989) albümlerinin vasat albümler olduğunu da söylemiyorum. Ama beni asıl etkileyen, Savatage'i favori gruplarımdan biri yapan "Streets:A Rock Opera" albümü ve sonrasıdır..

Grubun 80'li yıllardaki klasik olmuş parçalarını düşündüğümde aklıma şunlar geliyor: Sirens, Fight For The Rock, Hall Of The Mountain King, The Unholy, Gutter Ballet, When The Crowds Are Gone ve tabi ki Summer's Rain...Grubun o yıllardaki soundunu ise kısaca şöyle tanımlayabiliriz: Zengin keyboard melodileri üzerine oturtulmuş 80'lerin çığırtkan vokali ve kuvvetli, cayır cayır gitarlar..Çoğu parçada hızlı ve sert gitar riffleri ama mutlaka her albümde insanın kalbini deşen en az bir ballad..

1991'de Streets:A Rock Opera çıktığında ben sadece 9 yaşındaydım.(Böylesine muhteşem bir albümü çıktığı anda dinlemeyi çok isterdim)Bu albümde eskilere göre bir değişim söz konusuydu. Ama bu değişim, daha güçlüyü, daha tekniği ve daha güzeli aramaktan başka birşey değildi. Başarılı da olmuşlardı. Olgunluk dönemlerine adım atıyorlardı.Jon Oliva'nın vokal performansı inanılmazdı.Tonight He Grins Again, A Little Too Far, St Patrick's gibi parçalarda insanı duygu denizinde boğdururken Jesus Saves ve Agony&Ecstasy'de bu coşkulu ve kuvvetli sese eşlik etmek zorunda kalıyordunuz. Kardeşi Criss Oliva ise gitarlarda harikalar yaratıyor ve melodiklik kavramlarını altüst ederek kulak pası kazımak konusunda ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyordu. Parçaların değişken yapısı çok iyi ayarlanmıştı. İnişler-çıkışlar, hızlanmalar tam yerindeydi.(Siz en iyisi albümden "Believe"'i dinleyen ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız) Savatage, Streets:A Rock Opera ile soundunu daha modern bir yapıya oturtuyordu..

1993 yılında Savatage cephesinden bir iyi bir de trajik haber gelecekti. Genelde tersi olur ama ilk önce iyi olanı söyleyelim: Edge Of Thorns adlı şahaser raflardaki yerini alıyordu..Bu albüm bence her şeyiyle kusursuz idi..Kadrodaki değişiklikler grubun fanları tarafından hemen benimsenmişti. Özellikle albümle aynı adı taşıyan parça dinleyenin aklından çıkmıyordu ve grubun her konserinde seyircilerle beraber söyleniyordu.Edge Of Thorns, aynı zamanda grubun ülkemizdeki rock barlarda en fazla çalınan parçası olma özelliğini taşıyordu..

Bu efsane albümdeki favori şarkılarım hakkında teknik bir inceleme yapmak gerekirse:

-Edge Of Thorns: Muhteşem keyboard ve akılda kalıcı vokaller (Zaten Zachary Stevens benim için aşmış bir sestir) Etkileyici, mistik hava...

-Lights Out: Sert, düşmeyen tempolu, alışılmış Savatage tarzından farklı bir parça

-Follow Me: İsyankar sözlerin güzel melodilerle ve Zak'ın estetik vokaliyle birleştiği bir klasik

-Exit Music: Sadece keyboardlardan oluşan ruh dinlendirici bir geçiş parçası

-Degrees Of Sanity: Hissettirilen acayip karamsar, bunalım bir hava ama kulağa çok çok hoş geliyor. (Grubun genel olarak en sevdiğim parçalarından biridir..)

-Sleep: Saedece akustik gitar ve vokal ile bu kadar mı güzel bir kapanış şarkısına imza attırılır dedirten parça

Edge Of Thorns, o zamanki albüm satış rakamları incelendiğinde müzik marketlere en çok para kazandıran albümlerden biridir. Bir rivayete göre Savatage'in şu zamana kadar en çok satan albümüdür.Kadrosunda, Zak Stevens-Vokal, Criss Oliva-Gitar, Johny Lee Middleton-Bass, Steve Wacholz-Drum ve Jon Oliva-Keyboard yer almıştır.

17 Ekim 1993 günü metal dünyasını büyük üzüntüye boğan haber duyulur. Bir gitar tutkunu, Savatage'in başarısında kardeşi Jon ile büyük emeği olan Criss Oliva bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Ölümüne sebep olan kamyonu sarhoş bir şöför kullanmaktadır ve otoyolda refüjü aşarak talihsiz müzisyenin 1982 model Mazda RX-7'sine çarpmıştır. Criss, öldüğünde sadece 30 yaşındadır..

Bu şok yaratan trajediden sonra grup kendini toparlamaya çalışır. Grubun yeni gitaristi Testament'den gelen Alex Skolnick olur. 1994 yazında bu zor şartlar altında stüdyoya girilir ve "Handful Of Rain" kaydedilir. (Jon Oliva'ya göre bu tamam ya da devam albümüdür.) Sonuç hiç fena değildir. Handful of Rain, yoğun biçimde progressive metal öğeleri taşıyan, akılda kalıcı birçok parça içeren, CD'sini müzik setimin yanından eksik edemediğim bir albüm olmuştur. Açılış şarkısı Taunting Cobras albümün en dikkat çekici parçasıdır. Sert gitar riffleri ve başdöndüren hızıyla New York'lu Thrash gruplarını hatırlatır. Handful Of Rain, uyuşturucu belasını eleştiren sözleriyle dikkat çeken ve ortalarına doğru gaz biçimde hızlanan enfes bir parçadır. Ve Chance..Bunun hakkında fazla birşey yazmaya gerek yok.5 tane Savatage parçası say deseler adını sayacağım şarkılardan biri. Değişilmez bir konser parçası olmuştur...

Albümde Watching You Fall, Nothing's Going On ile Criss için yazılmış Alone You Breathe benim diğer favori parçalarımdır..

Bir sene sonra, savaşın Orta Avrupa'da karanlık yüzünü iyice gösterdiği 1995 yılında grup Dead Winter Dead adında konsept bir albüm hazırlar. Bosna'daki vahşet orada yaşayan ve dehşeti hisseden insanların ağzından anlatılmaya çalışılmıştır. Sözlere bakıldığında savaşın insan üzerindeki psikolojik etkisini anlamak mümkündür. Dead Winter Dead, aynı zamanda grubun en senfonik albümüdür. Bunun sebebi sonradan yoluna kendi başına devam edecek olan Trans-Siberian Orchestra'nın bu albümde Savatage'e eşlik etmesidir..Orkestra'nın performansı etkileyicidr, Savatage’in müziğine çeşitlilik katmıştır..I Am, Doesn't Matter Anyway, This Isn't What We Meant, Not What You See gibi mükemmel parçalar içerir albüm. Kadro, gitarlarda Chris Caffery ve Al Pitrelli, davulda Jeff Plate, bass gitarda J.Lee Middleton ve vokallerde Zachary Stevens şeklindedir. Jon Oliva, keyboardları çalıp bazı parçalarda mikrofonu Zak'tan almıştır.

Yayınlanan bir best-of'tan sonra grup bir başka konsept albümü hazırlar. The Wake Of Magellan, 1997 yılının en önemli albümlerinden biridir..Albüm, sürükleyici ve insanı merakta bırakan hikayesinin yanı sıra hüzünlü ve muhteşem melodileriyle dikkat çeker. Klavye partisyonları bence o ana kadar yapılanlar içinde en iyileridir. Jon Oliva daha ilk track'te (Oceans) muhteşem bir keyboard ziyafeti çekerek insanı okyanuslara götürür...Vokaller ile gitarların müthiş uyum gösterdiği parçalar boldur. Enstrümental The Storm, Oliva'non vokalleri Zak'tan aldığı Another Way, müthiş temposuyla Complaint In The System ve hikayenin düğüm noktası olan The Hourglass albümün ağır topalrıdır.(Turns To Me'yi ayırıyorum, o gerçekten bir başyapıt çünkü) Hikaye demişken, özetin de özeti olarak sanırım şunu aktarabilirim: Magellan'ın soyundan geldiği iddia edilen bir şahsın ölmeye karar vererek tek başına okyanusa açılmasından sonra gördüğü bir kadın, onun sayesinde ölümden vazgeçerek daha önce hissetmediği şeyleri hissetmeye başlaması ve başından geçenler anlatılıyor. Aşk, umutsuzluk, karamsarlık, yaşama sevinci...Sanırım bunlar hepimizin ortak duyguları. Bu albümde farklı bir bakış açısıyla dinleyiciye aktarılmaya çalışılmış. Mutlaka kendinizden birşeyler buluyorsunuz. Müzik ile sözlerin uyumu göze alınırsa, bir kere dinleyip kenara atılmazsa (Çünkü biraz zor ve derin bir albümdü) rahatlıkla Savatage'in ortaya muhteşem bir eser daha çıkarmış olduğu söylenebilirdi..

Albümü aynı ismi taşıyan dünya turu izler. Maalesef bir türlü buralara gelemezler. Daha sonra Zak Stevens gruptan kendi isteğiyle ayrılır. Gerekçe olarak artık ailesine daha fazla zaman ayırmak istediğini gösterir.(Oysa ki sonradan Circle To Circle grubunu kurar).Böylece Savatage yetenekli bir müzisyeni kaybetmiş olur. 2000 yılında gitarist Al Pitrelli de Megadeth'e geçmesiyle Savatage güç kaybetmeye devam eder..

2001 yılında piyasaya sürülen Poets&Madmen albümü müzikal yönden bir önceki albüme göre sönük kalır..Ama hikayesi yine can alıcıdır..Albümün iç kapağında bir çocuk fotoğrafı görülür. Afrikalı bu çocuk, bir deri bir kemik kalmıştır. Her halinden açlıktan ölmek üzere olduğu anlaşılmaktadır. Ve hemen yanında bir leş kargası vardır. Karnını doyurmak için çocuğun ölmesini beklemektedir. Bu fotoğrafı tesadüfen oradan geçmekte olan bir Amerikalı fotoğrafçı çeker. Çektikten sonra da oradan uzaklaşır ve haber ajanslarına ulaştırır. Sonuç itibariyle resim büyük yankı yapar. Adamın bu fotoğrafı bir fotoğraf yarışmasında birincilik kazanır ve adam milyonlarca doların sahibi olur. Zengin olur, hayatı kurtulur. Fakat adam bir süre sonra fotoğraftaki çocuğun resim çekildikten çok kısa bir zaman sonra öldüğünü öğrenir. Oradan ayrılmak yerine çocuğa yardım etmesi gerektiğine, bağışlanmayacak bir günah işlediğine inanmaya başlar. Kendini bir türlü affedemez ve sonunda çektiği vicdan azabından dolayı kendini öldürür...Bilmem bütün bu hikayenin gerçek olduğunu belirtmeme gerek var mı?

Soundu değerlendirmek gerekirse; Poets&Madmen, içinde Commissar, There In The Silence, Morphine Child gibi sıkı parçalar bulunmasına rağmen benim The Wake Of Magellan'dan sonra beklediğim albüm değildi..Vokallerde Zak'in sesini arıyordunuz..Albümün sonu sıradan parçalarla doluydu. İnsan koskoca dört seneden sonra daha iyisini bekliyordu. Bu arada Stay With Me Awhile ile Rumours da hoşuma giden parçalardandı. Özellikle Rumours'un bitişindeki akustik bölüm harikaydı..

Savatage, 2001 yılından itibaren sessizliğe bürünmüştür ve geleceği belirsizdir. Konu ile ilgili olarak Jon Oliva bir internet sitesine aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:

"There's nothing going on [with Savatage]. The situation is very simple. You've got the Trans-Siberian Orchestra which is a multi-platinum, selling 30,000 tickets a night, band that is actually Savatage with a different name and different singers, that has become successful. And you've got Savatage which has a loyal core audience that is a lot smaller. You're talking worldwide about maybe a couple hundred thousand people where you know, I'm sitting here, talking to you on the phone, looking at my wall and I've got 5 platinum albums and not one of them says Savatage. And that's not saying anything bad about Savatage.

"We all loved Savatage but we gave Savatage its chance to get to the level where it was supposed to get to and it never did, for whatever reasons, you know - we had tragedies, everything like that. But to me Savatage was never Savatage after Criss died. All these other lineups of the band that people heard from "Edge Of Thorns" (1993, Atlantic Records) on, to me was more like Trans-Siberian Orchestra actually than Savatage.
"


Trans-Siberian Orchestra’yı takip etmiş değilim. Dolayısıyla Savatage ile bu grubu karşılaştırmaya niyetim yok. Ama Jon Oliva’nın açıklamaları bana biraz tuhaf geldi. Bir senfonik metal grubunun bir gecede 30000 bilet satması, 5 tane platin albüm ödülü falan kazanması benim için bir şey ifade etmiyor, her ne kadar söz konusu grup Savatage'in devamı olmuş olsa bile..Adında "Orkestra" kelimesi geçiyor diye bir grubun bu kadar ilgi görmesini de anlayamıyorum.

Sabırla Savatage’den bir geri dönüş albümü bekleyenlerdenim. Hikaye bu şekilde bitmemeli...

Rock Müzik Dinleyicisi Profili Araştırması



Sene 2003 olmalı..Üniversitede kamuoyu araştırmaları, anket teknikleri ve anket verilerin raporlanması ile ilgili bir dersimiz vardı..O dersi çok seviyordum..Kendim de bir anket hazırlamalı ve insanlara uygulamalıyım diye düşünmüştüm.Sonunda aşağıda yer alan anket çıkmıştı ortaya..Bu anketi aralarında Apache Ayhan, Şanver Ofluoğlu, Enis Kızılkaya gibi önemli şahsiyetlerin de bulunduğu yaklaşık 150 kişi üzerinde uygulamıştım ve ortaya enteresan sonuçlar çıkmıştı..Örneğin 33.soruya "Evet" yanıtı verenlerin oranı bir hayli yüksekti...34.soruya sadece "Gitar" yazan adam vardı..28.soruya "Şarkıyı dinlerken anlarım, araştırmama gerek kalmaz" diyen lavuk metalciler tanıdım..Keyifliydi..



İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ/SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ
Rock Müzik Dinleyicisi Profili Araştırması


1-Adınız ve soyadınız?
Yazınız:………………………………………

2-Cinsiyetiniz?
( )Kadın ( )Erkek

3-Yaşınız?
( )14-18 ( )18-22 ( )22-26 ( )26-30 ( )30-35 ( )35+

4-Medeni Durumunuz?
( )Bekar ( )Evli ( )Dul

5-En son bitirdiğiniz okul?
( )İlkokul ( )Ortaokul ( )Lise ( )Ön Lisans ( )Lisans ( )Yüksek Lisans

6-Mesleğiniz?(Öğrenciyseniz okuduğunuz okulu da yazınız)
Yazınız:……………………………………….

7-Şu anda kiminle beraber kalıyorsunuz?
( )Ailemle birlikte ( )Arkadaşlarımla birlikte ( )Öğrenci yurtlarında ( )Kendi başıma
( )Diğer[Yazınız:………

8-Rock/Metal müzik türleri içinde en çok dinlediğiniz tür hangisidir(tek cevap)
( )Hard Rock ( )Glam Rock ( )Alternatif Rock ( )Heavy Metal ( )Power Metal
( )Thrash Metal ( )Speed Metal ( )Black Metal ( )Death Metal ( )Doom Metal
( )Grind-Core ( )Industrial ( )Progressive Metal ( )Nu-Metal ( )Diğer:…………….

9-Bunun dışında genelde rock/metal müziğin başka hangi türlerini dinlersiniz?(çok cevap olabilir)
( )Hard Rock ( )Glam Rock ( )Alternatif Rock ( )Heavy Metal ( )Power Metal
( )Thrash Metal ( )Speed Metal ( )Black Metal ( )Death Metal ( )Doom Metal
( )Grind-Core ( )Industrial( ) Progressive Metal( ) Nu-Metal ( )Diğer( ):…………….

10-Rock/metal müzikte en çok sevdiğiniz üç grubu sayar mısınız?
1:……………………. …. 2:………………………… 3:……………………………….

11-Yaklaşık kaç yıldır rock/metal müzik dinlemektesiniz?
( )1 yıldan az ( )1-3 yıl ( )3-5 yıl ( )5-8 yıl ( )8-10 yıl ( )10-15 yıl ( )15+

12-İlk olarak bu müzikle tanışmanızı sağlayan neydi?(tek cevap)
( )Arkadaşlarımdan merak ve etkileşim yoluyla başladım ( )Radyo, TV, Dergi gibi medya araçlarında görüp veya dinleyerek ( )Kendim merak ettim ( )Ailemde bu tür müzikler dinleyen kişilerin olması bunda etkili oldu ( )Diğer[…….

13-Sizce dünyada içinde bulunduğumuz dönemde diğer türlerden ağır basan ve trend olma eğilimi gösteren bir rock/metal türevi var mı?Varsa hangisi?
( )Hayır ( )Evet[Hangi tür, yazınız:………………………] ( )Fikrim yok

14-Müziği daha çok hangi formatta dinlemeyi tercih ediyorsunuz?(tek cevap)
( )Orjinal CD ( )Kopya CD ( )Mp3 ( )Kaset ( )Plak ( )Diğer[Yazınız……………..]

15-Türkiye’de yapılan rock/metal konserlerini takip etme eğiliminizi aşağıdakilerden hangisi daha iyi belirtir?
( )Rock/metal gruplarının konserlerini kaçırmam
( )Sadece sevdiğim, dinlediğim grupların konserlerine giderim
( )Ancak efsane denilebilecek,çok büyük bir grup gelirse konserine giderim
( )Rock/metal konserlerine gitmiyorum
( )Diğer[Yazınız……

16-Şu ana kadar gittiğiniz rock/metal konserleri içinde en çok etkilendiğiniz, memnun kaldığınız hangisiydi?(eğer hiç bir konsere gitmediyseniz boş bırakınız)
Yazınız:……………………………………………….

17-Sizce Türkiye’de bu tarz konserler yapılan mekanlar içinde hangisi bu tür organizasyonlar için en uygunudur?
( )Venue ( )Yeni Melek Gösteri Merkezi ( )Bostancı Gösteri Merkezi ( )Solar Beach
( )Casablanca[Sold Out] ( )Kemancı Bar ( )Fikrim yok ( )Diğer[Yazınız……

18-Rock/metal müzik ile ilgili yayınlanan yerli ve yabancı dergileri ve fanzinleri takip ediyor musunuz?Ediyorsanız hangilerini?
( )Hayır takip etmiyorum
( )Evet takip ediyorum[Hangileri olduğunu yazınız:……….

19-Internette rock ve metal müzikle ilgili takip ettiğiniz yerli veya yabancı siteler var mı?Varsa hangileri?
( )Hayır yok ( )Evet var[Yazınız:……....

20-Sevdiğiniz rock/metal gruplarının t-shirtlerini giyme eğiliminizi hangisi daha iyi açıklar?
( )Grup t-shirtleri giymem ( )Genellikle Türkiye’de basılan ve satılan grup t-shirtleri giyerim ( )Genellikle kendi imkanlarım veya müzik marketler aracılığıyla yurtdışından getirttiğim grup t-shirtlerini giyerim ( )Genellikle konser mekanlarında satılan t-shirtleri alıp giyerim ( )Diğer[Yazınız:…………

21-Rock ve metal müzik çalan radyo programlarını dinler misiniz?Evet ise hangilerini?
( )Hayır dinlemiyorum ( )Evet dinliyorum[Belirtiniz:………..

22-Ülkemizde rock/metal müzik çalan barlara gider misiniz?
( )Hayır gitmem ( )Evet,sık sık giderim ( )Evet,arada bir giderim ( )Evet,çok nadiren giderim

23-Herhangi bir üniversitenin veya başka bir kurumun rock klübüne üye misiniz?Evet ise hangisine?
( )Hayır ( )Evet[Belirtiniz:………..

24-Türkiye’de bu tür müzikler dinleyen kişilerin bir birlik,dayanışma bilinci içinde hareket ettiğine inanıyor musunuz?
( )Evet ( )Hayır ( )Fikrim yok

25-Asıl zevkinizin dışında kalan,size uzak olan bir rock/metal türüne ve dinleyenlerine karşı yaklaşımınız ne şekilde olur?
( )Hiç dinlemem, o türe ve dinleyenlerine sempati duymam
( )Dinlemem, ancak başkasının ne dinlediğine karışmam
( )Dinlemem, ancak onun da kökü rock müzikten geldiği için saygı duyarım
( )Fazla önyargı taşımam, eğer elime dinleme şansı geçerse tekrar değerlendiririm
( )Diğer[Yazınız:…..

26-Fanı olduğunuz bir grup müziklerinde köklü ve alışılmadık değişikliklere giderse, farklı tarzlara yönelirse o gruba karşı tutumunuz ne olur?
( )Bu bana ters gelir, gruptan soğurum ve dinlemeyi bırakırım
( )Yeni tarzlarını iyice dinlerim,ona göre artık dinleyip dinlemeyeceğime karar veririm
( )Hiçbir tarz değişikliği beni fanı olduğum gruptan soğutamaz
( )Diğer[Yazınız:………….

27-Bu tür müzikleri ilk olarak dinlemeye başladığınız zamanlara göre kıyaslarsanız müzik zevkinizin herhangi bir değişiklik (örneğin saha yumuşak ve gürültüsüz türlere yönelmek gibi)gösterip göstermediğini söyler misiniz?
( )Hayır, genelde ilk başladığım çizgide devam ediyor
( )Evet, biraz daha sakin ve gürültüsüz türlere doğru bir yönelme oldu
( )Evet, ilk dönemlere göre daha sert müziklere yönelme söz konusu oldu
( )Fikrim yok
( )Diğer[Yazınız:…..

28-Sevdiğiniz gruplarının şarkı sözlerine ne ölçüde ilgi gösterirsiniz?
( )Genellikle dinlediğim grupların şarkı sözlerini merak ederim ve araştırırım
( )Sadece çok sevdiğim grupların şarkılarında neler anlattığı ilgimi çeker
( )Sadece sevdiğim bazı şarkıların sözleri ilgimi çeker
( )Genellikle şarkı sözleriyle ilgilenmem, araştırma gereği duymam
( )Diğer[Yazınız:….

29-İnterneti müzik dinleme konusunda ne ölçüde kullanıyorsunuz?
( )Her zaman ( )Sık sık ( )Yalnızca albümlerini bulamadığım grupları dinlemek için
( )Nadiren ( )Hiç bir zaman

30-İnternetin, kolayca ve herhangi bir ücret ödemeden mp3 indirip dinlemek yoluyla gruplara zarar verip onları maddi ve manevi kayıplara uğrattığına inanıyor musunuz?
( )Evet ( )Hayır ( )Fikrim yok

31-Yakın bir dönemde patlak veren ve ülkemizdeki rock/metal dinleyicisini olumsuz yönde etkileyip türlü baskılara maruz kalmasına neden olan “satanizm” olaylarının etkilerinin geçtiğine inanıyor musunuz?
( )Evet ( )Hayır ( )Fikrim yok

32-Sizce Türkiye’de rock/metal dinleyen kesime toplum tarafından aykırı ve marjinal damgası vurulup önyargıyla yaklaşılmakta mıdır?
( )Evet ( )Hayır ( )Fikrim yok

33-Hiç giyiminizden, görünüşünüzden veya sadece dinlediğiniz müzikten
dolayı toplum tarafından tepki gördüğünüz, rahatsız edildiğiniz zamanlar oldu mu?
( )Evet ( )Hayır

34-Sizce rock/metal müziği diğer müzik türlerinden farklı yapan etmenler nedir?
Yazınız:…..

35-Sizce Türkiye olarak kalite bakımından Avrupa ve dünya standartlarında bir rock/metal grubuna sahip miyiz?Evet ise hangileri?
( )Hayır ( )Fikrim yok ( )Evet[Belirtiniz:…..

36- Daha çok hangi tür televizyon programlarını izlersiniz?(çok cevap olabilir)
( )Haber ( )Belgesel ( )Tartışma ( )Yerli Filmler ( )Yabancı Filmler ( )Yerli Diziler
( )Yabancı Diziler ( )Spor ( )Magazin ( )Çizgi Filmler ( )Eğitim ( )Müzik ( )Diğer…….....

37-Daha çok hangi tür bilgisayar oyunlarını oynarsınız?(çok cevap olabilir)
( )Bilgisayar oyunları oynamıyorum ( )FRP ( )RPG ( )Adventure ( )Strateji ( )Platform
( )Spor ( )FPS ( )Puzzle ( )Shoot’em Up ( )Dövüş ( )Araba Yarışı ( )Diğer:……..

38-Daha çok hangi tür filmlerden hoşlanırsınız?(çok cevap olabilir)
( )Bilim-kurgu ( )Gerilim ( )Korku ( )Action-macera ( )Komedi ( )Dram ( )Savaş
( )Aşk ( )Tarihi ( )Kara-mizah ( )Western ( )Psikolojik ( )Diğer[Yazınız:……

39-Daha çok hangi tür kitapları okumaktan hoşlanırsınız?(çok cevap olabilir)
( )Bilim-kurgu ( )Polisiye ( )Macera ( )Roman-öykü ( )Mizah ( )Biyografi ( )Anı
( )Tarih ( )Araştırma ( )Deneme ( )Şiir ( )Eğitim ( )Korku ( )Felsefe ( )Diğer:……

40-Anket ile ilgili eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Yazınız:…

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz…

Oyun Sonu Canavarı



2003 yılından beri tuttuğum bir başka liste: Bitirdiğim bilgisayar oyunları.Yanlız eskisi kadar oyun oynayamıyorum sanırım..10 yılda 44 oyun..Uğraşıp da bitiremediğim oyunlar da oluyor tabi ama yine de düşük bir rakam..Bir de bilgisayar oyunlarının günümüzde görsellik bakımından sınırları zorladığını ancak içerik bakımından oyunculara pek yeni birşeyler sunamadıklarını göz önünde bulundurursak başında saatlerimi harcayacağım oyunlar bulmak konusunda sorun yaşamam doğal galiba...



Unreal:16 Ağustos 2003
The Curse Of Monkey Island:13 Eylül 2003
Max Payne:1 Ekim 2003
Neighbours From The Hell:15 Ekim 2003
Max Payne 2:27 Ekim 2003
Call Of Duty:10 Aralık 2003
Broken Sword III-The Sleeping Dragon:18 Aralık 2003
Tomb Raider-The Angel Of Darkness:2 Ocak 2004
Black Mirror:5 Şubat 2004
Armed&Dangerous:8 Şubat 2004
Splinter Cell:25 Şubat 2004
Syberia 2:19 Mayıs 2004
Manhunt:9 Haziran 2004
Painkiller:6 Temmuz 2004
Postal 2:23 Ekim 2004
Half-Life 2:17 Ocak 2005
Duke Nukem-Manhathan Project:31 Temmuz 2005
The Moment Of Silence:25 Ağustos 2005
Call Of Duty 2:5 Aralık 2005
Unreal Tournement 2003:27 Ekim 2006
Company Of Heroes:21 Ocak 2007
Tomb Raider:The Legend:17 Şubat 2007
Legacy Of Kain-Defiance:23 Temmuz 2008
Fahrenheit:8 Eylül 2008
Painkiller Overdose:18 Kasım 2008
F.E.A.R:8 Aralık 2008
Bloodrayne 2:4 Ocak 2009
Painkiller-Battle Out Of Hell:14 Ocak 2009
Company Of Heroes-Opposing Fronts:22 Ocak 2009
Call Of Duty 4:5 Nisan 2009
Medal Of Honour:Pacific Assault:19 Nisan 2009
Splinter Cell Conviction :8 Eylül 2010
Call Of Duty 5:12 Ocak 2011
Homefront - 17 Nisan 2011
Crysis 2 :3 Ağustos 2011
Heavy Rain:27 Ağustos 2011
Assassin's Creed / The Brotherhood :13 Aralık 2011
Call Of Duty - Modern Warfare 3:7 Ocak 2012
Alan Wake - 4 Haziran 2012
Yesterday - 14 Ekim 2012
Machinarium - 5 Ocak 2013
F.3.A.R - 21 Temmuz 2013
Trine 2 - 17 Eylül 2013
The Next Big Thing - 29 Eylül 2013
Tomb Raider - 26 Ekim 2013

Sunday, July 08, 2012

İçki Koleksiyonu - 7 / Cutty Sark Blended Scotch Whisky


İsmini "The Cutty Sark" adında, 1871 yılında Londra'da kalkıp Atlantik ve Pasifik Okyanuslarını sadece 107 günde aşarak bir rekora imza atan (Bu rekor ancak 1989 yılında kırılabilmiştir) dönemin ünlü İngiliz gemilerinden birinden alan bu İskoç viskisi, favori harmanlanmış viskilerimden biridir. (Bu arada bahsi geçen gemide, İngiltere'nin Greenwich limanında demir atmış vaziyette müze olarak hizmet vermekte iken 2007 yılında bir yangın çıkmış; gemi neyse ki fazla zarar görmemiş, hemen tadilata alınmış, 2012 Nisan ayında da tekrar müze olarak ziyarete açılmıştır)

Cutty Sark'ın gayet hoş ve kolay bir içimi var. Normalde Scotch viskilere tek buz atarım ancak bu viskide buna gerek duymuyorum. Ölçülü sertliği, boğazı hiç yakmaması, ertesi gün hiç baş ağrısı yapmaması ve makul fiyatı gibi özellikleri ile Cutty Sark'ı bütün viski severlere tavsiye ederim. Hatta fiyat-performans bakımından piyasaki en başarılı isimlerden biri olduğunu düşünüyorum..

Bu arada şişenin üzerindeki yer alan sloganın bu viskiye mükemmel derecede uyduğunu düşünmekteyim: OUR ACTIONS DEFINE WHO WE ARE

Geminin bir fotoğrafı:


Selamiçeşme Blues

2007 yılında Atlantis Müzik'te çalışırken yaptığımız işlerden biri de yerli grupların albümlerini basmaktı. O dönemde Raven Woods-..And Emotions Are Spilled, Gargoyle-March of the Heroes, Cenotaph-Reincarnation in Gorextasy gibi Türkiye standartlarının üzerinde sağlam albümler çıkarmıştık. Ha, peki yerli albümler satıyor muydu diye soracak olursanız maalesef iç açıcı bir cevap veremeyeceğim. O zamanlar yerli albümlerin fiyatları 10 TL idi. (2 bira parası ediyor, halen da fiyatları bundan daha yüksek değil) En çok satan albümümüz yaklaşık 2000 kopya ile Crossfire'ın Aggression Treaty albümü idi. Ondan sonra Raven Woods'un albümü geliyordu. 500 tane basılan ilk baskının hepsi bitmişti. (Bir kısmını takas yaparak yurtdışına göndermiştik) İkinci baskıda da 500 tane basmıştık ancak bu partiden elimizde kalanlar olmuştu. Yani toplamda yaklaşık 800 adet civarı Raven Woods albümü satılmıştı. Farkındayım, bunlar yabancı gruplarla karşılaştırıldığında çok komik rakamlar ancak Türk metal piyasası içinde başarılı bir istatistik olarak gözüküyor..(Ülkemizde metal müzik dinleyip yerli gruplarımıza destek olan kaç kişi var, bu rakamlardan bir tahmin edin bakalım)

Albüm çıkartma işinde benim görevim telif hakları ve Kültür Bakanlığı ile ilgili bürokratik işlemleri halletmekti. Eserin içeriği ile ilgili evrakları önce MSG'ye (Musiki Eseri Sahipleri Grubu) ve MESAM'a (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) iletirdim. Buralarda çalışan birtakım insanlar albüm çıkaracak sanatçının kendi birliklerine kayıtlı olup olmadığını araştırır; kendilerine kayıtlıysa telif hakkı adına sizden ücret ister, kayıtlı değillerse de evraklara basit bir kaşe basarlardı. Tabi bu kaşe basma işi elemanların işi savsaklamasından dolayı 1 gün yerine genellikle 1 hafta - 10 gün sürerdi. Bu aşama geçildikten sonra evrakları MÜYAP'a (Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği) götürürdüm. Bu kuruluş da albümün radyo, TV ve diğer ortamlarda kullanımına ilişkin lisanslama faaliyetlerini yürütür, basitçe halledilebilecek bir sorunu (örneğin parça adlarının birindeki ufak bir harf hatası) mümkün olduğu kadar büyütür ve insanı dellendirirdi. (Adamların mail adresi de şahaneydi bu arada: korsanlamucadele@mu-yap.org )


Bütün bu bürokratik işlemleri hallettmeyi başarabilirsem vapura atlayıp Eminönü'ne geçer ve işin son ayağı olan Kültür Bakanlığı'nı ziyaret ederdim. Burada da eserin bandrolünün alınmasına ilişkin işlemler yapılırdı. Tabi her devlet dairesinde olduğu gibi bir imza için oradan oraya koşturmak gerektiğini, gerekirse saatlerce yetkililerin toplantısının bitmesini beklemek zorunda kaldığımı falan belirtmem lazım..

Herşey tamamlandıktan sonra (Bu en az 1 hafta sürerdi, bir keresinde ise bizim patron işleri ağırdan aldığı için 2 ayı bulduğu olmuştu) onaylanmış evrakları, bandrolleri, albüm kapak resimlerini alıp Unkapanı'nda bulunan bir dükkana götürürdüm. Orası da bunları albümün basılacağı fabrikaya iletirdi ve benim görevim biterdi..

Bütün bunları neden yazdım peki? Bu dönemde eski Pentagram gitaristi, Reflex ve Bulutsuzluk Özlemi'nde de çalmış olan Murat Net'in solo albümünü de basmıştık. Usta gitarist albüme Selamiçeşme Blues adını vermişti. Bir gün internette dolanırken bir röpörtajda adımın geçtiğini fark ettim. Meğerse Murat Net'in bir müzik dergisiyle yaptığı bir röpörtajmış. Benden de şöyle bahsetmiş:

"...bu esnada, albümün çıkabilmesi için maksimum çabayı harcıyanlardan biri olan Serhat Kongur, albümün çıkabilmesi için gerekli olan telif hakları, kültür bakanlıgı işleri gibi bürokratik islemlerle ilgilendi.Kendisine teşekkür ederim
Ama kapak hazırlanırken bunlardan habersiz olduğum için albüm kapakçığındaki teşekkür listesinde ismi geçmiyor
"


Belki küçük bir şey ama hoşuma gitmişti. Bir gün bir albümün kitapçığında ismimin geçtiğini de görürüm umarım..

Bu arada aşağıya Kültür Bakanlığı'na bandrol alımı için verilen kayıt tescil belgesinin bir örneğini koyuyorum. İçini epey sıkılmış olduğumuz bir anda iş yerinden arkadaşım Mutlu ile doldurmuştuk...



Saturday, July 07, 2012

Yalnız Uzaya


Birkaç sene önce minibüs caddesi üzerinde evin yakınlarında çektiğim bir fotoğraftı..YALNIZ uzaya gönderemiyor olmalarına rağmen bu iddialı adamların ömrü fazla uzun olmadı, şimdi yerinde bir başka çiçekçi var..

Monday, July 02, 2012

İbretle...




TDK'ya göre ibretin kelime anlamı şuymuş:

1 . Kötü bir olaydan alınması gereken ders, uyarıcı sonuç

2 . sıfat, halk ağzında Çirkin, kötü, acayip.




İlk gördüğümde ifade bir tuhaf gelmişti, hala öyle geliyor..


(Fotoğrafı yaklaşık 4 sene önce Acıbadem'de çekmiştim.)

Saturday, June 30, 2012

İçki Koleksiyonu - 6 / Stolichnaya Razberi Vodka



Stoli Vanil'den sonra 1901'den bu yana dünyanın en kaliteli votkalarından birini üreten Rus devi Stolichnaya'nın bir diğer harika çeşitini tatma fırsatı buldum: Stoli Razberi.Raspberry, yani ahududundan üretilen bir şeyin lezzetsiz olabileceğini düşünmek mümkün müdür?Pek tabi ki değildir..Şişeyi açtığınızda insanın burnuna ahududu reçeli, kaynatılmış şeker ve böğürtlen karışımından oluşan kuvvetli bir koku geliyor..Yudumladığınızda ise damağınıza dalga dalga ahududu tadı akın ediyor.Tabi bütün bu tatlı aromaların Rusya'nın kaliteli buğday ve arpalarından üretilen votkayla dengelendiğini ve böylece içkinin sertliğinin korunmuş olduğunu söylemek gerek..Stoli Razberi, zor bulunan ve bulunduğunda hiç düşünülmeden alınması gereken votkalardan bir tanesi..Deneyin, hiç pişman olmayacaksınız..Bu arada aldığım yerde (Rind Tobacco Shop) şişeyi Stolichnaya'nın aşağıda resmi yer alan orjinal poşetine koydular.."The most original people deserve the most original vodka" Gerçekten orjinal bir slogan...


DEĞERLENDİRME PUANI:8/10



Sunday, June 24, 2012

...And Oceans / A.M.G.O.D (2001)

Vakti zamanında o kadar çok zamanım varmış ki üşenmemişim bir albüm kritiği yazmışım.Üstelik İngilizce yazıp Metal-Archives'e göndermişim..Sonra "track by track review is not allowed" diye cevap gelmiş ve doğal olarak yayınlanmamış sitede..Oysa ki Metal-Archives de gururla temsil edebilirdim ülkemizi..Olmadı sonuçta..Şevkim kırıldı..Bari yıllar sonra blogumda yayınlayım...



...AND OCEANS / A.M.G.O.D







Some years ago, I’ve visited one of the metal shops around here and saw ...And Oceans' strange titled A.M.G.O.D album on budget CD's shelf.I've never heard about the band by that time.But I thought that a label like Century Media can't press a terrible album and decided to give it a chance.That was one of the very good choices of mine so far...

First of all, I'm not against symphonic black metal (I enjoy these Finnish guys' first two symphonic black metal works too) but A.M.G.O.D is a brilliant step in ...And Oceans' progressive music career.You can somewhat call this "Electronic-influenced, futuristic black metal" but it's offering much more to the listener..

The first track "Intelligence Is Sexy" begins with a ultra catchy and strange keyboard melody.Then an industrial guitar tone comes in.After that, suddenly the band turns it's style towards their old times, a raw black metal sound appears..And later in the track, it turns to industrial again.I have to tell, the whole album's full with changes like this.

"White Synthetic Noise" opens with a slow guitar riff and accelerates just seconds after.In the middle of the track, an electronic part takes place.You can hear the disco beats for a while but it doesn't last long.

"Tears Have No Name" was a indispensable song for me for years.The main melody of this song is truly amazing.I would kick at the doors and scream when the rhytm guitar starts to follow the thrilling keyboard tunes.Besides, the lyrics of this song are very emotional surprisingly.You can't except such deep lyrics from this song full of vim.For example:

"The angel of my dream
Carried away to the stars
Hurt by your cruelty
I breath your beauty
Alone in the rain
With tears that have no name"


Great song indeed..

"Esprit De Corps" is another highlight of the album..Very fast and heavy..The screams at the chorus are also awesome: ”Pigs, pigs, pigs..Espirit De Corps"

"Odious&Devious" starts reminding ...And Oceans' early times.The raging black metal sound suddenly turns into electronic stuff.Then another excellent guitar riffs are occuring and finally the song comes to an end.

Only the ending guitar solo on the sixth track called "Of Devilish Tongues" draws my attention there.It's a weak song otherwise.

"Postfuturistika" is another good one.There are some great riffs here.By the way, the band deserves a greeting for creating weird and original song titles like this..

"TBA In A Silver Box" is one of the darkest songs I've ever listened. When I imagine myself standing lonely at the seaside, watching the waves at night while drinking some booze during pouring rain, this song would be the first choice to complete the atmosphere.

Last song of the album "New Model World" is made for just fun, I guess.If a genre like "Dark Techno" would exist, this one would really fit that..

At last, I think A.M.G.O.D had disappointed many of the band's old fans because of the band's electronic and industrial influences after first two albums but the album's "A Must" for all open-minded metalheads...Well worth a listen…

İçki Koleksiyonu - 5 / Jameson Select Reserve Small Batch Whiskey






İçki koleksiyonumuzun bu bölümünde Jameson Irish Whiskey'in özel üretimlerinden biri olan Jameson Select Reserve Small Batch'i anlatmaya çalışacağım.Ama öncelikle şu Small Batch olayına bir açıklık getirmek istiyorum..Small Batch'in, Türkçeye çevrilince "küçük parti" gibi bir karşılığı oluyor..Bu da içki piyasasında şöyle bir anlama geliyor: Sürekli ve seri biçimde üretilen ana üründen (örneğin standart 3 yıllık Jameson ya da herhangi bir marka) farklı olarak küçük partiler halinde ancak yapım aşamasında pek çok detaya önem verilerek üretilen içkiler..Buradaki detaylar da bu tür içkilerin hammaddelerinde, damıtımlarında ve dinlendirme sürelerinde kendilerini belli ediyor ve sonunda ortaya standart markadan farklı, daha lezzetli içkiler çıkıyor..

Jameson Select Reserve Small Batch Viski de böyle özel bir üretimin sonucu.Pot still denilen geleneksel imbiklerden geçirilerek üretiliyor ve klasik Jameson'a göre daha zengin ve dolgun bir tat sunuyor.Orjinal Jameson'dan daha sert bir viski olmasına rağmen burada da vanilya ve karemel tadı yoğunlukla hissediliyor..Şişelenmeden önce sherry fıçılarında uzun yıllar bekletildiği için viskiyi yudumlarken tatlı bir sherry aroması da kendini hemen belli ediyor.

Jameson hastalarının denemesinde fayda var..Tabi fiyatının biraz tuzlu olduğunu söylemek lazım..

Bu arada kutu ve şişe tasarımı çok başarılı.Alt taraftaki fotoğrafta Jameson tişörtümle kombine edince ortaya garip bir tablo çıktı gerçi:





DEĞERLENDİRME PUANI:8,5/10

Mayhem İzmir'de!

Kaynak: Türkiye'de ağır müziğin geçmişi




Gerçekten tarihe geçecek bir foto..Belki de dünyanın en uğursuz metal grubu olan Mayhem, orjinal kadrosuyla İzmir'de..Fotoğraf, 1990 yılının Aralık ayında çekilmiş..O tarihe kadar çıktığı konser sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen Mayhem'i kim nasıl getirmiş İzmir'e, gerçekten bilmeyi çok isterdim..Ortada duran ve yüzü pek seçilmeyen Per "Dead" Ohlin, bu fotoğraf çekildikten yaklaşık 4 ay sonra kendi hayatına son verecekti..Onun sağında yer alan Øystein Aarseth (Euronymous) ise bundan yaklaşık 3 sene sonra black metal'in bir başka kült ismi Varg Vikernes tarafından bıçaklanarak öldürülecekti..En sağda yer alan ve spor ayakkabıları göz kamaştıran davulcu Hellhammer ve Dead'in önünde elinde pazar poşeti taşıyan basçı Necrobutcher'ın da aynı karede yer aldığı efsane bir fotoğraf bu..